fbpx

Goethe ve Werther’in Acılarına Romantik Bir Bakış

Johann Wolfgang Von Goethe, 28 Ağustos 1749 tarihinde Frankfurt’ta dünyaya geldi. Alman edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Goethe sadece içinde bulunduğu coğrafya ile sınırlı kalmamış, tüm dünya edebiyatına yön veren önemli bir isim haline gelmiştir.

Yazına başladığı  ilk yıllarda romantizm akımının etkilerinden büyük ölçüde etkilenip bu türde yazan Goethe, ilerleyen yaşlarında klasisist bir vizyon edinmiş, yazılarının seyrini taban tabana zıt biçimde değiştirmiştir.

Son derece entelektüel bir kişiliğe sahip olan Goethe, 1770 yılında etkileri yüzyıllar sonra bile hala devam edecek olan Faust isimli eserini kaleme almıştır. Doktor Faust ile şeytan(Mefistofeles) arasındaki mücadeleyi anlatan bu şiirsel oyunu ancak ölümünden kısa bir süre  önce tamamlayabilmiş, eserde  “aydınlanma” hareketini ve bu hareketin Alman aydınının üzerindeki etkisini yansıtmıştır.

Faust’u kaleme alışından dört yıl sonra, 1974’te etkileri bütün Avrupa üzerinden uzun süre silinmeyen Genç Werther’in Acıları adlı yapıtını yayınlamıştır. Eserin yayınlanmasının ardından intihar oranlarının artması, o günlerde romanın popülerliği nedeniyle gençlerin tıpkı Werther gibi giyinip,  sevdiklerine onun gibi ilanı aşk etmeleri romanın etkileyicilik oranın ne denli büyük olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Henüz 27 yaşındayken yazdığı bu mektup tarzındaki romanında; umutsuz bir aşığın onu felakete sürükleyen ve aynı zamanda Goethe’nin hayatından otobiyografik izler taşıyan hüzünlü bir hikaye okuruz. Hayali arkadaşına yazdığı mektuplarda, hayranlıkla aşkını anlattığı Lotte’sinden arkadaşlıktan öte bir karşılık alamayan kahramanın içine düştüğü çaresizlik, onu intihara sürükleyecek bir acı haline gelir.

Werther bu bağlamda son derece romantik bir karakter olma özelliği taşır. Çünkü eser boyunca tarif edemediği hislerin yönetimi altında savrulmaktadır. Aşk onu öyle bir noktaya getirir ki yaşamından vazgeçecek kadar  (Freudian bir okumayla) ‘ölüm’ü arzular. Bu noktada Eros ve Thanatos yaşam ve ölümü temsil eden iki temel dürtü olarak karışımıza çıkar. Eros yani aşk, Werther için bir yaşama nedeniyken (yaşam içgüdüsü), karşılıksız aşkı onu ölüme sürükleyecek bir intihar nedeni haline gelir (ölüm içgüdüsü-Thanatos).

Werther evrensel bir arketipin sınırlarını çizerken, aynı zamanda geleceğe de seslenerek tüm zamanlar için bir başyapıt haline gelmeyi başarmıştır. Goethe için söylenecek çok şey var. Fakat yazımızı yine Goethe’nin son sözleriyle bitirmek son derece anlamlı olacaktır. Daha fazlasının dünyamıza girmesi dileğiyle…

“Işık, daha fazla ışık.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.