fbpx

Haftanın Pasajı/ Bir Ölümlerin Tarihini Bilirdik

Hiç uykum gelmezdi. Daha doğrusu, hiçbirimizin uykusu gelmezdi. Teksir makinasının başında sabahlardık. Çay ve sigara için bol bol kitap okurduk. Sonrasında yine çay ve sigara içerek uzun uzun konuşurduk. Tartıştığımız da olurdu. O dönem ki arkadaşlarımdan gövdesiz, belirsiz bir kalabalık gibi bahsettiğime bakmayın, hepimizin güzel isimleri vardı: İhsan, Refik, Kemal ve Emel.

Ve Emel.

Bir tarafta, bıyıklı hoyrat adamlardan müteşekkil biz, diğer taraftan bütün zerafetiyle, ismini kendimizden her daim ‘ve’ ile ayırdığımız Emel… Gizliden gizliye hayrandık ona. Konuşmasını, bağırmasını, fısıldamasını, gülmesini, sigara içmesini izlemeye doyamazdık. Düşünürken sol elini çenesine koyardı, ben ona da doyamazdım.

Velhasılkelam üniversitedeki ilk yıllarımız böyle geçti. Üçüncü sınıfın başında Emel ile kendimizi, arkadaşlığın birkaç adım ötesinde bulduk. Kemal de Mine’yle o sıralar tanıştı. Net bir günü, net bir cümlesi olmadan başladı her şey; kendiliğinden, ağır ağır içimizde hasıl oldu. Zaten o dönemlerde, hayatımızı takvim yapraklarına kaydetmek gibi bir alışkanlığımız yoktu. Bir ölümlerin tarihini bilirdik, sayıları artınca onları da bilemez olduk.

Son sınıfa geçtiğimizde geldi bütün sonlar. 9 Nisan’dı. Havada kırık, insanın içini acıtan bir güneş vardı. Refik’i Balat’ta bir ara sokakta, annesinin evine giderken vurdular. Refik’in kafasının arkasından giren mermi, mavi gözünden çıkıp hepimizi darmadağın etti. Hemen değil ama yavaş yavaş…

Muhtelif Evhamlar Kitabı – İçler Dışlar Çarpımı / Ömür İklim Demir

* Fotoğraf: Richard Tuschman Hopper Meditations

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.