fbpx

Haftanın Pasajı / Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Artık sevdiği kadını özlemek ve akşamları ona hikayeler vermek için, sabahın kör vakitlerinde, şehrin bir yerlerine giden adamın hikayesine devam edebilir miydim? Edemezmişim gibi geliyordu. Bilmiyordum.

Müzeyyen’in aktaramadığım bölümler, gelip kapımı çalıyor, “Abi, n’olucaz biz?” Diyorlardı. Onlara, “Gidin” diyemezdim. Uzak yollardan geliyor, ömürleri bitiyor, yolları bitmiyordu. Surdibi mahallelerden, yuvarlak Kemal satan fırınlardan, Saray kalıntılarını çevreleyen metrukhanelerden, salkım saçak banliyö trenlerinden geliyorlardı. Etekleri, diz altına, ayak bileklerine iniyor, iki bir başörtülerini düzeltiyor, kucaklarında, hepsi birbirine benzer zıbınlar içinde, aynı yaşta bebekler taşıyarak, boyları, posları, kiloları, yaşları, bakışları, sessizlikleri birbirine benzer kadınlar olarak geliyorlardı. Benzerliği anlayabilirdim ama bu tıpatıp aynılıkta beni tedirgin eden bir şeyler vardı.

Askeri okul öğrencileri olarak geliyorlardı. Şapkalarını ellerine almış, diğer elleri ile tutamaklara asılmış, genç ve çakı gibiydiler. Şapkalarının iç çeperlerinde, şeffaf naylondan mamul küçük ceplerde, yakınlarının, sevdiklerinin fotoğraflarını taşıyorlardı.

Fotoğrafların birinde, dalgalı saçlı, gür bıyıklı, açık alınlı, orta yaşı geçmekte olan bir adam bakıyordu. Bu adamı tanıyordum. Ya da bana öyle geliyordu. Memleketimin geyiklerin sürüyle, çoban göçerlerin binlerce koyunlarıyla, kaçak atlarını arayan delikanlıların, ceplerinde tuz, ellerinde de ip yularlarla dolaştığı dağlardan inmiş adamlara benziyorlardı.

 Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku – İlhami Algör

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.