Haftanın Pasajı/ Yılmaz Güney: Sevsem Yasak, Konuşsam Yasak

Rüzgar gözlerimi kamaştırıyordu. Yüzüm gözüm toz içinde. İstasyona gitmeyi düşünüyordum, Kurtuluş Bar’ın arkasındaki bahçeye daldım, bakımsızdı. Otla diz boyu yükselmişti, kurumuş çam yaprakları saçlarıma dökülüyordu. Oturdum. Rüzgar tüm umutlarımı götürmüştü.

İnançlarım eskisi gibi değil, dokuz aydır işsizim. Bir hiç yüzünden işten atılmıştım. “Hey!” Dedi biri. “Buraya girmen yasak.” Sesin geldiği yöne döndüm, can sıkıntımı çıkartmak istercesine “Niye yasakmış?” Diye bağırdım. Adamın sesi çatladı, kırıldı: “Neblim ben. Yasak dediler işte,” dedi korkakça. Sonra bir iki kez yanlarına bakındı, iç geçirdi, soludu. Başını öne eğdi, pantolonunu dizlerinin üstüne koydu. Yırtık yerlerini dikmeye başladı. İçimden bir ezilme oldu, kendimden utandım. “Puşt!” Dedim kendi kendime. “Adamın suçu ne?”

Dişlerimin arasına bir çam yaprağı kıstırdım, kalktım. Adama baktım, sakallıydı. “Kusura bakma dayı,” dedim. “Demin sana bağırdım.” Yüzüme bir başka baktı, küçüldüm. Kirpikleri dökülmüş gözlerini kıstı. “Bana yasak dediler evlat,” dedi. “Ben de karın tokluğuna çalışıyorum.” İçimde bir kaynaş oldu, ciğerlerimin yerini değiştiriyorlardı. Daha çok durmadım.

Bu yasaklar hiç bitmeyecekti. Yasakların arkasında bir adam gülecek, biz bu yasaklar içinde eriyip gidecektik. Ne yapsak yasak; sevsem yasak, konuşsam yasak, yazsam yasak. Tüm ömrümüz böyle geçecek, yasaklar hiç bitmeyecekti.

Yılmaz Güney – İlk Gençlik Öyküleri

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.