Hayatın Anlamı Koca Bir ‘Hiç’ / Bergman

“Yetiştirilmemizde çoğunlukla suç, itiraf, ceza, bağışlanma, lütuf gibi kavramlar; çocuk, anne-baba ve Tanrı arasındaki ilişkilerdeki somut unsurlar temel alınmıştı. Bunların tümünde kabul ettiğimiz ve anladığımızı sandığımız doğal bir mantık hüküm sürerdi. Nazizmin tuzağına bu kadar kolay düşmemizde bu gerçeğin etkisi olabilir. Özgürlük sözcüğünü hiç duymamıştık, hele özgürlüğün tadının nasıl olduğunu hiç bilmiyorduk. Hiyerarşik bir sistemde tüm kapılar kapalıdır…”

Tanrı İnancının, arayışın, varoluşun sorgulandığı bir Bergman filmi Kış Işığı. Filmde, kilisede Papaz olan Tomas’ın inancını kaybedip yaşam karşısında’ hiç’i seçmesi varoluşsal sorunları beraberinde getirirken; Bergaman’ın Yedinci Mühür’ünde karşımıza çıkan “benim tüm hayatım manasız bir aramaymış” sözü Kış Işığı’nın tüm atmosferine siner. Tomas’ın arayışının sonucu bir hiçtir. Ne onu bekleyen bir Tanrı ne de ona ses veren bir yaratıcı vardır. Kilisenin içerisinde onu saran derin bir sessizlik vardır.  Tiyatral simgelerin hâkim olduğu filminde her bir detay, kurgusal ifadede, bireyin sanrısına dönüşür.

“Zulüm güvenli dünyamızı parçalıyor. Bu çok ezici ve Tanrı uzakta duruyor.”

Bergman filmlerinde ‘Tanrı’ kavramının sorgulanışı İki şekilde karşımıza çıkar; tanrıdan umudun kesilişi veyahut da tanrıyla hesaplaşma içerisine girilmesi. Kış ışığında hem bir duyarsızlaşma hem de İncil üzerinden sorgulamalara yer verilir. Nitekim kiliseye ayine gelen Jonas’ın inancını kaybetmesi ve sorduğu sorular karşısında Tomas’ın çaresiz kalması filmin ana hattını oluşturur.

“Neden yaşamaya devam etmeliyiz?”

Bergman’ın filmlerinde Tanrı’yla karşılaşma, korku imgesi içerisinde verilir. Hristiyan inancının sorgulandığı çoğu sahnede Tanrı, korkulan, uzak durulandır. Hem Aynanın İçinden filminde hem de Kış Işığı’nda Tanrı, bir örümcek imiyle verilir. Zihne ağlar ören, onu kapatan, sınırlayan, bedeni ele geçiren korkunç bir örümcek…

Bazen insan çok savunmasız oluyor, insanın kendi karmaşasını görüp anlaması çok korkunç bir şey. Kapı açıldı, gelen Tanrı bir örümcekti. Bana doğru geldi ve yüzünü gördüm. Çok korkunç, donuk bir yüzdü. (Aynanın İçinden)

Tanrıyla yüzleştiğim anlarda; çirkin ve iğrenç bir mahlûka dönüştü. Bir örümcek Tanrı bir canavar. Korkunçtu. Böylece ışıktan kaçtım, karanlığa gömüldüm. (Kış Işığı)

Filmin ilerleyen kısımlarda, kilisenin duvarında elinde satranç tahtası tutan Azrail resmi görülür. Yaşama dair anlamın irdelendiği bu sahnelerde, ölüme vurgu yapılır. Sahnelerin çoğuna sinen sessizlik, bu kısımlarda da ön plandadır. Tanrı, aynı zamanda sesisin içerisinde aranan bir sessizliktir Bergman’nın sinematografisinde…

-Neyin var Tomas

-Tanrı’nın sessizliği…

Hristiyan inanca sıkça göndermelerin yapıldığı filminde; Tomas’ın Tanrım neden beni terk ettin sözüyle, İsa’nın işkenceye uğradığı ana gönderme vardır. Nitekim İsa’nın ölüm anında inancını kaybettiği söylenilir. Kilisede çalışan, fiziksel görünümüyle Quasimodo’yu çağrıştıran Zangoç’un’ İncil yorumu da bu anlamda oldukça etkileyicidir.

En az İsa kadar fiziksel acı çektim. Ve çektiği işkence nispeten kısaydı. Bildiğim kadarıyla dört saat civarındaydı, değil mi? Başka bir çeşit acı çekmiş olabileceğini hissediyorum.  Belki tamamen yanlış anlamışımdır. Ama Getshemane’i düşünün peder.  İsa’nın öğrencileri uyuyorlardı. Son yemeğin anlamını kavrayamamışlardı.  Ve sonra kanun adamları geldiğinde kaçıp gittiler. Ve Peter onu reddetti. İsa öğrencilerini üç yıldan beri tanıyordu. Her anlarını beraber geçirdiler. Ama ne demek istediğini anlayamadılar. En son kişiye kadar onu yalnız bıraktılar. Ve tek başına kaldı. Bu acı vermiş olmalı. Kimsenin anlamadığını fark etmiş olmak.  Güvenebileceğin birilerini ararken terk edilmek. Bu ıstırap verici olmalı.  Ama en kötüsü daha gelmemişti. İsa çarmıha gerildiğinde ve asılı kaldığında acılar içinde, bağırdı:” Tanrım, Tanrım!” neden beni terk ettin? Bütün gücüyle bağırdı… Ölmeden önceki anında İsa şüphe içerisinde kaldı. Kesinlikle bu onun en büyük sıkıntısı olsa gerek. Tanrı’nın suskunluğu.

Filmde Tomas’a aşık olan Mart karakteri, materyalist yönüyle dikkat çeker. Bergman filmlerinde aşina olduğumuz iletişimsizlik, Marta ile Tomas üzerinden pek çok sahnede hissettirilir. Tomas’ın onca arayışına rağmen Marta’nın verdiği cevap oldukça nettir: “Tanrı yok! Bu kadar basit.” Yüzün önemli olduğu Bergman filmlerinde; sahnelerin çoğunda uzun konuşmalarla bireyin yüzü ön plandadır. Yakın plan çekimlerle işlenen bu yapı, derin, melankolik bir hava yaratır. Yönetmenin sinemasına has olan kompozisyon unsurlarına eklenen ışık, her bir sahneyi çerçeveleyerek oldukça etkileyici bir görsellik oluşturur.

“Sevgi, Tanrı’nın varlığının kanıtıdır.  Sevgi insanlık için gerçek güçtür.”

 

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.