‘Her ne yapsak yola çıkan birini andırıyoruz.’ Rilke

“Kim bizleri böylesine ters çevirmiş, her ne yapsak yola çıkan birini andırıyoruz?”

Duiono Ağıtları

Rilke’yi, kendi şiirinde geçen iki kelimeyi kullanarak tanımlasak pek güzel olur: “Ölülerden çağlayarak” gelendir o.

Bu kudretli şair, nesnel tarafından taarruza uğrayıp örselenmiştir.

Zamanımızda katıksız şaire artık ender rastlanmaktadır, ama belki de ondan daha az rastlanan şey, bütün bir yaşamın salt şiirsel bir varoluşa dönüşmesidir. Böyle bir uyumun bir insanın kişiliğinde örnek bir biçimde gerçekleştiğini görebilme mutluluğuna erişene düşen, hem kendi kuşağına hem de belki bir sonraki kuşağa bu manevi mucizenin tanıklığını yapmaktır. Tıpkı Rilke’nin yaptığı gibi.

“Herkesin yaşamında öyle saatler vardır ki, insan yalnızlığını verip ne denli yavan ve ucuz olursa olsun bir beraberliği almak ister karşılığında; iyi kötü ilk rastlayacağı kişiyle, en sıradan bir kişiyle sözde birazcık bir anlaşma uğruna yalnızlığı elden çıkarmak ister? Ama belki de yalnızlığın büyüdüğü saatlerdir bunlar, çünkü onun büyüyüşü de tıpkı oğlanların büyümesi gibi birtakım acı ve sancılarla gerçekleşir ve baharın ilk günü gibi hüzünle dolup taşar. Ancak, şaşırtmasın bu sizi. bizlere gereken yalnızlıktır, büyük, içsel bir yalnızlık. kendi içine yürümek ve saatler boyu kimselere rastlamamak?”

Rastlantıların, ağıtların ve rüyaların şairidir Rilke. Stefan Zweig’ın ondan bahsederken söylediği gibi: “Onun ne adresi ve aslında ne de bir vatanı vardı; İtalya’da, Fransa’da ya da Avusturya’da aynı rahatlıkla yaşayabilirdi ve nerede olduğu hiçbir zaman bilinmezdi. Onunla karşılaşmak, hemen her zaman bir rastlantıya bağlıydı…”

Freud’un kaleme aldığı On Transience isimli denemesinde, Rilke ile arasında geçen konuşmanın bir bölümünü aktarır Freud.

İkili, bir yaz günü doğanın tüm güzelliğini sergilediği bir bahçede dolaşmaktadır. Freud keyifliyken, Rilke huzursuzdur ve birden gözleri dolarak ağlayacak gibi olur. Freud bunun üzerine sorar: ”Doğanın tüm güzelliğini bahşettiği, böylesine güzel bir bahçede dolaşırken sorun nedir?” Rilke cevaplar: ”Güzel ama hepsi bir gün bitecek, tıpkı insanlar ve insanların yarattığı tüm güzellikler gibi.”

Rilke; varoluş sıkıntısının insanın düşünsel dünyasında meydana getirdiği değişiklikleri bir cümlede o kadar güzel özetlemiş ki, gözlerinin neden dolduğunu tüm can yakıcılığıyla hissedebiliyorsunuz.

“Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Soruların kendisini sevmeye çalış, kilitli odalar ve yabancı lisanda yazılmış kitaplar gibi. Cevapları şimdi arama. şu anda cevaplar sana verilemez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu her şeyi yaşama meselesidir. Şu anda senin, soruyu yaşaman gerekiyor. belki daha ilerde, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabını yaşarken bulacaksın.”

Rilke, kibardır. Kimseyi yanına yaklaştırmaz. İncedir. Ve, uzaktır. Kendi insanlığından, çelişkilerinden ve kırıklarından, bir salgın hastalıktan korkar gibi korkanlar için bomboştur Rilke. Onlara söyleyecek lafı yoktur. Başkalarına dair düşler kurar, fakat asla başkalarının yaşamlarının düşlerini yıkmakla uğraşmaz. Zekidir. Ancak, aklının bile kölesi değildir. Olmayan köklerden, kutsal meleklerden, örten ninnilerden bahseder. Dans ederken yalnız olmak isteyen birine ancak o dokunabilir.

Rilke’ye şefkat ve sevgi ile.

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.