İLKEL FOTOĞRAF MAKİNESİ: CAMERA OBSCURA

Fotoğraf makinesinin temeli kabul edilen Camera Obscura, fotoğrafın bulunuşundan yüzyıllar önce ressamlar tarafından kullanılmaya başlanmıştı bile.

Camera Obscura: Latince’de karanlık oda.

Her tarafı tamamen kapalı, içine rahatça bir insanın girebileceği büyüklükte karanlık; yalnızca bir yüzeyinin ortasında, ışığın geçmesini sağlayan bir deliği bulunan oda olarak da tanımlanabilir. Çevreden yansıyan ışıklar delikten geçmektedir ve odanın içindeki yüzeyde bir görüntü oluşturmaktadır.

Odanın içinde bunu kaydedecek olan kişi de yüzeyde oluşan bu görüntü üstüne bir kâğıt koyarak oluşan yansımayı doğru bir perspektifle çizmektedir. Bu görüntü tamamen ters bir görüntüdür. Camera Obscura ile altyapısı oluşturulan resimler, daha sonra yağlı boya veya sulu boya ile son halini almaktadır.

17. yüzyılda karanlık oda zorunluluğunu ortadan kaldıran taşınabilir Camera Obscura’lar üretilmiştir. Kolaylıkla taşınabilen bu aygıtlar, buzlu camları ve görüntülerin üzerine düşürüldüğü düzlemiyle ressamlara büyük bir kolaylık sağlamıştır.

Camera Obscura tekniği, özellikle portre ressamlığında ve objelerin yakın çiziminde, oran-orantı ve perspektif ölçüsünde yapılan hataları azaltmak amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.

Leonardo da Vinci (1452-1519) dahil, Jan Vermeer (1632-1675), Antonio Canaletto (1697-1768) ve Carel Abritius (1622-1654) gibi ressamlar Camera Obscura tekniğiyle eserler üretmişlerdir.

Jan Vermeer’in ”The Music Lesson” adlı çalışmasında perspektif algısı, ışığın tek bir noktadan dağılışı, nesnelerin netliği ve ayrıntılı resmedilmesi Camera Obscura’dan yararlandığının kanıtıdır.

Fotoğraf makinesi icat edilmeden önce ressamlar doğayı, insanları ve nesneleri bütün gerçekliğiyle tablolarına resmetmektedir. Daha sonra ise 1839’da Camera Obscura’dan ilham alınarak fotoğraf makinesi icat edilmiştir.

Fotoğraf makinesinin ise doğayı, insanları ve nesneleri bütün gerçekliğiyle kısa sürede resmetmeye başlamasıyla resmin önünü kestiği düşüncesi doğmuştur. Çünkü ressamların yaptığı işi fotoğraf makinesi devralmaya başlamıştır.

Resim sanatının öldüğünü düşünen bazı ressamlar fotoğraf alanına yönelirken, resim sanatının yeniliğe ihtiyacı olduğunu ve asla yitip gitmeyeceğini düşünen ressamlar ise yollarına devam etmiştir.

İlerleyen zamanlarda ressamlar doğayı, insanları ve nesneleri bütün gerçekliğiyle tablolarına aktarmak yerine, resme kendi duygularını katmayı denemiş; görünmeyeni çizmeye başlamıştır.

Böylece resim sanatı geliştikçe değişmiş ve fotoğraf makinesine karşı farkını ortaya koymuştur. Bu vesileyle kendine özgü sanat akımları da doğmaya başlamıştır.

EMPRESYONİZM – İZLENİMCİLİK 

İZLENİM: GÜN DOĞUMU   

CLAUDE MONET (1872)

 

EKSPRESYONİZM-DIŞA VURUMCULUK

ÇIĞLIK TABLOSU

EDVARD MUNCH (1893)

 

KÜBİZM

GIRL WITH MANDOLIN

PABLO PICASSO (1910)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.