fbpx

İnsanın Özüne Ulaşma Çabası: Joseph Conrad / Karanlığın Yüreği

Polonya asıllı romancı Joseph Conrad; Karanlığın Yüreği adlı eseriyle, zamanının çok ötesinde yer alan konuları ele alır. Aslında Karanlığın Yüreği, Avrupa emperyalizminin Afrika ve Asya’daki sömürüsüne eleştirel bir gözle bakan ilk edebi çalışmalardandır.

“Yavaş yavaş ölmekteydiler-apaçıktı bu. Düşman değildiler, dünyayla ilintili hiçbir şey değildiler artık- yeşilimsi loşlukta karman çorman uzanmış, kara birer hastalık ve açlık gölgesinden başka bir şey değildiler…”

Marlow (anlatıcı)’un araştırma yapmak hevesi içerisinde, Belçikalı bir ticaret gemisiyle Kongo’ya yaptığı yolculuk sömürgeciliğin yüreğine yapılan bir yolculuğa dönüşür. Avrupa’nın büyük devletlerinin, Afrika’nın göbeğine uygarlık götürmek bahanesi altında, nasıl bir vahşete sebebiyet verdiklerine tanık olur. Medeniyetin tuzakları, vahşi dünyanınkinden çok daha ağırdır. Marlow roman boyunca, tanık olduğu gerçeklik karşısında bocalayan bir tutum sergiler.

Tarih öncesi insanlar bize lanet yağdırıyordu, niyaz ediyordu, hoş geldiniz diyordu… Kim bilebilir? Biz… Hayalet gibi suyun üzerinde kayıyor ve deliler evindeki bu çıldırma sahnesi karşısında akıl sahibi insanların yaşayabileceği türden bir şaşkınlık ve gizli iğrenme duygusu yaşıyorduk. Yeryüzü gerçekmiş gibi görünmüyordu… İnsanlar da… Hayır, insan dışı değillerdi. Daha kötü olan onların insan dışı olmadıklarına dair bir şüpheydi…”

Yolculuk teması üzerine şekillenen hikâyede; Marlow yola çıkış, gidiş – geri dönüş gibi klasik bir döngü içerisindedir. Ne var ki zafer kazanmış biri olarak dönmeyecektir geriye. Çünkü Marlow insan zihninin ilkel, bilinmedik alanlarına doğru yol almıştır artık. Rahme, karanlığa, bilgisizliğe… Kongo’daki şelaleleri değil, bilinçaltını keşfe çıkmıştır. Nirvana’ya ulaşmaz, ama değişir. Uygarlaşmış sömürgenin vicdansızlığının ve dehşetinin farkına varır. İngiltere’deki evine geri döndüğünde artık sokaklarda dolaşan insanlara karşı tahammülü yoktur. Marlow’a göre onlar öldürücü bir uyuşukluğun pençesindedirler.

” Kendimi gene o mezar kentinde buldum. Birbirlerinden biraz para yürütmek, o iğrenç yemeklerini gövdelerine indirmek, o sağlıksız biralarını içmek, o önemsiz, aptalca düşlerini görmek için sokaklarda koşuşan adamlara kızıyordum. Düşüncelerime saygısızlık ediyorlardı. Yaşam üzerine bilgileri sinir bozucu birer yalan olan saldırganlardı bunlar, bunlar, çünkü benim bildiklerimi bilmelerinin olanaksız olduğuna inanıyordum… Onları aydınlatmak için bir istek yoktu içimde, ama kendilerine verdikleri o salakça önemin doldurduğu yüzlerine gülmemek için zor tutuyordum kendimi bazen”

Romanın bir diğer karakteri, T.S. Elliot’un “Oyuk Adamlar” metninde de adı geçen Kurtz’tur. Vahşi doğanın göbeğinde yalıtılmış, ötekilerden uzak bir yaşama tarzını tercih eden uygar Avrupalı bu karakter, orada bir tür tersine evrim yaşayacaktır. İlkel kültürlerin barbarlık aşamasına kadar iner. Bu haliyle içi boş, oyuk adamı temsil etmektedir. Kurtz, Avrupalı burjuva sınıfının emperyalizmle birlikte manevi olarak çöküşünü yansıtır.

“Galiba en iyi şöyle anlatabileceğim bu duyguyu: Bir-iki saniye süreyle, sanki bir kıtanın orta yerine değil de, dünyanın orta yerine gidecekmişim gibi geldi bana.”

Karanlığın Yüreği, Avrupa’nın modernleştirme adı altındaki sömürgeciliğinin korkunç yüzünü, 20. yüzyıl insanının ahlâk yönünden çöküşünü ele alan, kişinin özüne ulaşabilme çabasının anlatısıdır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.