John Fante: “Yaşamak Yeterince Zor, Ölmekse Büyük İş”

Okuduğumuz kitaplar içerisinde bize hayatın kendisini anlatan bir kitaba rastladığımızda, işte o bizim başucu kitabımız oluverir. Adeta kutsal bir varlık bulmuş gibi seviniriz. O kitapta, duymak istediklerimiz ve hayata dair aradıklarımız, tüm gerçekliğiyle anlatılmıştır. Yani bir nevi bizden bir parçadır. Artık yalnızlığımızı paylaşan yeni ortağımızı bulmuşuzdur.

Bir gün Bukowski Los Angels Halk Kütüphanesi’nde kendine uygun bir kitap arar. Kütüphanede her türlü kitap vardır, ancak hiç biri onun istediği tarzda değildir. İster ki, hayatın gerçeklerini ve sokaklarını tüm çıplaklığı ile anlatan bir kitapla karşılaşsın. İlerleyen günlerde aramalarına devam eder ve tam da istediği gibi bir kitaba rastlar. İsmi “Toza Sor”, yazarı ise “John Fante” dir. Bukowski, kitabı okumak için kütüphaneden ödünç alır. Fante’nin anlatım tarzı ve hayata bakışı onu derinden etkilemiştir. Hatta Bukowski Fante için; “Benim Tanrım” ifadesini kullanmıştır.

Kimdir Fante? Babası duvar ustası olan İtalyan kökenli Amerikalı bir yazardır. Amerika’da büyük buhranın yaşandığı 1929 yıllarında, babasının kendilerini terk etmesiyle beraber bir balık fabrikasında çalışmaya başlamıştır. Arta kalan zamanlarında da hikâyeler yazmaktadır. Amerikan kapitalizminin, büyük bunalım yıllarını ve yoksulluğunu iliklerine kadar yaşamıştır. Bundan olacaktır ki, hayatın içinden öykülerini süslemeden ve doğrudan yansıtır okurlarına. En tanınan eseri ise Bukowski’nin de favorisi olan “Toza Sor” dur. Eserinde büyük bir yazar olmak isteyen Arturo Bandini’yi anlatır.

“O denli yaraladılar ki beni, kitaplara sığındım, içime kapandım, kasabamdan kaçtım…”

Bandini; gururlu, kırılgan, tatlı sert bir tarafı olan, yoksulluk içinde yaşayan ve aynı zamanda yazar olma aşkıyla yanıp tutuşan genç bir adamdır. Saplantılı ve platonik olarak, Camilla isimli garson bir kıza âşıktır. Ancak Camilla da bir başkasından hoşlanmaktadır.

“Konuş benimle. Bir kez olsun bana doğru bak, bu tarafa, seni seyrettiğim yere.”

Bandini, bizden biri. İçimizden. Söyleyemediklerimizden, hissettiklerimizden ve yaşadıklarımızdan tanıdığımız biri. İçgüdüsel olanın peşinden gitme arzusu ile toplumsal mecburiyet ve ekonomik zorlukların ağırlığını taşıyan biri Bandini. Hayata dair hayal kırıklıkları olsa da, içinde bitmek bilmeyen bir arzuyu da barındırmaktadır.

“Hassasiyet gerektiren önemli bir sorunla karşı karşıyaydım. Sorunu ışıkları söndürüp yatağa girerek hallettim.”

Bandini; Tanrı ile olan savaşı, insan ilişkilerinde girdiği mücadele, aile baskısı, kibri, egosu, savurganlığı ve âşık hali ile tam bir insan. Ağzımızdan çıkan sözlerle yüreğimizden gelen seslerin çatışmasının bir örneği. İnsan, yalnız olarak geçirdiği zor zamanlarında her şeyi sorgularken bulmaz mı kendini? Hatta bazen Tanrı’yı bile sorgulayabilir. Bu yaşananlar neden onun başına gelmiştir diye düşünür.

“Tanrım ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche’yi okudun mu?”

Hayaller ve realist yaşam mutlaka çatışır. Çoğu insanın umutları vardır, bazıları haksızlığa da uğrar, ama buna rağmen hayatta kalma mücadelesi de bir yandan devam eder. Bu mücadele içerisinde Bandini de yazmaktan asla vazgeçmemiştir. Çünkü yalnızdır ve büyük bir yazar olma hayaline sıkıca tutunmuştur.

“…Sanatın için nelere katlanıyorsun! Sürünerek geçiriyorsun günlerini, açlıktan nefesi kokan bir dahi, kutsal çağrıya sadık. Ne kadar cesursun!”

Banini, âşık olduğu Camilla’nın ilgisini çekmek için farklı şeyler dener. Ancak bir türlü bu ilgisine karşılık bulamaz. Zamanla Camilla, kendisine gösterilen bu ilgiden hoşlanmaya başlar. Bir süre birlikte güzel zamanlar geçirseler de bazı hikâyelerin kaderinden olsa gerek bu aşk da yarım kalır. Hayatta yarım kalan her ne varsa, insana başta acı verir ancak bir taraftan da bu acı insanı pişirir, olgunlaştırır. Geriye buruk bir gülümsemeyle dönüp bakılan anılar kalır.

“Dünya bir hayal gibiydi, şeffaf bir düzlemdi ve üstündeki herkes kısa bir süre için oradaydılar, hepimiz kısa bir süre için vardık. Sonra başka bir yere gidecektik; hayatta değildik aslında, hayatta olmaya çok yaklaşıyor ama olamıyorduk.”

Elbette ki Camilla’ya olan aşkı, Bandini’nin yazarlığını da beslemiştir. Hatta genç yazarlara da şu şekilde bir tavsiye vermiştir: “Genç yazarlara tavsiyem son derece basit. Yeni deneyimlerden kaçınmasınlar. Hayatı bütün yanları ile yaşasınlar, cesur olsunlar.”

Arturo Bandini karakteri, John Fante’nin bir yansımasıdır. Fante’nin hayatından esintiler taşıması, eserinin çok beğenilmesinin sebeplerinden biridir diyebiliriz. Bir Amerikan rüyasının içinde yaşanan zorlukları tüm içtenliği ile okurlarına yansıtmıştır. Umudunu ve heyecanını asla yitirmemeye, bir örnektir.

 “Ruhunu yitirmiş biri dünyaya sahip olsa ne fayda?”

Fante; yalnızlara, kalbi kırıklara, umutsuzlara, hayata tutunmaya çalışanlara el uzatan bir dosttur. Son olarak, kitabın ismi neden “Toza Sor”? Bunun cevabı muhtemelen şu olabilir:

“Dünya bir tozdan geliyordu ve yine toz olacaktı.”

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.