Kampta Tek Başına Bir Kadın

Ne demek tek başına ormana kampa gidiyorsun? Deli misin? İnsanların başına neler geliyor yollarda? Bu soruları duyana kadar aslında normalin dışında bir şey yaptığımı düşünmemiştim.

Havanın motosikletle yol yapılabilecek son güzel hafta sonuydu, aylardan sonbahardı, yollarsa hep çok güzeldi. Sonbaharın tadını en iyi hangi yol çıkarır diye düşünürken hem kalabalık olması, hem de artık ateşe izin vermedikleri için Yedi Göller’i hemen kafamda eleyip yolundan her daim çok keyif aldığım İğneada’ da karar kıldım.

Motorumun yan çantalarına ihtiyacım olan her şeyi yükledikten sonra, artçı kısmına da çadırımı, uyku tulumumu ve kamp sandalyemi bağlayıp sabah 8 gibi yola çıktım. 3. havaalanı yolunun çalışmaları nedeniyle, Saray tarafından giriş yerine uzun zamandır Arnavutköy’ün içinden giden yol, Tayahatun’a çıkış veriyor. Arka köy yollarının darlığı, çalışma nedeniyle tırların trafiği ve görüş mesafesini 10 metreye kadar düşüren sis nedeniyle İğneada’ya planladığım saatten daha geç varabildim. (İstanbul- İğneada yolu 250 kilometre olmasına rağmen köy yollarını tercih ederseniz -ki etmelisiniz- yol 4 saati buluyor) Her motorcunun bildiği Demirciköy’deki Yakup Kasap’ın, hem şahane köftelerini yiyerek karnımı doyurdum hem de kampta yemek için akşam ve sabah kahvaltısına gerekli malzemeleri aldım.

İğneada belki de Türkiye’nin en güvenli beldesi. İnsanlar evlerini, dükkânlarını kilitlemiyor; arabalarının anahtarlarını üstünde bırakıyor. İstanbul’a yakınlığı nedeniyle hem günübirlik ziyaretçileri hem de hafta sonu kampçıları için oldukça ideal bir nokta. Beldenin halkı da zaten sizin gözünüzden neye ihtiyacınız olduğunu anlıyor ve hemen yardıma koşuyor. Merkezdeki Migros’tan ihtiyacım olan alışverişi de yaptıktan sonra kıyı şeridinden kamp alanına doğru devam ettim.

Ben kamp alanı için tercihimi acil bir durumda hızlı bir şekilde merkeze doğru hareket edebileceğim, bir tarafımın orman ve gece yıldızları görebilmek için de önü açık olan sazlık tarafından kullandım. Çadırı kurup eşyaları yerleştirdim ve artık yavaştan kararmaya başlayacak hava için ateşi yakmaya başladım.

Düşününce ilk tek başıma kamp tecrübemdi, kaçıncısını yaptığım kamp sayısını hatırlamaya çalışırken… Bugüne kadar hiçbir kampta korkuyu düşünmemiştim belki hep yanımda ekip olduğu içindi lakin tehlike de hiç yaşamamıştık. Sonra tek başıma motorla yaptığım bütün seyahatleri düşündüm. İlk seyahat “Yapabilecek miyim?” iken yaptıktan sonra, nerdeyse her seyahate tek başıma çıktım ve binlerce kilometre yaptım. Demek ki insan; henüz yapmadığı şeylerden korkuyordu ve insan büyüdükçe korkuyu öğreniyordu.

Şehir ormandan daha fazla güvenli değildi, şehirde evime hırsız girmişti ve ben evimdeki hırsızı kovalamıştım lakin bunca yıldır henüz çadırıma giren bir hayvan olmamıştı. Ben onlara yabancıydım, asıl onlar benden korkuyordu. Amacım zaten macera yaşamak değil, kendi kendime şehir dışında keyifli bir hafta sonu yaşamaktı. Elbette daha önce hiç kamp tecrübesi yaşamadıysa insan, belki tek başına seyahat de etmediyse işte o zaman çok hazırlıksız kalabilir ve bu riski almamak gerek.

Yanınızda mutlaka olması gereken malzemeler olmadan yola çıkmak; hem tüm keyfinizi kaçırabilir. Aynı zamanda bu malzemeler hiçbir ihtiyaç olmasa da kendinizi güvende hissetmemenize neden olabilir.

Akşam ateşiyle beraber havanın karanlığa gömülmesini seyrederken; kafamda kafa lambam, yanımda müziğim, elimde kitabım sakin ve huzur içinde otururken, kafamı gökyüzüne kaldırdım. Arkamdaki yaprak hışırtılarını duymamla birlikte zihnimde oyunlar başlamıştı. Kafamı çevirdiğimde kafamdaki ışıkla birlikte orman, Blair Cadısı filmindeki gibi bir ormana; kafamı önüme çevirdiğimde ise aynı hışırtının arkamda baltalı bir adamın beni izlediği hissiyatına dönüşüyordu. Sazlıklardan duyduğum sesle birlikte ışığı sazlıklara tuttuğumda milyon tane parlayan gözün beni izlediği hissiyatına kapıldım.

Oysa arkamdaki hışırtı küçük kurbağaların yapraklardaki gezintisi, sazlıklardaki gözler de yağmur damlalarında ışığın yansımasıydı. Bütün bunları bilmenin rahatlığıyla – lakin mevcut ormanda yaban domuzlarının ve tilkilerin olduğunu bilmenin farkındalığıyla – ateşimi harlayıp, yiyecek malzemelerimi ağaca astım.  Etin kokusunu alabilecekleri tabakları da kaldırıp, kafa lambamı kapatıp, müziğimi açıp; gecenin, yıldızların, ateşin, ışıkların keyfini çıkararak, yapmış olduğum ilk deneyimin verdiği müthiş hazla da kampta dans dahi ederek geceyi 2 ettim ve sonra ateşi iyice harlayarak uyumak üzere çadırıma geçtim.

Gece saatin kaç olduğunu hatırlamadığım -lakin rem uykumda olduğumdan emin olduğum- bir anda çadırın dışından gelen agresif bir sesle uyandım. Hayvan olduğuna emin olduğumdan, çadırın dışına çıktığımda göz göze gelirsem panik yapacağımı bildiğimden ve dışarda da hiçbir şey bırakmadığıma emin olduğumdan rahatlıkla uykuma devam ettim ve sabahın erken denilecek bir saatinde yaban domuzlarına yem olmadığımı anlayarak uyandım.

Geceden iyice harladığım ateş,  sabah bir dolu köz bulmamı ve bu da sucuklu yumurta ve çay için yeterli ateşi çok kısa bir sürede elde etmemi sağladı. Odunu nasıl mı hallettim? Yerdeki dallarla (ateşin ilk harı için), komşunun evinden hakkım olanla (ana ateş için) ve sonra yapraksız ağaçlara attığım baltayla topladıklarımla (ateşin devamı için).

İnsan evinin kapısını bile kaç kere kilitleyip yatarken, incecik bir bez parçasının sizi koruyacağını düşünmek belki de saçmalık lakin doğada sizin için tehlike arz eden ilk şey zihniniz. Karanlıkta koşmayı bilmiyoruz, oysa aydınlıktan çok da farkı yok. Gündüz bıraktığınız her şey, gece de orada. Doğada ise doğru korunma yollarını biliyor olmanız ve gerekli tedbirleri almanız size hiçbir yere koyamacağınız ve kimsenin size veremeyeceği bir tecrübeyi sunuyor.

İnsan kendi hikayesini başkasının ağzından anlatmamalı. İnsan kendi başına bir şeyler yapmaya başladı mı, işte o zaman kahramanını aramaktansa eline önce kendi yüreğini alıyor.

Kamp İçin Gerekli Malzemeler Listesi

Çadır, uyku tulumu, mat (Havalı olanlar tercih edilmeli.), kafa lambası, fener, pil, keskin bıçak, balta, küçük kazma ve kürek (Toprağı eşeleyip ateşi çukurda yakmak için.), ateşi kolay yakmak için gaz yağı ya da daha pratik olması için jel ateş yakıcı, pratik çatal bıçak ve mutfak malzemesi, bulunduğunuz yerle bağlantılı su (Genelde suya yakın yerler tercih edilmeli.), hızlı ve pratik bir şekilde sıcak su ihtiyacı için kamp tüpü.

Elbette ıslak mendil, çöp poşeti vb. gibi malzemeler.

Ne yiyeceğinizi yazmıyorum bile…

Daha Fazlası İçin: Instagram: @1woman1bike

4 Comments

  1. Servet Can Kaynak

    06 Ocak 2018 at 07:46

    Doğrusu diğer gezginlerin yazılarından daha keyifli bir yazı olduğunu söylemeliyim. Bunun sonu bir kitaba varır mı, bekleyelim görelim

  2. Selva Büyükyazıcı

    07 Ocak 2018 at 17:08

    Uzun zamandır instagram hesabından paylaşımlarını takip ediyorum.Her zaman resim ve yorumlarıyla benim bam telimi yakalayan bu genç bayanı takip etmeyi şimdide sanatkaravani.com hesabında heyecanla bekliyorum!Daha nice genç yeteneklerle tad alma heyecanıyla!……

  3. Bilge Atay

    09 Ocak 2018 at 11:58

    Bir motorcu ve kamp düşkünü olarak belirtmeliyim ki yazı tam anlamıyla eksiksiz bir kamp deneyimini tarif ediyor. Anlatım çok samimi ve harika. İmrendim One women one bike. Teşekkürler.

  4. Tuğba Güven Alkan

    25 Ocak 2018 at 07:55

    Ne yazarsan o’sun. Net, samimi, ilham verici bir yazı. Kalemine sağlık One woman one bike 😉

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Devamını oku:
Güzel Bir Fotoğrafın Sahibi: Şahin Kaygun

Özellikle ülkemizin birbirinden değerli sanatçılarından bahsetmeye karar verdiğim bu seriye, ilk olarak son zamanlarda ismini sıkça duyduğum ve yapıtlarını incelerken müthiş zevk aldığım fotoğraf sanatçısı...

Kapat