LAÇİN CEYLAN RÖPORTAJI

“Oyunculuk benim için öncelikle riskli alanda özgürlük yolculuğudur. Risk alma tarafı olmasa yapmam bu işi.”

Oyunculuğu ve yönetmenliğini yaptığı oyunlarla gönüllerde taht kuran Bitiyatro kurucusu Laçin Ceylan ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Kurucusu olduğunuz Bitiyatro’yu ve Bitiyatro Okul’u -düşük bir ihtimal ama- hiç bilmeyenler için sizden dinleyebilir miyiz?

Bitiyatro, içine hayatlarımızı sığdırdığımız bir cümledir ve Bitiyatrobisahne’de özgürlüklerin peşindeyiz. İnsan olma yolunda çalıştığımız bir atölyedir öncelikle. Öğrencilerimizi de bir tiyatro oyuncusu veya bir tiyatro insanı olmak üzere yetiştirmeye çalışıyoruz.

Önümüzdeki dönemde Bitiyatro sevenlerini neler bekliyor?

Repertuvarımızda bulunan Küçük Prens, Etna- Bedendeki Kuyular, Timsahlar, Kırmızı Siyah ve Cahil, Hiç Mi Bir Şeyim Yok, Muallak isimli oyunlarımız dönüşerek devam edecek. Ve elbette yeni çıkacak oyunlarımız var: Barış Yücedağ’ın yazdığı Marmelat Şapkalı Adam ilk sırada yer alıyor. Ardından Mehmet Ali Nuroğlu’nun projeleri var. Murat Taşkent’in yazdığı yeni bir komedi daha çalışacağız.

Oyunculuk eğitmeni olmak nasıl bir duygu? Öğrencilerinizin yaşadığı iyi veya kötü süreçlere tanıklık ederken “Ben de bu yollardan geçtim.” dediğiniz zamanlar oluyor mu?

Olmaz mı! İlk kez seyirci karşısında sahneye çıkacak olan öğrencilerimiz oyunu bitirip de alınlarından terler akarken alkışlandıklarında ağlamıştım. Hem sevinç hem gözyaşı sel olup gitmişti. Çünkü yaşanan o büyük sınavı iyi biliyorum ve çok iyi hatırlıyorum. İnsanın hayatındaki ve kendi gelişimindeki en önemli adımlardan biri olduğunu da biliyorum. Oyunculuk eğitmenliği çok zevkli ama çok da zor bir iş. Çünkü bilgiyi motivasyon yaratacak şekilde söze dökmek zorluğu var. Bizim işimiz, mesleğimiz yüzde yüz formüle edilebilen bir iş değil. Ortada yöntemler var ama her insanda değişen, her bir kişide farklı farklı ortaya çıkan derin bir karanlığa doğru da ulaşmaya çalışıyorsunuz. En önemlisi kişinin kendinde farkındalık yaratmaktır. Bunun için çalışırsınız aslında.

Uzun yıllardır hem sahnede hem televizyonda sanatınızı icra ediyorsunuz. Oyunculuğa ilk başladığınız yıllara kıyasla günümüz tiyatrolarını ve televizyon projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüz tiyatrolarının bir çoğu televizyonu rakip almaya başlayarak oyunlarını ve oyuncularını ona göre seçer oldu. Bu anlamda bir gerileme görüyorum. Televizyon ürünleri ile yarışmaya kalkarsanız, tiyatronun tiyatro olma özelliğini ve gücünü kaybedersiniz ve en acıklı tarafı ne yaparsanız yapın, televizyonun yanında hep daha hafif kalırsınız. Ama çok tiyatro grubu kuruldu, bu çok iyi oldu işte. Israr, kıyamet ve bütün aşağı çekecek sorunlara rağmen, tiyatro yapmaya inatlı çok yeni gruplar kuruldu ve kurulmaya devam ediyor.

Mesleğinizle aranızdaki bağı bir cümleyle tanımlamanız gerekse nasıl tanımlardınız? 

Oyunculuk benim için öncelikle riskli alanda özgürlük yolculuğudur. Risk alma tarafı olmasa yapmam bu işi.

Oyunculuk hayaliniz miydi? Oyuncu olmasaydınız tahmininizce bugün ne yapıyor olurdunuz?

Evet oyunculuk hayalimdi, ama oyuncu olmasaydım yazar olurdum. Belki ileride yazdıklarımı insanlarla paylaşıyor olurum ve buna daha çok vakit ayırırım.

Edebiyat, müzik, resim ve fotoğrafın sizin için ‘en iyi’leri kimler?

Her birinde mükemmel eserler yaratmış ne kadar çok yazar, müzisyen ve fotoğrafçı var. Çok iyilerim var bol bol. Yeni yitirdiğimiz için hemen anayım Ursula K Le Guin, Pirandello, Edward Bond, Margeret Yourcenar, Patricia Highsmith… Resimde Alman klasiklerini ayrıca seviyorum. Sonra Velasquez, Goya, El Greco, hele ki Caravaggio’ya okul muamelesi yapıyorum. Fotoğrafta ise Ara Güler’i çok severim. Dünyadan Markus Hartel, Annie Leibovitz, Henri Cartier Bresson, Gary Winogrand sayabildiğim bazıları ve kim bilir daha ne kıymetlileri atladım bugüne kadar.

Gezmeye, yeni yerler keşfetmeye ilgili olduğunuzu duyduk. Son zamanlarda gittiğiniz ve okuyucularımıza tavsiye edeceğiniz güzellikte bir yer var mı?

Tren yolculuğu bana çok çekici geliyor. Geçenlerde bir tren yolculuğu yaptım, uzun bir mesafe değildi, ama kafamın içinde bana bir dolu başka seyahatler yaptırdı. Tren yolculuğunun kendisi başlı başına gidilecek bir yer bir güzellik içeriyor. En son Adana’ya gittim, bir seyahat planını hak ediyor orası da. Berlin, ne kadar gitsem de gitmelere doyamadığım bir şehir. Okuyuculara eğer İstanbul’da iseler, Büyükdere’ye ayrıca gitmelerini tavsiye ediyorum. İnsanları başka, her köşesi başka güzel ve Büyükdere’de Tombul’un Meyhanesi’ne mutlaka bir uğrasınlar.

Son olarak herkes güzelliğinizin ve gençliğinizin formülünü merak ediyor desek, sırrınızı bizlerle paylaşmak ister misiniz?

Çok teşekkür ederim, çok zarifsiniz gerçekten. Eğer öyle görünüyorsam, bende yaş kavramının hiç olmamasını neden gösterebilirim belki. Çünkü yaşla hiç ilgilenmem. Hatta hiçbir zaman yaş tahmin edemem. “Artık bu yaşta bu olur mu?” demem. Eğer enerjiniz varsa her şey olur. Bir de aşırı ciddiyetten kuşku duyarım ve mizahsız bakan insanlardan ve her şeyden uzak durmaya çalışırım. Çok hareketliyim, çocukluğumdan gelen alışkanlık. Hala kedi taklidi yapar ve köprü kurarım zevk için. Bir de şunu ekleyeyim: Sevmeden yapmıyorum hiçbir şeyi. Çünkü o zaman çok sevimsiz, sorunlu ve mutsuzluk saçan, huysuzluk yaratan bir insan oluveriyorum. Ömür kısa ve severek yapmak, yaşamak hatta bazı nahoş mecburiyetleri de kabul ederek ve çözüme odaklanarak yaşamı seçmek… Belki bunlar, üzerimde fizik olarak görünen bir etki yaratıyor. Ama bu söylediğinizde asıl sizin bakışınızın güzelliği var; tekrar teşekkür ederim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.