fbpx

Modern Çağın Engereği “Yabancılaşma” Üzerine

Yabancılaşma kavramı, yüzyıllar boyunca farklı anlamlarda kullanılmış ve dönem dönem yazında kendine yer edinmiştir. Bizler bugün yabancılaşma kavramını edebiyat perspektifinden ele alıp, yazında kendine nasıl yer edindiğine değineceğiz. Özellikle belli başlı isimlerle bütünleşen bu kavramı, en önemli beş temsilcisi ve verdikleri eserler üzerinden inceleyeceğiz.

1-Franz Kafka -Dönüşüm

“Kapının kapanışı duyulmadı; büyük bir felaketin yaşandığı evlerde hep olduğu gibi, herhalde kapıyı açık bırakmışlardı.”

Kafka, böceğe dönüşen Samsa ile modern çağın baskı ve zorunlulukları altında insan kimliğiyle var olamayan toplumların trajedisini, metaforik bir anlatımla okuyucuyla buluşturur. Eser boyunca Samsa ile birlikte var olma sancıları yaşar ve var olamamanın verdiği acı tadı ruhumuzda hissettirir. Eserin son bulduğu düzlem ise geride kalanlara büyük bir mesaj niteliği taşır.

Franz Kafka- Dava

Tek suçum insan olmak.”

Joseph K. her şeyin başladığı sabaha uyandığında, evine ansızın gelen memurların ve yargılandığı “Dava”nın tüm hayatına mal olacağını tahmin dahi etmemişti. Eser boyunca, sokaklarda adaleti arayan Bay K. ile Kafka bir kez daha modern insanın içine gömüldüğü yalnızlık ve ötekileşmeyi, okuyucuya eleştirel bir dille aktarmayı başarır.

2-Albert Camus – Yabancı

“Kalbimi dinliyordum. Bu kadar uzun zamandan beri bana yoldaşlık eden bu gürültünün kesilebileceğini aklım almıyordu.”

Karakterin işlediği suçtan ziyade, düşüncelerini dile getirdiği ve toplumun belirlenmiş kalıplarına uymayı reddettiği için bir “yabancı”ya dönüştüğü eserde Camus; yabancı kavramını Kafka’dan farklı olarak, daha realist bir düzlemde ele alır.

3-Yusuf Atılgan – Anayurt Oteli

Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.”

Zebercet karakterinin ve yalnızlığının mabedi haline gelen Anayurt Oteli, baştan sona karanlık, bir o kadar da gerçek yaşamdan izler taşır. Yalın atmosferiyle, Türk edebiyatında yabancılaşma temasının en başarılı işlendiği eserler arasındadır.

4-Fyodor Dostoyevski – Yeraltından Notlar

Ne kadar çok anladıysam, o kadar derinlere battım, sıkıştım kaldım.”

Dostoyevski’ye dair söyleyecek pek bir şey yok. Pek çoğumuz onun yazındaki başarısının ve usta kaleminin farkındayız. Fakat Yeraltından Notlar’a kısaca değinmek gerekirse; isimsiz karakterin son derece sessiz ve bir o kadar da çarpıcı düşüncelerinin, eser boyunca peşimizden gelip bizi takip ettiği açıktır. Sahte ve içi boş insan kalabalıkları arasında giderek yalnızlaşan Yeraltı Adamının öfkesi, aslında kayıp bir toplumun son yardım çığlığı gibidir.

5-Oğuz Atay – Tutunamayanlar

Türk edebiyatının belki de en önemli eserleri arasında sayılabilecek Tutunamayanlar, toplumda birbirimize tutunmanın ne kadar imkansız hale geldiğini ve bu sebeple insanların bir yalnızlık denizinde giderek dibe battığını anlatmaktadır.

Karakterlerin yaşamı sorgulamaya başladıkları noktalar ve aldıkları kararlar son derece karanlık dahi olsa eserde mesaj niteliği taşıyan cümleler, anlatının gerçek yaşamadan çok da uzak olmadığını bir kez daha yüzümüze vurur. Sona giderken Tutunamayanlar’dan anlamlı bir alıntı bırakmak yerinde olacaktır:

Yeni bir dünya var, anlıyor musun?
Her şeyi geride bırakmak gerekiyor
Bir sabah kalkacaksın, arkana bakmadan…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.