Modern Yaşamın Kanser Teşhisi: Kaliforniya Sendromu

Kaliforniya, 1800’lü yıllarda altın madeninin bulunması ile birlikte Amerika’nın en önemli ekonomisi haline gelmiştir. Google, Twitter, Apple gibi teknoloji devlerinin zirvesi olarak bilinen Silikon Vadisi de burada bulunmaktadır. Tüketimin ve eğlencenin merkezi haline gelen Kaliforniya, tüm bu özellikleri ile birlikte yeni bir sorunu ortaya çıkarmıştır: Kaliforniya Sendromu.

Modern yaşamımızın, sosyal fayda için kullanabileceğimiz teknolojik gelişmeleri dışında daha çok olumsuz tarafları ile ilgilenmekle meşgulüz. Dünyada kapitalist bir düzenin içinde oradan oraya savrulan insanoğlu; zevke, paraya, eğlenceye düşkünlüğü ile aslında kendi mutsuzluğunu yaratıyor. Kaliforniya sendromunun bahsettiği temel nokta bu olmakla birlikte, bunun getirdiği bencillik ve yalnızlık gibi sosyal problemleri de hayat tarzımızın bir parçası olarak tanımlıyor.

Hayatı bedensel zevklerden, tüketimden ibaret gören kişi için insanı insan yapan, toplumsal değerler önemsiz hale gelir. Bu sendromda, kişiler çoğunlukla sadece kendisini düşünen, etrafında olup bitenle uğraşmayan,umursamaz insanlardır. Kaliforniya sendromunda fiziksel hazlar ve zevkler kişinin egosu ile birlikte en başta gelir. Ayrıca bu sendrom en fazla iş sektöründe görülür. Bunun sebebi, böyle yapıdaki kişilerin iletişim becerilerinin düşük olmasından kaynaklı iş yaşamlarındaki başarısızlıkları ve mutsuzluklarıdır.

Ortak noktası mutsuzluk, yalnızlık olarak belirtilen Kaliforniya Sendromu, yaşamımızın her alanında görülebilecek bir rahatsızlık. Her şey değişip gelişirken bizler de yerimizde kalamayıp her şeyin daha fazlasını istiyor, herkesten daha fazla şey bekliyoruz. Kapitalist bir hegemonyanın altında, tutkuların peşinden giderek toplumsal ve insani değerlerimizi her alandan soyutluyoruz. ‘Dünya yansa umurumda olmaz ‘ diyerek ölmeyecek gibi yaşıyoruz.

Hayatın ve mutluluğun felsefesini kökünden değiştiren Kaliforniya Sendromu; “Para, aşırı tüketim, bencillik ve zevk düşkünlüğü ile saadet olur mu? “ sorusunu bizlere sorgulatıyor. Sosyal ilişkilerin yok olmaya başladığı, kişinin öz saygısı ve toplumsal değerlerinin egoizme yenik düştüğü bu çağda amaç, geçici hevesler yaşamak değil kalıcı mutluluklar yaratmak olmalıdır.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.