fbpx

Neval El Saddavi ve Sıfır Noktasındaki Mücadele

“Yaşamdan daha sert olmalısın Firdevs. Gerçekten yaşayanlar, yalnızca ondan daha sert olanlardır.”

Mısırlı yazar Neval El Saddavi 27 Ekim 1931’de Nil Nehri kıyısındaki Кafr Tahla köyünde doğdu. Doğduğu topraklarda kadının var olma mücadelesini uzun yıllar gözlemledi ve yaşamının geri kalanında da bu mücadelenin bir parçası hâline geldi. Arap kadınlarının sorunlarını ele aldığı ve 1972 yılında yazdığı “Woman and Sex” adlı kitabı, laik ve dini kesimler tarafından ağır suçlamalara maruz kaldı. Mısır hükumetinin baskılarından hiçbir zaman kurtulamadı. Kocasından boşanma ve Mısır’dan atılma cezası aldı. Kadınların yanında, işςi sınıfının da sorulanlarını çekinmeden dile getirdiği için siyasi kesim tarafından tepki aldı ve işinden uzaklaştırıldı. 1981’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mücadelesi sonucunda ölüm cezasından kurtulan El Saddavi, hâlen yazmaya devam ediyor.

Yazarın Sıfır Noktasındaki Kadın adlı kitabı; kadının var olma savaşına dair pek çok şey içeriyor. Kitap şu cümleyle başlar: “GERÇEK BİR KADININ öyküsüdür bu.” Bir kadının yaşamının son anına kadar, ölümle yaşam arsındaki o ince çizgide, sıfır noktasında cesurca ve dimdik durduğu bir mücadelenin yansımasını anlatır.

Toplumun cinsiyetlere yüklediği anlam neden boynumuza geçirilmiş bir halat, ayağımıza bağlanmış bir pranga niteliği taşıyor? Beauvoir kadınlık olgusunun varlığına dair şöyle bir yorumda bulunur: “Kadınlık doğuştan gelen bir şey değildir. Kadınlık erkekleri egemen tutmak için toplumsallaşma sürecinde öğrenilmiş bir kurgudur. Kadın doğulmaz, olunur.”

Kitapta adı geçen Firdevs karakteri, pek çoğumuzdan daha gerçek.  Çoğumuzun hayatında bazen büründüğümüz bir kimlik. Bizler roman boyunca Firdevs’in de tıpkı Beauvoir’in söylediği gibi; ataerkil Mısır toprakları içinde, eril sisteme hizmet etmeye mecbur bırakıldığını ve insan kimliğinden önce ‘kadın’lığıyla hayatta kalmaya çabaladığını okuruz.  Sonsuzluk ve aynı zamanda hiçlik… Sanki bir kadın olarak var olabilmek için hiç olmaktan başka bir seçeneğimiz yokmuş gibi. Firdevs gibi…

“Herkes bir gün ölecek. Senin işlediğin suçlardan biri için asılmaktansa, kendi işlediğim suç uğruna ölmeyi tercih ederim.”

Eser bize pek çok açıdan hüzünlü ve acı bir son vadediyormuş gibi görünse de, aslında biz okuduğumuz hikayeden güç aldığımızı hissederiz. Kitapta Firdevs bir karakter olarak  yok olurken; ardında pek çok kadına cesaret,umut ve inanç olarak geri döner. Bize özgürlük için vereceğimiz mücadelenin, ölümden sonra bile devam edeceğini anlatır usulca. Özgür olarak ölmek, bir esir olarak yaşamaktan daha iyidir onun için.“Dünya ile yollarımız burada ayrılıyor. Fakat sen asla pes etme ve özgürlüğün için savaş” der geride kalanlara.

“Gerçeğe ulaşmak artık ölümden korkmamak demekti. Ölümle gerçek birbirine benzer. Beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar. Bıçaktan korkmazlar. Onları korkutan gerçeğimdir.”

Birgün Firdevs gibi gerçeklerimizi sırtlayacak  kadar cesur ve hür kadınlar olabilmemiz dileğiyle…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.