BU CANAVAR MASALLARINA BU DEVİRDE KİM İNANIR ALLASEN?- ÖBÜRKÜLER

Mahir Ünsal Eriş: “Edebiyat ferahlatır belki, iyileştirmez.” der bir röportajında. Öbürküler romanı da belki sizi alıp götürmez, belki ferahlatmaz da ama sizi şaşırtacağı kesindir. Mahir Ünsal’ın derdi, edebiyatın içine okuyucusunu da sokmaktır. Birçok hikâyesinde de bunu ortaya koymaya çalışır. Öyküleri ve öykülerindeki karakterler için; “Kendim gibi insanların hikâyelerini, göz hizasından anlatmaya gayret ediyorum” der. Zor anlarda bize göz hizasından umudu yitirmeden çıkabileceğimizi anlatır kimi zaman.

Lisedeyken kendini silik bir karakter olarak tanımlayan Mahir Ünsal, artık herkes tarafından bilinen müstear isimlerden sıyrılıp hikâyeleriyle bizleri etkilemeyi başarmış olan bir yazardır. Çok kalabalık anlattığını düşünen yazar, biz okurlara o kalabalık içinden bir kapı aralar ve içeri davet eder. Bu romanıyla da bizleri 60’lı yıllara alıp götürür ve eski sokak aralarında korkuyla kaybeder. İçinde bir göç unsuru barındıran bu hikâye, şaşırtan ve korkutan havasıyla Mahir Ünsal Eriş hikâyelerinin biraz daha farklı bir tadıyla bizi karşılamaktadır. Mahir Ünsal’ın röportajlarında hemen hemen hep söylediği, hikâyeleri üzerine çok fazla düşündüğüdür. Bazen neşeli bir şey yazmak isteyip yazdıklarının sonunda ‘Ya acıklı mı oldu?’ yanıtını da alan birisidir. Bu hikâye de belki göçün acısını verecekken bir yanda sizi şaşırtıp telaş havasına da büründürür.

“Gidenleri geri gelmedi bir daha. Önce çilek seyreldi. Sonra incir tatlılarının sakızlı kokusu duyulmaz oldu. Pencereden pencereye, sokağın başından ucuna, sandaldan sandala bağır çağır konuşulan Rumca, tedirgin bir fısıltıyla döndü. Şehir yenildi. İşgal askerinin rugan çizmelerine teslim olmayan şehir, topu topu kırk yıl sonra tek sesin sessizliğine yenildi. Sonra fırtına dindi. Ama sular durulmadı. O vakitler İstanbullu Rumların yarısı Türk, yarısı Yunan tabiiyetindeydi. 63’ün sonunda Kıbrıs’ta Kanlı Noel vukua gelince artık geri dönülmez yola girildi. İstanbul’da mukim ne kadar Yunan tabiiyetiyle Rum varsa, ‘200 liradan fazla para, 20 kilodan fazla eşya almamak kaydıyla’ bir gün içinde ülkeyi terk etmesi istendi.” (s.69)

Hikâye tam da bu noktada başlar. İstanbul’u terk etmek zorunda kalan Evengelidis’in ve Fahrettin Bey’in hikâyesi burada kesişecektir. Rum bir doktor olan Evangelidis yaşanan olaylardan sonra yaşadığı semti ve evim dediği ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Bazen bulunduğunuz yere sığdıramazlar sizi; toplumsal olay derler, siyasetle ilgili derler, bu bir felaket derler, derler de derler. 60’lı yılların zorluklarının içinden sıyrılır roman. Birçok insanın bulundukları yerlere sığamayıp başka insanlarla günün birinde yer değiştirmek zorunda kaldığı hikâyelerden kesitler sunar Öbürküler.  Yüzyıllardır aynı yerde oturan insanlar evlerinden, topraklarından olurlar.

“Herkes birbirinin evinde oturuyordu, milyonlarca mülk işgal altındaydı. Olan basit insanlara oluyordu. Yani kendi başına gelen, bu toprakların değişmez kaderiydi.”

Mahir Ünsal, bu kitaba ‘öbürküler’ diyerek hem ötekileştirilen insanları gösterir, hem de bizim dünyamızda pek de görülmeyen ‘ecinni gibi hayvan’lardan dem vurur. Roman bizi önce kitabın ilk “Bu yarısı” bölümünde “öbürküler”in varlığına inandırır ama “Öbür yarısı” dediği bölümde, “Aslında farklı tahmin etmiştiniz değil mi?” sözünü kavratır. Karakterler bütün canlılığıyla romanda kendini gösterir. Muhayyilenizde olayın bütün akışı bir anda beliriverir.

Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde, Olduğu Kadar Güzeldik, Dünya Bu Kadar kitaplarının arkasına 57 Numero’da yaşanan; kafaları karıştırıcı, gidenleri geri getiren bir dönemin hem geleneksel hem de toplumun içinden çıkmış bir hikâyesini bizlerle paylaşır. Sıcak, samimi bir üslubun içinde İstanbul’a bir otobüsle gelip ardından damalı Impala’ya binip daha sonra soluğu Arnavutköy’ün ani bir fren sesiyle sarsılan mahallesinde alabilirsiniz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.