Ölümsüz Yürekler Şehri Kastamonu

İstiklal madalyalı tek ilçe olan İnebolu’su, Karadeniz’in en uzun sahil şeridine sahip Cide’si, İstanbul’un Fethi’ndeki toplarda kullanılan bakır ve demirin temin edildiği Küre’siyle, 1919’da ilk Kadın mitingine şahit olan Kastamonu’dan bahsedeceğim sizlere.

150 bin yıllık geçmişiyle Kastamonu, Anadolu’da kurulan ilk Türk şehri. Kurtuluş Savaşı cephelerinden olmamasına rağmen, en çok şehit veren üç ilimizden biri olmuş. Ersizlerdere köyü de, işte tam buradan, köyde şehit olanların cenaze namazını kılacak erkek kalmamış ve kadınların “ersiz” kalmıș olmasından alıyor ismini. Kastamonu, Milli Mücadele dönemindeki duruşuyla, köklü bir geleceğin de kapısını aralıyor.

Kastamonu’yu manevi olarak besleyen bir başka özelliği de Fatih Sultan Mehmet’ten Kânuni Sultan Süleyman’a kadar padişahların hocalarına; Şeyh Şaban-ı Veli, Benli Sultan, Serbestzâde Ahmet Hamdi Efendi, Kadı Nuri Efendi ve daha birçok halk arasında önemli kişiye ev sahipliği yapmasıdır. Şehir, bundan dolayı “Evliyalar Şehri” olarak isimlenmiș.

Kastamonu’ya gidenler sadece dini turizm için gitmiyor; tarihi dokusunu korumayı başaran bu nadide şehre. Tatil ve gezi yapmak için gidenler de var. Gezilecek yerleri de saymakla bitmiyor. 2018 Kültür Başkenti olarak seçilen Kastamonu gezimize artık başlayabiliriz. Ancak başlamadan size Kastamonu’da geçen ufak bir anımı anlatmak istiyorum:

Arkadaşlarla iki gün Kastamonu’da kalmaya gitmiştik. Sabahtan da bakkaldan kahvaltılık alıp Kastamonu Kalesi’ne çıkmadan önceki sokakta, duvarın üzerinde piknik yapacaktık. Duvarın üzerinde yemek yememize gönlü razı gelmeyen hediyelikçi (ismini bilmediğim) düşünceli amcam: “Yavrum, para mara istemiyorum, gelin masa koyayım size, yemeğinizi orada yiyin.” diye tatlı tatlı uyardı. Daha sonra kendisinden alışveriş yaptığımızda bize dolap mıknatısları hediye etti. Böylelerinden kaç tane var bilmiyorum ama, Kastamonu, yüreği geniş insanların biricik memleketi olarak kalacaktı kalbimde…

Gezilecek yerlerinden ilk durağımız Taşköprü’ydü. Buraya ismini veren de adı üstünde, “Taş-Köprü” dür. 1366 yılında Gökırmak üzerine Yağmur Beyin oğlu Ali Bey tarafından Celalettin Beyazıt adına yaptırılmıştır. 68.58 metre uzunluğunda ve toplam 7 kemerlidir. Gece-gündüz fark etmeden burada harika fotoğraflar yakalayabilirsiniz. Yalnız Taşköprü’deki en önemli eser bu değil. M.Ö. 64 yılında kurulan Paflagonya’nın eyalet merkezi olan Pompeipolis höyüğü, Taşköprü ilçesindedir. Akropol olarak kullanılan tepede saray, mabet ve birçok ev bulunduğu biliniyor. Gün yüzüne çıkmakta olan antik kent, Efes ve Gaziantep Zeugma antik kentleriyle benzerlik gösteriyor. M.Ö. 7. Yüzyılda yapılan Kalekapı Kaya Mezarı’nın da Paflagonyalılar tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Ayrıca Urgancı Kaya Mezarı, Aygır Kalesi Kaya Mezarı, Direkli Kaya Mezarı ve Bademci Kaya Mezarı da Taşköprü’deki diğer kaya mezarlarıdır.

 

Biraz daha şehrin merkezine doğru gittiğimizde Beylikler, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin ahşap işçilikli camileri açıyor bize kapılarını. Çobanoğulları’ndan Kırk Direkli Cami (1273), Candaroğulları’ndan cümle kapısına hayran kaldığım İbn Neccar Cami (1353), Osmanlılar’dan Yakup Ağa Cami ve daha nicesi… Kastamonu Kalesi’nden veya onun genç arkadaşı Serengâh Tepesi’nden şehrin tüm güzelliklerini, tarihini izleyebiliyorsunuz. Hatta yakınlarda restoran olacak yolcu uçağını da…

Kastamonu’nun sivil mimari örnekleri, mesafelerinin az olmasından olacak ki, Safranbolu evlerine çok benzer. Evlerin bilindiği üzere en erken tarihlisi 18. yüzyıldan kalmadır. Sadece kent merkezinde 400 tarihi sivil mimari örneği olduğu bilinir. Kent merkezinden sonra konak yoğunluğu açısından İnebolu, Taşköprü ve Tosya ilçeleri gelir. Bu konaklar içinde İsmail Bey Konağı, Ballık Konağı, Tahir Efendi Konağı ve başlı başına İnebolu Konakları meşhur olanlarıdır.

Kentin bir diğer önemli mimari ve heykel örnekleri de, Cumhuriyet Dönemindendir. İsmini sadece Kastamonu’ya değil, tüm Türklerin kalbine yazan Şehit Şerife Bacı adına yapılan heykel, Türkiye’nin ikinci büyük anıtı olma özelliğini taşır. Ancak bana kalırsa bu heykel grubunun büyüklüğü-anıtsallığı değil, canlandırdığı olaydır. Onu ölümsüz kılan: 1921’in çetin kışında, İnebolu’dan Ankara’ya cephane taşıyanların içinde Şerife Bacı da vardır. Yollar kapanmış, tipiyle beraber cepheye giden taşıt kolları da köylere sığınmıştır. Şerife Bacı, şehrin kapısı sayılan kışlanın önüne kadar cephaneyi çok zor şartlarda getirmiş ve bitkin düşerek orada vefat etmiştir. Bu manzara, görenleri dehşete düşürmüştür. Ancak asıl şaşırılan olay, cephanenin üstündeki yorganın altından gelen çocuk ağlama sesidir. Kundağa sarılı bebek, donmaktan kurtulmuştur, ancak korkmaktadır. Kumandan Osman Bey bu manzarayı görünce, hüzünlenerek: “Türk Kadını, Dünyada Emsali Bulunmayan Kahraman Bir Ana’dır. Öyle bir Anadır ki, tarihte nice kahramanlar cihangirler doğurmuştur. Arkadaşlar; Milli Mücadele’yi kazanacağımızın en büyük misali işte önümüzde. Biri ölü, biri diri yatıyor.”  demiştir.

Şehit Şerife Bacı’nın kahraman Anadolu Türk Kadınının bir sembolü haline gelmesiyle Kastamonulular, ilin Cumhuriyet Alanında bronz bir Anıt yaptırılmasına karar vermişlerdir.  Bu heykel grubunun da hikâyesi budur…

İnsanlarıyla, geçmişiyle barışıklığıyla, kentin kendi içindeki uyumuyla Kastamonu’daki kültür gezinizi tamamlayamayacaksınız. Çünkü burayı bırakmak istemeyeceksiniz.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.