Ölümün Kucaklanışı: Danse Macabre

Ölüm, insanı kızdıracak ölçüde eşitlikçidir der Ernest Renan. Ölüm evrensel, doğal ve kaçınılmazdır. Varoluşla  gelen ve en az yaşam kadar bize içkin bir olaydır.

Bugünlerde geçmişten çok da farklı olmayan bir yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. Dünyayı kasıp kavuran bir tür 21.yüzyıl vebasına karşı evlerimizde güvende kalmaya çalışıyoruz. Korkuyoruz ve endişe doluyuz. Çünkü bilinmezlik varlığın en ilksel zamanlarından beri bir tehdit ve korku unsuru olarak insanı etki altına almayı başarmıştır. Her ne kadar bugün bahsedeceğimiz konu okurlarımıza ilk başta tuhaf gelebilecek olsa da bizce 14.yüzyılın ölümle dansına dair birkaç noktaya değinmek gerekmektedir. Bugün bizim de yaşamımızın acı bir parçası haline gelen ölümün geçmişte nasıl karşılandığını kaleme almak istedik.

Danse Macabre’nin kavramsal olarak doğuşu,  Avrupa’nın üçte birinin yok olduğu 15.yüzyılın epidemisi veba ile paraleldir. Bütün farklılıkların, bütün ayrımların homojen bir bütün haline geldiği ve insanın ölümde birleştiğinin alegorik bir anlatımıdır. İnsanlar çektikleri acıların son bulmayışından ve bekledikleri kurtuluşun bir türlü gelmeyişinden, gerçek ve sonsuz huzurun ölümle geleceğini düşünmüş, bu sebeple ölümü sevinç içinde dans ederek karşılamıştır. Ölümün varoluşa içkinliği yalnızca fresklerde, eski ilahilerde ya da mezar taşlarında değil; edebiyatın öncül isimlerinin(Edgar Alan Poe/Kızıl Ölümün Maskesi, Shakespeare/Hamlet, Washington Irving/Başsız Süvari, Bram Stoker/Dracula vb.) eserlerinde ve yine sinemanın içinde de kendine yer bulmuştur.

Yine varoluşçu sinemanın en önemli isimlerinden olan İsveçli yönetmen Ingmar Bergman Yedinci Mühür’üyle ölümü adeta terminolojik bir başkalaşıma uğratarak, soyut halden somuta indirgemiş ve onu insanlaştırmıştır. Böylelikle Bergman tam bir geçiş dönemi ürünü olan yapıtında kendi inanç sistemlerini sorgularken, ölüm gibi evrensel bir temayı merkeze koyarak ölüme sanatsal bir boyut kazandırmıştır.

Kavramsal bir giriş yaptığımıza göre şimdi biraz Danse Macabre’nın detaylarından bahsedelim.

Ölüm Dansı-Danse Macabre Op.40, senfonik bir şiir olarak 1874 yılında Fransız besteci Camille Saint-Säens tarafından bestelenmiştir. Senfonik şiirler görsellik üzerine kurulu orkestral formlardır, şöyle ki, bir durum, bir olay  ya da bir efsane üzerine okurda ve dinleyicide adeta anlatılanı yaşıyormuş gibi bir duygu uyandırmayı  amaçlar. Katı orkestral kurallar yerine daha şiirsel(lirik) ve romantik şekilde yazılırlar. Dahi besteci Saint-Säens’ın eseri de bu türde yazılmış en köklü eserlerden biri olurken kaynağını eski bir Fransız efsanesinden alır. Efsaneye göre her yıl Cadılar Bayramında gece çöktüğünde “Ölüm” dünyaya gelir ve tüm ölüleri mezarlıklarında diriltir.

Kendisi keman çalarken ölülerin de onun için dans etmesini ister. Hayal edebileceğiniz tüm korkunç yaratıklar cadılar, hayaletler, ecinniler de onlara katılırlar ta ki horoz ötüp de gün doğumunu müjdeleyene kadar. Daha sonra tüm ölüler mezarlarına dönerler ve “Ölüm” de seneye tekrar gelmek üzere dünyayı terk eder.(1)

Eser yaylı sazların yumuşak eşliğinde gece yarısı çalan saati betimleyen arpın 12 kez çaldığı bir tek notayla açılır. Bunu daha sonra kemanın çaldığı “şeytan aralığı” da denilen kulak tırmalayıcı bir ses gurubu takip eder. Ölüm kemanını çalmaya başlamıştır. Ana tema solo flütte duyurulur ardından keman inici bir ses dizisi çalar. Orkestranın geri kalanı bu diziye katılır. Ana tema ve bu inici ses dizisi orkestranın çeşitli bölümlerinde duyurulduktan sonra solo keman ve arpın çaldığı diziyle kesilirler. Eser daha enerjik hale gelir ve bu noktada doruğa ulaşır, tüm orkestra güçlü bir dinamikle çalmaya başlar. Obuanın çaldığı, horoz ötüşünü andıran soloyla müzik birdenbire kesilir. Eserin sonuna doğru başka bir keman solosu duyurulur ve orkestra da katılır bu soloya. Çok hafif çalınan final kısmı iskeletlerin mezarlarına dönüşünü simgeler.(2)

Ölüm dansının böylesine hayatın parçası olması yaşamla olan karşıtlığına rağmen her şeyin üzerinde bir bütünselliğin, varlığa içkin olduğuna dair çok önemli bir noktadır. Tüm hiyerarşileri kıran ölüm, ebedi eşitleyicidir. Belki de insanların buna ihtiyaç duymasının en büyük nedeni yaşamlarına bir veba gibi sinen korkuydu ve tek çareleri korkuyu bir şekilde alt etmekti. Bu sebeple onlar da ölüm gerçeğini dans ederek sevinçle karşıladı.

Bugün ise gelişen tıp ile birlikte çeşitli hastalık ve epidemilere çare bulmak mümkün. Nitekim 21.yüzyılda artık ölüm, gelişen tıpla büyüyen umutlar yüzünden olsa gerek, o kadar büyük bir sevinçle karşılanmıyor. Bu sebeple geçirdiğimiz bu zor günlerin biran evvel tüm dünya için son bulmasını ve sağlıklı günlere kavuşmayı diliyoruz.

Dinlemeniz için Danse Macabre Operası sizlerle…

Kaynak: 12

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.