Orhun Abideleri (Köktürk Kitabeleri)

Orhun Abideleri ya da diğer bilinen adıyla Köktürk Yazıtları Türk’lerin tarihe armağan ettiği en büyük tarihi eserlerden birisidir. Orhun Abideleri’nden alınan şu dizeler ile makaleye başlamak istiyorum:

‘’Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş, düzenleyi vermiş. ‘’

Orhun Abideleri: İlim Dünyasında Büyük Yankılar Uyandırmış Bir Keşif

  1. yüzyılın sonlarında coğrafyacı, haritacı, tarihçi olan Semen Ulyanoviç Remezov “bütün Sibirya’nın şehirlerini, topraklarını, bozkırlarını ve sarp yerlerini” gösterir haritasında, Talas Nehri’nin baş tarafına “Orhun-taş” ve “yazın kar var” diye not düşer ve başka bir şey yazmaz. 1709’da Poltava Savaşı sırasında, Ruslara tutsak düşen İsveçli subay J. Von Strahlenberg Sibirya’daki sürgün yıllarında anlaşılmaz bir dille yazılmış bazı anıtların varlığını fark eder. Benzer biçimde, yine aynı dönemde Sibirya’da bulunan Alman bitkibilimcisi D. Messerschmidt de yazıtları görür ve 1720’de Petersburg Bilimler Akademisine yazılı bir sunu ile bu yazıtları tanıtarak bilim adamlarının dikkatini çeker.

Orhun Abideleri’ne inceleme amacıyla giden ilk heyetler, 1887-1888’de Finlandiya’dan Sibirya’ya gönderilen Fin araştırma heyetidir.

1889’da Rus Coğrafya Cemiyeti adına Moğolistan’da araştırmalar yapmaya gönderilen Nikolay Mihayloviç Yadrintsev, Urga (Ulan-Bator)’ya 400 kilometre, Karakorum ve Kara Balgasun harabelerine ise 60 kilometre kadar uzakta, Orhun Nehri’nin kıyısı ile Koço-Tsaydam Gölü civarında yazıtlar bulur.

Köktürk Yazıtları’nın Kime Ait Olduğunun Anlaşılması

Rus ve Fin bilim adamları araştırmaları sırasında yazıtların fotoğraflarını da çekerler ve böylece bilim dünyasında bir gizem olan Orhun Abideleri’nin kime ait olduğu ve hangi dille yazıldığı sorularının cevabına yaklaşılır. Çünkü bu yazıtların bir yüzü Çincedir.

Vilhelm Thomsen

Bu Çince yazıttan hareketle bu iki anıttan birinin 731’de ölen bir Türk prensine ait olduğu öğrenilir. Bu prensin Kül Tigin olduğu anlaşılınca yazıtların da II. Köktürk Kağanlığı’ndan kalma taşlar olduğu böylece gün ışığına çıkmış olur.

Vilhelm Thomsen bu yazıtlarda geçen kelimelerle adeta oynayarak bu kelimelerin sır perdesini aralar ve 15 Aralık 1893 yılında Danimarka Kraliyet İlimler Akademisi’nin toplantısında Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarını okuduğunu tüm dünyaya duyurur.

1722’den beri ilim adamlarını meşgul eden meçhul taşların sırrı çözülür; Güney Sibirya’nın Yenisey vadilerinde ve Moğolistan’ın ortasında, kumlar arasında bulunan esrarlı yazıların Türklere ait olduğu anlaşılmıştır artık ve böylelikle Türk dil ve edebiyatının en eski metinleri Kutadgu Bilig’le ancak 1069’a kadar geri götürülebilirken, artık 337 yıl daha geriye, 732 yılına kadar gidilir olur.

Orhun Abideleri, bir kavmin millete dönüşme hikayesinin belgeleri…

Her milletin kültür hazineleri vardır ve bu kültür hazineleri milletlerin hayatında çok büyük öneme sahiptirler. Orhun Abideleri (Köktürk Yazıtları) de Türk milletinin en önemli kültür hazinelerindendir. Orhun Abideleri, “Türk” adının geçtiği ilk yazılı belgeler olmaları sebebiyle Türk tarihi için büyük bir değer taşırlar.

Köktürk Yazıtları ya da Orhun Abideleri, Türk Tarihi’nin belli bir dönemini hikaye etmesiyle bilinmektedirler.

Orhun Abideleri, Köktürk İmparatorluğu’ndan kalma, 7 ve 8. asıra âit en eski taş yazıtlardır.

Bugünkü Moğolistan’da, Baykal Gölü’nün güneyinde, Orhun Nehri vadisinde, Koçho Tsaydam Gölü yakınlarında bulunmuş olan yazıtların civarında, Orhun yazısı ile yazılı daha başka yazıtlar da bulmuştur.

Orhun Abideleri Kaç Tanedir?

Orhun Abideleri belli başlıları altı tanedir. Fakat bunların en büyükleri üç tanesidir. Bu yazıtlardan ilki olan Kül Tigin yazıtı, Kül Tigin’in ağabeyi Bilge Kağan tarafından, 732’de diktirilmiş, ikincisi olan Bilge Kağan yazıtı da, Bilge Kağan’ın ölümünden bir yıl sonra 735’te kendi oğlu tarafından diktirilmiştir. Üçüncü olarak, vezir Bilge Tonyukuk yazıtı ise 720-725 senelerinde kendisi tarafından diktirilmiştir.

Yazıtların bulunduğu çevrede yazıtların yanı sıra yüzlerce heykel, balbal, taş yolları, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları ve kutsal yerler bulunmuştur.

Köktürk yazıtları dili, içeriği, ve üslubu açısından çok büyük öneme sahip metinler olmalarının yanında, barındırdıkları içerikle dönem halkının yaşayışı, örf-adet ve gelenek-görenekleri hakkında birçok bilgiye ulaşılmasını sağlarlar.

Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk, bu yazıtları yazarken devlete ve halkına hesap verme kaygısı güttüklerinden, o zamanın tarihini gerçekçi bir şekilde yansıtmışlar ve böylece o dönemde yaşanmış olaylara da ışık tutmuşlardır.

Köktürklerin tarihini, mücadelelerini, yaşayışlarını, inançlarını, idare sistemlerini anlatan Orhun Yazıtları, basit birer mezar taşından çok bir çeşit siyasi hatırat, beyanname niteliği taşımaktadır.

Orhun Abideleri ortaya çıkarıldıkları andan itibaren bilim dünyası için en çok heyecan uyandıran yazıtlar Bilge Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan yazıtlarıdır. Bu yazıtlar Türk adının ilk defa devletin resmi adı olması, Türkçe ilk yazılı belgeler olması, ilk tarihi bilgilerin yer alması gibi özellikleriyle önem kazanmışlardır.

KÖKTÜRKLER HAKKINDA

Köktürkler, Büyük Hun İmparatorluğu’ndan sonra, Asya’da kurulan ikinci büyük Türk devletidir. Bilinen en önemli özellikleri tarihte “Türk” sözcüğünü ilk defa bir devlet adında kullanmış olmalarıdır.

Köktürkler M.S. 6. yüzyılda Altay dağlarının eteklerinde Juan-Juanlara bağlı olarak yaşamaktaydılar. Geleneksel demircilik sanatıyla ilgilenen ve Juan-Juanlar’a demir üretimi yapan Köktürkler, Juan-Juanlar’ın hâkimiyeti altında oldukları bu zamanlarda bile dağınık halde değildiler.

Edinilen bilgiler ışığında Juan-Juanlar’a sadece federatif olarak bağlı oldukları söylenen Köktürkler, I. Köktürk Kağanlığı’nın kurucusu olan Bumin Kağan’ın atası olarak düşünülen A-hien Şad tarafından yönetilmekteydiler.

Köktürkler, Çin kaynaklarından anlaşıldığı üzere Asya Hunları’nın bir koludurlar. Köktürk Devleti’nin kağanının ailesi Aşına (Aşena, Asena, Zena vb.) adını taşımaktadır. Köktürklerin tarihi efsanelerle karışık anlatılmakta olup bunlardan en çok ön plana çıkanı “kurttan türeme” efsanesidir. Zaten bu efsane ışığında Köktürkler, kağanlık alameti olan bayraklarında “kurt başı” kullanmışlardır.

Köktürkler, Asya Hun devletinden sonra ikinci büyük Türk devleti olur ve birkaç Türk devleti hariç bütün Türk boylarını bir bayrak altında toplar. Yaptıkları akınlarla Türk örf–adet, gelenek ve göreneklerini yayarlar. Bağımsız devlet olarak sürdürdükleri iki yüz yıllık tarihleri boyunca Köktürkler, Türk kültürünü ve millet yapısını sistemli bir şekilde ortaya çıkarmışlar, bugüne de yön ve şekil vermişlerdir.

Göktürkler’in Kökeni Hakkında

Göktürklerin menşei, kaynaklarda efsanelerle karışık anlatıldığından kesin bir tarih sahnesine çıkma hikayesinden bahsetmek zordur. Ancak yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuç Göktürklerin 542 yılı öncesinde Altay dağlarının güney eteklerinde yaşıyor olmaları ve Hunların kuzey boylarından gelmeleridir . Kağan ailesi Aşına soyundan gelmektedir. Kaynak metinlerde Göktürklerin menşei hakkında iki efsane kaydedilmiştir. Olağanüstü olaylarla süslenmiş olsalar da söz konusu metinler büyük tarihi önem taşımaktadır.

Bu efsanelerden birincisi kurttan türeme, ikincisi ise Hunların kuzeyindeki Suo ülkesinden çıkma hadisesidir. Ancak anlatılan bu efsaneler Hunlar döneminde de birçok Türk devletinin efsaneleriyle benzerlik gösterdiğinden dolayı Köktürklerin, kağanlık kurmadan çok önce de yaşadıkları düşünülmektedir.

I.Köktürk Kağanlığı

Köktürklerin tarih sahnesine çıktığı zamanlarda federatif olarak bağlı bulundukları Juan-Juanlar Moğolistan coğrafyası başta olmak üzere Orta Asya’nın doğusuna hakimlerdir. Köktürkler Altay dağlarının eteklerinde yaşarlar ve demircilikle uğraşırlar.

552 yılında Juan-Juanlara ani bir baskın yapan Bumin Kağan, bozguna uğrayan Juan-Juan hükümdarı A-na-kuei kendini öldürmesinden sonra büyük bir zafer elde eder ve “Kağan” unvanını alır. 552 yılında, bağımsızlığını kazanan devletin başkenti olarak, Ötüken ilan edilir. Milletine bağımsızlığını kazandırdıktan sonra ölen Bumin Kağan’ın yerine sırasıyla oğulları Kara (diğer unvanıyla İlci) ve Mukan Kağan geçer. Her iki oğlu da Juan-Juanlar ile mücadelelerini sürdürürler ve Mukan Kağan 555 yılında Juan-Juan devletini ortadan kaldırır.

Çokça kısmı batıya kaçan Juan-Juanlar, Avarlar olarak adlandırılmaya başlarlar.

Orta Asya’da bir egemenlik kurmaya başlayan Kağanlık, Kidarlar, Kırgızlar ve diğer boyları egemenliği altına alır. İzlenen çeşitli politikalarla, Çin imparatoruyla akrabalık ilişkileri kurarak güney sınırları güvence altına almak, Soğdluları İran’a karşı koruyarak İpek Yolu ticaretini kontrol altına almak gibi, devletin sınırları giderek büyümeye ve devlet en parlak dönemlerini yaşamaya başlar. Köktürkleri bu döneme ulaştıran Mukan Kağan 572 yılında ölür ve yerine geçen Tapo Kağan sınırları oldukça genişleyen devleti iki kısma ayırarak, doğuya kardeşinin oğlu İşbara’yı, batıya da kardeşi Jotan’ı kağan olarak tayin eder. 582 yılında Tapo Kağan’ın ölümüyle İşbara Han hakan olur ve kağanlık ikiye ayrılır.

Doğu Köktürk Kağanlığı

Doğu sınırları dışındaki Moğol kabilelerinin bile itaatini elde eden İşbara Han, ordu içindeki huzursuzluklar, Çin’de iktidarını sağlamlaştıran ailenin yönetimi iyice güçleştirmesi gibi güç sebeplerden ve ayrıca, isyan eden ordu komutanlarına karşı Çin’den yardım istemek zorunda kalır ve Çinliler düşmanları olan Köktürk halkını Çince konuşmaya, kendileri gibi giyinmeye zorlayarak asimile etmeye çalışırlar. Köktürk hakanlığının iyice zayıflaması ile Türk ahali Çin’e iltica etmeye başlar, hükümdar ailesi içinde kargaşa çıkar ve bu kargaşada İşbara ölür. (587). Sırasıyla başa geçen Baga Çor, Tulan, K’i-min zamanında da işler iyiye gitmez ve K’i-min ölümünden sonra başa geçen Shih-pi dağınıklığı toparlayarak tekrar bütünlüğü sağlar.

Çin’e karşı izlenen düşmanca tavır, Çin’de çıkan iç karışıklıklar bu dönemde Çin’e karşı üstünlük sağlanmasını ve devletin eski gücüne kavuşmasına yarar. Shih-pi Kağan’ın Çin’e bir akını sırasında ölmesinin ardından yerine geçen ve Çin’e karşı sert bir tutuma sahip olan kardeşi de zehirlenerek ölür. Yerine geçen İl Kağan da Çinli ve Soğdlu vezirler yüzünden Bozulan Göktürk törelerinin etkisiyle halkın güvenini kaybeder, tam da bu vakitlerde baş gösteren kıtlık devleti zayıflatır. Kağan Çin’e esir düşer ve halk ve topraklar Çin’in eline geçer. Böylelikle 630 yılında Doğu Köktürk Kağanlığı yıkılır. Çin hakimiyetine giren Türk boyları ayaklansa da hiçbir sonuç alınamaz ( Bu ayaklanmalardan en bilineni 639 yılında Köktürk prensi Kürşat’ın Çin sarayını basması olarak söylenir).

Köktürklerin hakimiyetlerini kaybettikleri bu fetret devrinin yaşanmasına sebepler Orhun Abideleri’nde: Devlet adamlarının kifayetsizliği, Türk kavminin tedbirsizliği, Çin’in kurnazca politikası ve yıkıcı propagandası olarak belirtilir.

II.Köktürk Kağanlığı

Köktürklerin hikayesi şöyle devam eder: Kutluğ Kağan, Doğu Köktürk Kağanı “İl”in soyundan gelir, kendinden önce yaşanan zorlu mücadeleler, savaşlar, yaşanan çöküş onu yıldıramaz. Çin sınırlarından uzaklaşır. Askeri bir güç elde edince II.Köktürk Devleti’ni bağımsız ilan eder.Çin’de hapsedilen ve buradan kaçarak Göktürklere sığınan Tonyukuk, Apa Tarkan (ayrıcalıklı, saygın kişi, vezir, vekil) tayin edilir. Tonyukuk, yönetme bilgisi ve stratejileriyle devletin sağlam bir temele oturtulmasını sağlar.

Tonyukuk, tarihte adları bilinen devlet adamları arasında en büyüklerinden biri olarak gösterilir. Tonyukuk anısına, kendi ağzından yazılmış olan bir kitabe Orhun’a, Bayn Tsokto mevkiine dikilir.

Bilge Tonyukuk Yazıtları

“İlteriş Kağan kazanmasa, ve ben kendim kazanmasam, il de millet de yok olacaktı. Kazandığı için, ve kendim kazandığım için il de il oldu, millet de millet oldu. Kendim ihtiyar oldum, kocadım. Herhangi bir yerdeki kağanlı millette böylesi var olsa, ne sıkıntısı mevcut olacakmış ? Türk Bilge Kağanı ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.”

(Tonyukuk Yazıtı (İkinci Taş) Doğu Cephesi)

 

Köktürk tarihindeki önemli şahsiyetlerden biri olan Vezir Tonyukuk, birçok Köktürk hükümdarı zamanında önemli görevlerde bulunur ve Bilge Kağan zamanına kadar yaşar.

Bilge Tonyukuk yazıtı, II. Köktürk Kağanlığı döneminde dikilmiştir ve bu dönemin tarihi olaylarını içerir ve yazıtın dikildiği kesin olarak bilinmemektedir.

Aslında Bilge Tonyukuk yazıtlarına bulunduğu yer itibariyle Bayn Tsokto Yazıtları denmekle birlikte Orhun nehri kıyısındaki Bilge Kağan ve Kültigin yazıtlarıyla aynı döneme ait olduğu için Orhun Yazıtları arasında yer aldığı söylenir.

Tonyukuk Yazıtları Tarihi

Araştırmacıların bir kısmı bu tarihi 720-725 olarak gösterirken; bir kısmı ise, Kül Tigin, Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk yazıtlarının Bilge Tonyukuk’un bizzat kendisi tarafından Kül Tigin Yazıtına cevap olarak yazıldığını, bu sebeple de Köl Tigin yazıtından önceki bir dönemde dikilmiş olabileceğini ileri sürerler.

Bilge Tonyukuk, bu yazıtları kendi yazdırıp diktirir. Bilge Tonyukuk bu yazıtlarda olayları kendi ağzından naklettiğinden metnin yazarı kendisidir. Ancak yazıcının kim olduğu yazıtta belirtilmez. Tonyukuk kendi yazıtında daha çok İlteriş Kağan ile Bilge Kağan’ın amcası Kapgan Kağan’ın başarılarını ve kendi hizmetlerini anlatır.

(Bilge Tonyukuk Mezar Külliyesi)

Bilge Tonyukuk yazıtları biri diğerinden biraz daha büyük olmak üzere iki yazıttan oluşmaktadır.

“Bilge Tonyukuk ben kendim Çin ilindi kılındım. Türk milleti Çine tabi idi. Türk milleti hanını bulmayıp Çinden ayrıldı, hanlandı. Hanını bırakıp Çine tekrar teslim oldu. Tanrı şöyle demiştir: Han verdim, hanını bırakıp teslim oldun.”

(Tonyukuk Yazıtı Doğu Yüzü)

 

(Tonyukuk Yazıtı, Taş 1, Batı Yüz)

 

(Tonyukuk Yazıtı, Taş 1, Doğu Yüz)

 

( Tonyukuk Yazıtı, Taş 2, Batı Yüz)

 

(Tonyukuk Yazıtı, Taş 2, Doğu Yüz)

Çin, yine en büyük düşmandır ve mücadeleler elbette devam eder.

İlteriş Dönemi

İlteriş Kaan

Kutluğ Kağan, kendisine itaat etmeyen kavimlere karşı akınlar düzenleyerek onları kontrolü altına alır ve bununla birlikte kendisine “İlteriş” unvanı verilir. İlteriş, “il toplayan” anlamına gelir.

Kutluğ Kağan’ın ölümünden sonra sert tutumuyla bilinen ve Çin’e karşı seferleri devam ettiren, Çin’i haraca bağlayan ve Kırgızları kontrolü altına alan Kapgan Kağan bir sefer dönüşü pusuya düşürülerek öldürülür. Kapgan Kağan’ın ölümünden sonra yeğenleri Bilge Kağan ve Kül Tigin, Kapgan Kağan’ın oğullarıyla mücadeleye girişerek yönetimi ele alırlar, Kapgan Kağan’ın oğul ve akrabalarını öldürürler.

Bilge, kardeşi Köl Tigin’in isteğiyle kağan olur. Kül Tigin de ordu komutanlığına getirilir Bilge Kağan, Tonyukuk’un kızıyla evlenir. Tonyukuk, Kutluğ ve Kapgan Kağan’dan sonra, Bilge Kağan zamanında da vezirlik yapar. Tonyukuk, Bilge Kağan’a devlet yönetimi ve devletin faaliyetler konusunda çok büyük yardımlarda bulunur.

Kül Tigin koyun yılının on yedinci günü vefat eder, dokuzuncu ayın yirmi yedinci günü de yuğ merasimi yapılır. Türbesini, heykelini, kitabesini de maymun yılında yedinci ayın yirmi yedinci günü tesis ederler.

Kül Tigin Yazıtı

Kül Tigin anıtı, Moğolistan’daki Orhun ırmağının eski yatağı yakınlarındaki Koçho Tsaydam Gölü civarında bulunur. Kül Tigin anıtı “Koyun yılının on yedisinde”, miladi takvimle 27 Şubat 731 yılında ölen ve Bilge Kağan’ın kardeşi Kül Tigin’in ya da prens Kül’ün anısına dikilir. Prens Kül’ün cenaze töreni “Dokuzuncu ayın yirmi yedisinde”, miladi takvimle 1 Kasım 731’de yapılmıştır. Anıtın dikiliş tarihi yazıtlarda belirtilmemiştir.

Bilge Kağan’ın ağzından yazılan bu kitabeyi Kül Tigin’in yeğeni Yolluğ Tigin, 20 gün boyunca Koço Tsaydam’da oturarak yazar. Kitabe, Çin’den getirilen taş ustaları ile kazınır.

12 Hayvanlı Türk Takvimi

Türk kavimlerinin en eski zamanlardan beri en çok kullandıkları takvim sistemi on iki hayvanlı takvim sistemidir.

Bu takvime göre 1 ven 10.000 yıla tekabül eder, 12 yıl 1 devire. 1 yıl 12 aydır. 1 ay 4 hafta ve 30 gündür. 1 gün 12 “Çağ”, 1 Çağ 2 saat. 1 gün 24 saat.

Aylar ise sırasıyla şu şekildedir: Sıçgan (sıçan), Ud (öküz) Pars (pars), Tavışgan (tavşan), Nek (timsah), Yılan (yılan), Yund (at), Koy (koyun), Biçin (maymun), Tagaku (tavuk), İt (köpek), Tonguz (domuz)

12 hayvanlı Türk yıllığı olarak adlandırılan bu takvim, Köktürkler, Uygur Türkleri, Tuna-Bulgar Türkleri, İtil Bulgar Türkleri tarafından kullanılmıştır. Hun Türkleri tarafından da kullanıldığı düşünülmektedir. Köktürk Yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Bulgar Hakanları Listesi bu takvimle tarihlendirilmiştir.

12 Hayvanlı Türk Takvimi Detayları İçin Tıklayın

Köl Tigin yazıtında ölümüyle ilgili şu bilgi yer almaktadır:

“Köl Tigin koyn yılka yiti yigirmike uçdı. Tokuzunç ay iti otuzka yoğ ertürtümüz. Barkın bedizin bitigtaşın biçin yılka yitinç ay yiti otuzka kop alkdımız. Köl Tigin özi kırk artuki yiti yaşında bulut bustadı.”

“Köl Tigin koyun yılında (birinci ay) on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay yirmi yedinci günde yas töreni tertip ettik. Türbesini resmini kitabe taşını maymun yılında yedinci ay yirmi yedinci günde hep bitirdik. Köl Tigin kendisi kırkyedi yaşında bulut çöktürdü” (Köl Tigin Kuzeydoğu Anıtı) .

Kül Tigin yazıtında Köktürk tarihine ait olaylar Bilge Kağan’ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajları verilir. Bu yazıtta II. Köktürk Kağanlığı’nın kuruluşundan Kül Tigin’in ölümüne kadar olan siyasi ve askeri tarih ayrıntılı olarak nakledilir.

Dört cepheli kitabenin kuzey yüzlerinde 13’er satır, doğu yüzünde ise 40 satır Köktürk harfli Türkçe metin bulunur.

Orhun Abideleri’nde yer alan bu yazıtın batı yüzünde ise, devrin T’ang İmparatorunun Kül Tigin’in ölümü dolayısıyla gönderdiği ve evrenin düzeninden, Kül Tigin’in saygın kişiliğinden, barışın öneminden bahseden Çince mesajına yer verilir. Batı yüzünde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Köktürk harfli iki satır bulunur.

Kül Tigin yazıtının doğu yüzünde dağ keçisi damgası ve batıya bakan tepelik kısımlarında kurttan türeme efsanesini anlatan birbirine paralel kurttan süt emen çocuk tasvirleri vardır. Yazıt, geçen 1300 yıl içerisinde büyük ölçüde zarar görmüştür. Doğu ve kuzey yüzlerini birleştiren kısın parçalanmış ve orijinalinde bulunan kaplumbağa kaide parçalanmıştır.

Bu yüzden 1911 yılında sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur.

Kül Tigin Yazıtı Güney Yüzü

“Türk hakanı Ötüken dağlarında oturur ise ülkede hiçbir sıkıntı olmaz. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim denize pek az kala durdum; güneyde Dokuz Ersin’e kadar ordu sevk ettim, Tibet’e pek az kala durdum; batıda İnci Irmağı (Seyhun) geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettim; kuzeyde Yir Bayırku topraklarına kadar ordu sevk ettim; bunca diyara kadar orduları yürüttüm ve anladım ki: Ötüken dağlarından daha iyi bir yer asla yok imiş.”

Kül Tigin Yazıtı Kuzey Yüzü

Kül Tigin’in ölümü üzerine Bilge Kağan’ın söyledikleri:

‘Kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim yas tuttum. Gören gözlerim görmez gibi, eren aklım ermez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zaman tanrısı buyurunca insanoğlu hep ölümlü yaratılmış. Öyle düşündüm. Gözümden yaş gelse engel olarak, gönülden feryat gelse geri çevirerek yas tuttum. Çok yas tuttum.

Kül Tigin Yazıtı Doğu Yüzü

“Devletin dağılış sebepleri şu şekilde anlatılıyor: ‘Akılsız hakanlar tahta oturmuş şüphesiz, kötü hakanlar tahta oturmuş şüphesiz. Kumandanları da akılsız imişler şüphesiz, kötü imişler şüphesiz. Beyleri, halkı itaatkar olmadığı için, Çin halkı hilekar ve sahtekar olduğu için, beylerle halkı karşılıklı kışkırttığı için, Türk halkı kurduğu devleti elden çıkarıvermiş.”

 

İki büyük yardımcısını kaybeden Bilge Kağan, 734 yılında Kitan ve Tatabılara karşı zaferler kazanır ve bu zaferlerden başka herhangi bir faaliyeti olmaz. On sekiz yıl boyunca devleti idare ettikten sonra Bilge Kağan Buyruk Çor (bakanı) tarafından zehirlenir. Ölmeden önce kendisini zehirleyen Buyruk Çor ve ortaklarını öldürtür. Kendisi de 25 Kasım 734 yılında vefat eder. Defin töreni ise 22 Haziran 735’te yapılır.

Bilge Kağan’ın ölümü için ise şu bilgiler bulunmaktadır:

“Bunça kazganıp kangım kağan ıt yıl onunç ay altı otuzka uça bardı. Lazgın yıl bişinç ay yiti otuzka yoğ ertürtüm.”

Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı onunca ay yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı beşinci ay yirmi yedide yas töreni yaptırdım” (Bilge Kağan Güney Anıtı 10 satır).

Bilge Kağan Yazıtı

Orhun Abideleri’nde yer alan Bilge Kağan yazıtı da, Kül Tigin yazıtları gibi Moğolistan’daki Orhun Nehri’nin eski yatağı yakınlarındaki Koço Tsaydam Gölü civarında bulunmaktadır.

Bilge Kağan yazıtı, Bilge Kağanın 734 yılında ölümü üzerine, oğlu Tengri Kağan tarafından 735 yılında dikilmiştir. Kül Tigin yazıtına göre daha fazla tahrip olan Bilge Kağan yazıtının okunabilen yerleri daha azdır. Yazıtın yazarı yine Bilge Kağan, yazıcısı da Yolluğ Tigin’dir. Ancak yazıtın güney yüzündeki 10.-15. satırlar ile batı yüzündeki altı satırı okunabilen küçük yazıt Bilge Kağan’ın oğlu Tengri Kağan’a aittir. Bilge Kağan yazıtında, Kül Tigin’in ölümünden sonraki olaylar da ilave edilmiştir. Bu yazıt Kül Tigin anıtından birkaç cm. daha yüksektir. Doğu yüzünde 41 satır daha dar olan kuzey ve güney yüzlerinde 15 satırlık Türkçe yazıt bulunmaktadır. Yazıtın batı yüzünde de Çince bir yazıt vardır, ancak bu büyük ölçüde tahrip olduğundan pek az kısmı okunabilmiştir.

Bilge Kağan anıt mezar külliyesinde, Kül Tigin anıt mezar külliyesinde olduğu gibi yazıt dışında yazıta ait parçalar, kaplumbağa kaide, sunak taşı, insan heykelleri, koç heykelleri, balballar, döşemeler bulunmaktadır.

Bilge Kağan Yazıtı Kuzey Yüzü

Çin halkının sözleri tatlı, ipekli kumaşları yumuşak imiş. Tatlı sözlerle, yumuşak ipekli kumaşlarla kandırıp uzak halkları öylece yaklaştırırlar imiş. Tatlı sözlerine, ipekli kumaşlarına aldatıp Türk halk, çok sayıda öldün ! Türk halkı, mutlak öleceksin ! Güneyde Çuğay dağlarına Töğültün ovasına yerleşeyim dersen, Türk halkı mutlak öleceksin !”

Bilge Kağan Yazıtı Kuzey Yüzü

“Türk halkı ! aksisin: acıkırsan doyacağını düşünmezsin, bir doyarsan acıkacağını düşünmezsin. Öyle olduğun için besleyip doyurmuş olan hakanlarının sözlerini almadan her yere gittin, oralarda hep mahvoldun tükendin. Her ne sözüm varsa ebedi taşa hakkettim. Ona bakarak öğrenin.”

Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü

İkinci Göktürk Hakanlığının kuruluşu şu şekilde anlatılmış:

“Türk Tanrısı ve kutsal yer, su şöyle yapmışlar şüphesiz ki: Türk halkı yok olmasın diye, halk olsun diye, babam İlteriş Hakanı, annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinde tutup yukarı kaldırdılar şüphesiz. Babam 17 erle baş kaldırmış. ‘baş kaldırıyor’ diye haber alıp şehirdekiler dağa çıkmış, dağdakiler şehre inmiş, derlenip toplanıp 70 kişi olmuşlar. Tanrı güç verdiği için babamın askerleri kurt gibi imiş, düşmanları koyun gibi imiş. Doğuya ve batıya sefer edip derlemiş toplanmış. Hepsi 700 kişi olmuşlar.”

 

Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü

Bilge Kağan babasının seferlerini anlatıyor:

“Tanrı öyle buyurduğu için, devletliyi devletsiz bırakmış, hakanlıyı hakansız bırakmış, düşmanları bağımlı kılmış, dizlilere diz çöktürmüş, başlılara baş eğdirmiş. Babam hakan, öylece devleti yasaları koyup vefat etmiş. Babam hakan vefat ettiğinde ben sekiz yaşımda kaldım.”

“Türk Oğuz beyleri, halkı işitin ! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk halkı senin devletini, yasalarını kim yıkıp bozabilir idi?”

Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü

“Babamızın, amcamızın kazandığı halkın adı sanı yok olmasın diye Türk halkı için gece uyumadım, gündüz oturmadım; kardeşim Kül Tigin ile iki şad ile ölesiye yitesiye çalıştım, çabaladım. Halkı besleyip doyurayım diye kuzeyde Oğuz halkına doğru, doğuda Kıtay, Tatabı halklarına doğru güneyde de Çin‘e doğru 12 sefer ettim, savaştım. Ondan sonra Tanrı öyle buyurduğu için, bahtım, talihim olduğu için, ölecek halkı diriltip doyurdum. Çıplak halkı giyimli kıldım, fakir halkı zengin kıldım, az halkı çok kıldım, güçlü devleti olandan, güçlü hakanı olandan daha iyi kıldım.”

Bilge Kağan’dan sonra tahta Y-yen (I-jen), Tengri Kağan, Kutluğ Yabgu gibi kağanlar geçer ve 745 yılına kadar görünür olan ülke topraklarının hükümdar ailesinin ortak malı sayılması nedeniyle toprakların paylaşılması gibi politikalar, Çin entrikaları, kardeşler arasındaki mücadeleler, Türk boylarının merkez hakimiyete boyun eğmek istememeleri gibi sebepler Köktürk hanedanının 193 yıllık varlığını sona erdirir ve yerini başka bir Türk hanedanı olan Uygurlar hanedanına bırakır.

Notlar:
Yazı, Esra Yavuz tarafından hazırlanan, Orhun Abideleri ve Bunlarla İlgili Yapılan Çalışmalar Üzerine Bibliyografya Denemesi adlı bitirme çalışmasında verilen bilgilerden faydalanılarak hikaye edilmiştir.

Orhun Abideleri’nde kullanılan resimlerin büyük çoğunluğu yine aynı çalışmadan edinilmiştir.

Prof.Dr. Talat Tekin’in , Orhon Yazıtları ve Prof.Dr. Muharrem Ergin’in , Orhun Abideleri adlı eserleri yararlanılan diğer kaynaklardır.

1 Comment

  1. Semi Polad

    11 Eylül 2018 at 15:01

    Manşet fotoğrafı Bitlis Ahlat’taki Selçuklu Mezar Kitabeleridir. Orhon bengü yazıtları ile alakası yoktur. Sanırım, yanlışlıkla yüklenmiş olmalı. Sevgiler.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.