Progresif Rock’ın Dahileri: Dream Theater

“Falling through pages of martens on angels

Feeling my heart pull west

I saw the future dressed as a stranger

Love in a space-dye vest”

Sözleriyle başlayan bir şarkı duydum bir gün, ve kalbimden vurulmuşa döndüm. Kalbimin bambaşka yönlere çekildiğini hissettim adeta. Dinlediğim en güzel melodilerden birine sahip ve bütün tüylerimi diken diken eden olağanüstü bir Dream Theater parçasıydı. Grubun efsane klavyecisi Kevin Moore’un sevgilisi tarafından terk edildikten kısa bir süre sonra, bir gün bir giyim kataloğunda gördüğü ve üzerinde “space-dye vest”* denilen bir kıyafet giyen modele obsesif bir şekilde aşık olmasının hikayesidir. Kendi kendine sürekli bunu sorgular ve sorgulamaya devam ettikçe sebebini de çözer: ilişkisinde sevgilisine vermeye hazır olduğu her şeyi veremeden terk edilmiştir ve veremediği her şeyi etrafa saçmaya başlamıştır. İşte Space-Dye Vest bu uyanışın ürünüdür.

Bazı insanların dünyaya geliş amacı kesinlikle müzik yapmaktır. Beyinleri o kadar farklı çalışır ki, yarattıkları müziğin bir matematiği ve kodlarını vardır ve anlamak için neredeyse iyi bir müzisyen olmak gerekir. İşin bu kısmı tekniktir ve duygu-durumdan tamamen bağımsız bir mevzudur. Dream Theater dahi olarak anılan üst düzey beyin takımından oluşan bir progresif metal grubu olma özelliğini 30 yıldır başarıyla taşımaktadır.

1985’te Berklee’de okuyan bas gitarist John Myung, gitarist John Petrucci ve davulcu Mike Portnoy tarafından kurulan grup daha sonra Petrucci’nin çocukluk arkadaşı Kevin Moore’un da katılımıyla “Majesty” adını alır. Yaptıkları ilk deneme albümün başarıya ulaşması sonucu “Majesty” isminin başka bir grup tarafından kullanıldığını öğrenip, isimlerini eski bir sinemadan esinlenerek “Dream Theater” olarak ilk ve son kez değiştirirler.

İlk albümleri When Dream and Day Unite’i 1989 yılında piyasaya sürdükten sonra müzikal farklılıklar yüzünden vokalist Charlie Dominici gruptan ayrılır ve onun yerine Kanadalı James LaBrie gruba katılır. Dream Theater en büyük çıkışını 1992’de ikinci albümleri “Images and Words” ile yaparken, ilk konserini de Iron Maiden’ın katkısıyla gerçekleştirir. 1994’te Awake albümünü çıkaran gruptan efsane isim Kevin Moore ayrılır ve yerine Derek Sherinian gelir. 1990’ların başında Amerika’da başlayan progresif metal hareketinin başı çeken gruplarından biri olur.

Yaptıkları müzik, yazdıkları şarkı sözleri ve grup elemanlarının kendi alanlarındaki yetenekleriyle muadillerinin arasından sıyrılan gruba gelmiş geçmiş en iyi gruplardan biri diyen kitle sayısı da dünya çapında bir hayli fazladır. Grup müziğinde progresif rock ve heavy metali, caz temelleri ile birleştirirken, hayat ve felsefe gibi derin konulardan etkilenen şarkı sözleri ile progresif metalde yeni bir yol açarak birçok grubun müziğini etkilemeyi de başarır.

1995’te A Change Of Seasons, 1997’de Falling From Infinity albümüyle Pink Floyd’dan sonra gelmiş geçmiş en büyük progresif rock grubu olarak anılmaya başlayan grubun icra ettiği müzik, çalması çok zor aksak ritimleri, hem teknik hem de his olarak barındırdığı derin öğeleriyle türü sevenler arasında yıllarca en çok tartışılan mevzulardan olur. Kevin Moore’un gidişi grubun hayranlarını derinden etkiler ve birçoğu artık Dream Theater dinlemekten vazgeçerken, grup Moore’dan açılan boşluğu Jordan Rudess ile doldurur. Kısa sürede uyum sağlayan Rudess yeteneği ve teknik becerisiyle büyük saygı kazanırken, 1999’da yayınladıkları Metropolis Part 2 yan başlıklı Scenes From A Memory adlı konsept albüm rock müzik dünyasında bomba etkisi yaratır.

Bu albümde Nicholas diye biri hipnoz ile geçmiş yaşantısına döndürülür ve geçmiş hayatında Victoria adlı bir kadın olduğunu ve iki erkek kardeşin ona aşık olması sonucu yaşanan sorunları görür (Bu hikâyenin başı da Images and Words albümünde Metropolis Part 1 olarak anlatılmıştır). Albüm dinleyende uzun metraj bir film izliyormuş etkisi yaratarak ben de dahil pek çok kişinin müzikalitesinde derin farklılıklar ve açılımları beraberinde getirir. Armaşık ritmler, düzensiz melodiler ve genel bir ritmin çeşitli yerlerde aniden belirmesi zamanla bu gruba bağımlılığı tetiklerken, bazı albümleriyle akıl kaybına neden olur.

Sonrasında daha deneysel albümler yapan grup 2002’deki 6 Degrees Of Inner Turbulence adlı 2 CDlik bir albümün ardından 2003’te kariyerlerinin en sert albümü olan Train Of Thought piyasaya sürer. Bunu 2005 yılında Octavarium izler ve rock dünyasının gelmiş geçmiş en dahiyane, en hızlı ve en yaratıcı gitaristlerinden biri olarak anılan John Petrucci bu albümü en iyi albümleri olarak düşündüğünü belirtir.

Bir sonraki albümleri olan Systematic Chaos ise 2007 yazında piyasaya sürülür ve Systematic Chaos albümünde Constant Motion ve Dark Eternal Night son on yılın en iyi metal riffleri arasına girer. 2008 Nisan ayında ise best of albüm tadında olan ve grubun eski şarkılarını stüdyoya girip tekrar coverlayarak piyasaya sürdüğü Greatest Hits albümü karanlık ve aydınlık taraf olarak iki kısımdan oluşmaktadır. 2009’da ise yine grubun gönüllerde taht kuran, üstün yeteneği ve teknik becerisi ile pek çok ödüle sahip olan Mike Portnoy ile hazırlanan son albümleri “Black Clouds and Silver Linings” piyasaya çıkar. Mike Portnoy’a göre albüm birçok karanlık temayı, sert bir üslupla işler fakat bu karanlık ve ağır havanın yanında hem tematik hem de müzikal anlamda iyimser bir çizgi de çizer.

30 tane bageti seyirciye fırlatırken hiçbir vuruşu kaçırmayan ve bir yandan bagetleri havaya atarken bir yandan parmaklarıyla çeviren insanüstü davulcu Mike Portnoy’un ayrılışı beraberinde pek çok tartışmayı ve ayrışmayı da getirir. Kimine göre grubun düşüş yaşamasında en büyük sebep Portnoy’dur ve grubu bırakması hayırlı olmuştur. Kimine göre ise Mike Portnoy’suz bir Dream Theater düşünülemez ve grubun müzikal yaşantısını sonlandırması kaçınılmazdır. Tüm bu tartışmaların odağındayken Nisan 2011 itibarıyla Dream Theater, Youtube üzerinden Mike Portnoy’un ayrılışından sonra grubun yeni davulcu arayış sürecini özetleyen bir video yayınlar.

Mike Mangini arayış sürecinin sonunda grubun yeni davulcusu olarak çalmaya başlar. 12 Eylül 2011’de A Dramatic Turn of Events ismiyle yeni bir albüm çıkarır. Bu albümdeki “On The Backs Of Angels” adlı şarkı ile ilk defa Grammy adayı olan grup, 2013 yılında kendi adlarını verdikleri Dream Theater adlı albümü çıkararak albümdeki “The Enemy Inside” şarkısı ile bir kez daha Grammy adayı olur. Grubun 2016 yılında çıkan The Astonishing’tir albümü yine konsept albüm formatındadır ve fantastik öğeler içeren bir öyküye dayanmaktadır. Dream Theater 2019 yılında çıkardığı son albümü Distance Over Time, hayranları üzerinde bir Images and Words, bir Awake, bir Scenes From A Memory etkisi yaratamasa da Mancini ve Petrucci ikilisi iyi iş çıkartmış dedirtiyor.

Dream Theater pek çok hayranı tarafından belirli kulak doyumuna ulaşmış insanlara hitap eden bir müzik yapan, insanı müziği dinlerken konsantre olmaya iten, her dinleyişte şarkılarda yeni bir şeyler keşfedilmesini sağlayan, müzik algısını geliştiren, progresif rock tarzında müzik yapıp aynı zamanda duygulara da seslenmeyi başararak çok güzel bir denge oturtan bir grup olarak her albümü her şarkısı dinlenilmeli övgüsünü fazlasıyla hak ediyor.

Stüdyo Albümleri

When Dream And Day Unite – 1989

Images And Words – 1992

Awake – 1994

A Change of Seasons – 1995

Falling Into Infinity – 1997

Scenes From A Memory – 1999

Six Degrees of Inner Turbulence 2 CD – 2002

Train of Thought – 2003

Octavarium – 2005

Systematic Chaos – 2007

Greatest Hit – 2008

Black Clouds and Silver Linings – 2009

A Dramatic Turn of Events – 2011

Dream Theater – 2013

The Astonishing – 2016

Distance over Time – 2019

Konser Albümleri

Live At The Marquee – 1993

Once In A LIVEtime – 1998

Live Scenes From New York (3 CD) – 2001

Live At Budokan (3 CD) – 2005

Score – 20th Anniversary World Tour (3 CD) – 2006

Chaos in Motion – 2008

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.