fbpx

Şairin Ölümü / Mihail Lermontov

Sizlere ”Şairin Ölümü” desem mutlaka bir yerlerde görmüş veya duymuşluğunuzu hissedersiniz. Mutlaka ki bu aşina olduğumuz cümleyi bugüne kadar kazandığımız ve bu dünyadan göçüp gitmiş çok sevdiğimiz şairlerimiz için kullanmışızdır. Şairin Ölümü, Rus edebiyatında pek tanınmamış bir şair olan Mihail Lermontov’un kaleminden Rus edebiyatının en ünlü şairi Puşkin için yazılmış bir şiirdir.

Rus edebiyatında romantizm rüzgarları estiren Puşkin bunun yanında; toplumsal ve siyasi anlamda coşkulu anlatımları olan realistik bir yazar/şairdi. Puşkin hem siyasi hem de duygusal konular hasebiyle girdiği bir düelloda tedavi edilemez bir şekilde karnından yaralanır ve yaşamını yitirir. Bunun üzerine ona taparcasına hayran olan Lermontov’un yazdığı ”Şairin Ölümü” şiiri Puşkin’in ardından yazılmış bir ağıt olarak görülmektedir.

Ve öldü o -boşuna bir intikam susuzluğuyla-
ve gizli üzgüsüyle kırılmış ümitlerin..

Sesleri o eşsiz şarkıların dindi
bir daha duyulmamacasına.
Dar ve sevimsiz sığnağında şimdi
Susuyor şair, bir mühür ağzında…

Çarlık Rusyasında kültür-sanat konularında sansürler uygulanıyor ve dönemin yazarları, şairleri sürgüne gönderiliyordu. Lermontov da yazdığı bu şiir üzerine çocukluğunu geçirdiği Kafkasya’ya sürgün ediliyor. Çocuklukları anılarından aşina olduğu Kafkasya’dan şiirlerinde çokça bahsetmiştir.

”Ey dağ geçitleri, mutluydum sizlerle.
Beş yıl bir şey eksiltmedi kederimden.
Bir çift tanrısal göz gördüm orda, o gözlerden
Yansıyan ışıkla titrer kalbim yine,
Tutkunum Kafkasya’ya ben!…” – 1830

”…Böylece, görkemli saatinde günbatımının
Denizde eriyen altın ışıklarının
Gizlendi içine güneşin tekerleği.
Kafkas’ın karları bir an için,
Yansıtarak bu son ışıkları
Işıldadı uzak alacakaranlıklarda…”

Lermontov’un şiirlerini dilimize çevirip ona ulaşmamızı sağlayan Ataol Behramoğlu, çevirisini yapmış olduğu bir kitabın önsözünde Lermontov’un şiirlerinde olan kişisel bir durumdan bahseder. Lermontov’un yazmış olduğu eserlerinin gerçekten yaşamış ve deneyimlemiş olduğunu belirtmektedir.

”Kaygıyla bakıyorum bizim kuşağa!
Geleceği ya boş, ya karanlık görünüyor.
Böyleyken, bilincin ve kuşkunun yükü altında
Eylemsizlik içinde kocuyor.”

Lermontov’un şiirlerinde, Çarlık Rusya’sı döneminde edebiyata ve gelişmeye önem verilmemesinin getirdiği umutsuzluk ve baskı hissedilmektedir. Çocukluğunda Shakespeare, Byron gibi yazarlardan beslenmiş ve etkileri de şiirlerine yansımıştır.

”Geleceğe korkuyla bakıyorum,
Tasayla bakıyorum geçmişe.
İdam öncesinde bir suçlu gibi
Bir can dostu arıyorum çevremde.

Bir kurtuluş habercisi gelecek mi?
Anlatmaya yaşamın önemini,
Amacını umutların ve tutkuların;
Bana neler hazırladığını söylemeye
Ve neden acımasızca karşı çıktığını böyle
Gençlik umutlarıma Tanrı’nın.

İyiliğin, kötülüğün, aşkın ve umutların
Yeryüzünde ödedim kefaretini;
Bir başka yaşama başlamaya hazırım
Susuyor ve bekliyorum: Zamanı geldi.
Geride benden bir iz kalmayacak
Karanlık ve soğuk kuşatacak
Benim yorgun ruhumu;
O, ham bir yemiş gibi, özsudan yoksun.
Soldu fırtınalarından yazgının
Yaşamın kızgın güneşi altında kavruldu. ”

Lermontov ile tanışma hikayem ”Hançer” isimli kitapla karşılaşmamla başladı. Geçmişe ve geleceğe yaptığı ithaflarıyla, yaşadığı dönemdeki toplumun karanlığa itilmesini ve umutsuzluğunu hüzünlü bir üslub ile kaleme almış. Lermontov, 27 yaşında hayranı olduğu şair Puşkin gibi bir düelloda hayatını kaybediyor. Ve kısacık ömründe yazmış olduğu şiirlerle Rus edebiyatında kahramanca dik duruşunu hala devam ettirmektedir.

“Aşkın dilsiz güvencesi ve yol arkadaşımsın sen,
Seni hep örnek olarak göreceğim;
Değişmeyeceğim ben de, ve ruhum hep
Senin gibi sert kalacak, demirden dostum benim.”

-Hançer / Ataol Behramoğlu önsözü

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.