fbpx

Geçmişten Günümüze Sanat Akımları

Sanat tarihi içerisinde gelişim gösteren sanat akımları, farklı üslup ve özellikleriyle birbirlerinden farklılık gösterse de; kendinden önceki akımın izlerini bünyesinde barındırmaya devam etmiştir. Akımlar içerisindeki kesin kopuş ise, kendisini 20.yy ile birlikte göstermeye başlamıştır. Resim, heykel ve mimarinin ötesine geçen; fotoğraf, video, enstalasyon ve performans sanatıyla birlikte kuşkusuz sanat tarihinin akışı değişmiştir. Bu değişimin temel nedeni, sanatsal ifade olarak görülse de; endüstrideki gelişmeler, siyasi değişimler ve modern çağın getirdiği sosyolojik etkiler sanatı şekillendiren asıl unsurlar olmuşlardır.

SANAT AKIMLARI

Gotik Sanat Akımı
Rönesans Akımı
Maniyerizm Akımı
Barok Sanat Akımı
Rokoko Akımı
Neoklasisizm Akımı
Romantizm Akımı
Realizm Akımı
Empresyonizm Akımı
Post Empresyonizm Akımı
Fovizm Akımı
Kübizm Akımı
Fütürizm Akımı
Soyut Sanat Akımı
Dadaizm Akımı
Sürrealizm Akımı
Dışavurumculuk Akımı
Pop Sanat Akımı
Minimalizm Akımı
Kavramsal Sanat
Art Povera (Yoksul Sanat) Akımı
Performans Sanatı Akımı
Feminist Sanat Akımı
Postmodernizm Akımı

 

 

Gotik Sanat Akımı

Gotik Sanat’a geçmeden önce, akımın gelişmesine öncülük eden Romanesk Sanat’tan da kısaca bahsetmek gerekir. Hristiyanlığın gücünü yükselttiği döneme denk gelen Romanesk Sanat, kendisini kilise yapılarında göstermiştir. Kalın kilise duvarları ve tavanlarda tonoz kullanımı Romanesk Sanat’ın başlıca unsurlarıdır. Dinsel ortamın da etkisiyle süslemenin önemsiz görüldüğü ilk dönemlerde, heykel ve resme dair örnekler görmek zordur. Gotik Sanat’a geçişle birlikte, dini yapılardaki süsleme de ön plana çıkmıştır. Siyasi ve politik değişimlerin yaşandığı bu dönemde (Haçlı seferleri, Bizans’ın güç kaybedişi, Fransa’daki monarşik yapıya geçiş vs.) şehirleşme ile gelen sivil yapıdaki değişiklikler sanatsal bir üslup olarak mimaride, resimde ve heykelde de kendini açığa çıkarmıştır. Dini yapılarda Tanrı’ya atıfta bulanmak için, özellikle katedrallerde yükseklik ön plana çıkmıştır. Ne kadar yükseğe çıkılırsa Tanrı’ya o kadar yakın olunacağı inancı güdülmüştür. Mimari değişiklikte gözlenen; sivri kemerler, bol vitraylı camlar yapılara ihtişam ve güçlülük hissi katmıştır. Resimde ve heykelde dini anlatıları güçlendirme adına, dramatik bir üslup benimsenmiştir. Böylelikle kiliseye gelen halk, yaratılan atmosfer içerisinde kendini Tanrı’ya daha yakın hissetme şansına kavuşacaktır.

Ayrıca Bakınız : Gotik Anlayışın Uzanışı: Avrupa Katedralleri

Duomo Katedrali / Milano

Rönesans Akımı

Coğrafi keşifler, gelişen ticaret ağı ve matbaanın icadıyla birlikte değişen dünya görüşü kendini sanatta da açığa çıkarmıştır. Burada ticaret vurgusunu bir kez daha yinelemekte fayda var, zira ticaret yönünden zengin olan aileler daha sonra sanatın koruyucuları, ya da patronları olarak, kısacası ‘mesen’ler olarak adlarından sıkça bahsettireceklerdi.  Özelikle Yunan felsefecilerin kitaplarının çevrilmesiyle başlayan süreçle; Antik Yunan ve Roma’ya ilgi artmış, bu ilgi kendini mimarlıkta, resimde ve heykelde de hissettirmiştir. Yeniden Doğuş’u simgeleyen Rönesans, aslında eskiye dair öykünmenin, onu yeniden var etmenin bir arayışıdır. Özellikle mitsel hikayelerin sıkça işlendiği tasvirin geliştiği eserlerde; sadelik, ölçü, oran , ‘çizgisel perspektif’ ön plandadır. Kilise yapılarında tanrının kusursuzluğunu simgeleme amacıyla daire formu tercih edilmiştir. Yine bu dönem de köşk, saray gibi sivil yapılar da inşa edilmeye başlanmıştır. Derinlik hissiyatı mimari eserlere de yüklenmiştir. Dönemin önemli sanatçıları arasında: Boticelli, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Rafaello, Tiziano, Brunelleschi, Donetello, Ghiberti , Masaccio gibi sanatçılar yer almaktadır.

Boticelli – Venüs’ün Doğuşu

Michalengelo – Pieta Heykeli -San Pietro Kilisesi

Maniyerizm Akımı

Rönesans ile Barok arasında bir geçiş olan Maniyerizm, esasen Rönesans’ın kurallarından kurtulmaya çalışan bir sanat akımıdır. Oran ve ölçüdeki yapının bozulmaya başladığı bu akımda; formlar uzamış, derinlik artmış, renkler soluklaşmıştır. Rönesans’taki dairesel, üçgen kompozisyonların yerini asimetrik kompozisyonlar almıştır.  Mükemmeliyetçi insan formundan uzaklaşılmıştır. Beden, ruh gibi ilkeler ön plana çıkmıştır. Heykel ve resimlerde her şey sürekli bir devinim içerisindedir. Dönemin önde gelen sanatçıları arasında; Michelangelo Buonarroti, Tintoretto, El Greco yer almaktadır.

El Greco-Laokon ve Oğulları

Barok Sanat Akımı

Düzgün olmayan inci anlamına gelen Barok, gerek resimde gerek heykelde hareketin arttığı bir dönemdir. Yoğun ışık-gölge oyunlarının sıkça rastlanıldığı Barok dönemde, dini konuların yanı sıra; mitsel hikayeler, ünlü ailelerin tarihi, portreler ve manzaralar da yer almıştır. Böylelikle bireyi merkeze alan Rönesans’ın yerine, manzara önemini arttırmıştır. Maniyerizm’deki mat renklere nazaran daha canlı, parlak renkler kullanılmıştır. Bedenlerdeki hatlar ve ifadeler daha güçlü bir üslupla sunulmuştur. Bu dönemin etkisi Avrupa’nın pek çok yerinde hissedilmiştir. Sadece resim, müzik ve mimaride değil; edebiyat, müzik gibi alanlarda da kendini hissettirerek çağının ötesine geçmiştir. (Müzik alnında Bach ve Vivaldi’nin eserlerine bakılabilir) Caravaggio, Rembrandt, Rubens, Bernini gibi sanatçıların dönemin öne çıkan sanatçılarıdır.

Ayrıca Bakınız : İtalya’da Barok Sanat ve Yaratıcısı Caravaggio

Carvaggio -Goliath’ın Kafasıyla David

 

Bernini – Persephone’nin Kaçırılışı

Rokoko Akımı

Barok’un bir uzantısı niteliğinde olan Rokoko, kendisini daha çok süsleme-dekorasyonda göstermiştir. Hedonist yapıyı içerisinde barındıran Rokoko, Aristokrat kesimin zevkini yansıttığı için en büyük desteği yine bu çevreden görmüştür. Mimari yapı içerisinde, Barok’a nazaran daha ince ve daha zarif çizgiler ile kendini gösterir.  Güzellik daima ön plandadır. Türkiye de III. Ahmet Çeşmesi, mimari alan içerisinde örnek gösterilebilir. Aristokrat yaşamın resme dahil olmasıyla, şatafatlı giysileriyle birey ön plana çıkmıştır. Dini konuların ötesine geçilmiş, günlük yaşam ve manzara resmin konusu olmuştur.  Ahlaksal imajın da yoğun işlendiği çoğu resimde, resmedilen kadınlar ya kralın ya da aristokrat kesimden birinin metresidir.  Boucher’in Madam Pompadour Portresi’nde olduğu gibi…   Pompeo Batoni, Bernardo Bellotto, Francois Boucher, Canaletto, Jean-Baptiste Chardin, Jean-Marc Nattier dönemin önemli sanatçıları arasındadır.

Boucher – Madam Pompadour Portresi

 

Kloster Wiblingen kütüphanesi – Almanya

Neoklasisizm Akımı

Barok ve Rokoko’da ortaya çıkan aşırı gösteriş, sanatçıları tekrar sadeliği aramaya yöneltmiştir. Sadeliği bulma adına tıpkı Rönesans’ta olduğu gibi, Antik Yunan ve Antik Roma uygarlığına ait sanat üsluplarının yeniden yaratımı denenmiştir. Özellikle Pompei’de başlayan kazılar, geçmişe duyulan merakı ve ilgiyi daha üst seviyeye çıkarmıştır. Rokoko’daki aristokrat yapı yerine, daha halkçı bir tutum benimsenmiştir. Yalın bir anlatımla beraber, çizgisel forma önem verilmiştir. Resimde canlı renkler yerine pastel renkler tercih edilmiştir. Konular genelde Yunan mitolojisinden alınmış, mimaride anıtsallık ve simetri önem kazanmıştır.  Jacques Louis David, Jean Pomuste Dominique Ingres, Marie – Guillemine Benoist, Anne Louis Girodet de Roucy Trioson, Adélaide Labille – Guiard, Antonio Cannova, Andrea Appiani gibi sanatçılar dönemin önde gelen sanatçılarıdır.

Horas Kardeşlerin Yemini ya da Horatiusların Yemini – Jacques-Louis David

Büyük Odalık- Dominique İngres

Romantizm Akımı

Özellikle Fransız devrimi sonrası sanatçıların duygularının öne çıktığı bu akımda;  Klasisizm’de benimsenen idealleştirme ülküsünün yerini, akılcılık almıştır. Aristokrat sınıf önemini kaybetmiş, yeni bir sınıf olan burjuva sınıfı (sanayiye geçişle) ortaya çıkmıştır. Resimde yalın anlatımlar benimsenmiş; tarihsel konular, ulusçuluk, manzaralar, günlük yaşam, yalnızlık, korku, aşk gibi temalar resme dahil olmuştur. Desen önemini yitirmiş, renk ön plana çıkmıştır.  W. Turner, Caspar David Friedrich, William Blake ve Eugene Delacroix, John Constable, Théodore Géricault dönemin önemli sanatçıları arasındadırlar.

Eugène Delacroix – Halka Yol Gösteren Özgürlük

 

William Turner – Denizdeki Balıkçılar

Realizm Akımı

Bu dönemde yükselen burjuva kendi tabanını korurken, sanayideki gelişmelerle birlikte; işçi ve köylü sınıfı resimde yer edinmeye başlamıştır. Ekonomik ve siyasal gelişmelerle Romantik dönemde görülen duygular dünyasından bertaraf edilmiştir. Günlük olaylar sıradan ve gerçekçi bir tutumla resmedilmiştir. Dönemin önemli sanatçıları arasında; Honore Daumier, Christen Kobke, George Caleb Bingham, Adolf von Menzel, Francois Bonvin, Gustave Courbet, Rosa Bonheur yer almaktadır.

Honoré Daumier

 

françois Millet – Trussing Hay

 

Empresyonizm Akımı

Akademik resme karşı alternatif arayan Empresyonistler;  Rönesans’tan beri kullanılan bilimsel perspektifi terk ederek, renkle elde edilen derinliği ön plana çıkarmışlardır. Sanatçılar atölye ortamından çıkıp doğadaki unsurları resmetmeye başlamışlardır. Bu resmediş doğrudan bir resmediş değildir, bireyin doğayı algılayış şeklidir. Eugene Boudin’nin deyimiyle: “Kendi gözlerinle görmek” esastır. Başta Monet olmak üzere pek çok sanatçı kiraladıkları sandallarla; ışığın anlık değişimini, doğadaki farklı renkleri hızlı bir şekilde resmetmeye çalışmışlardır. Karanlık tonların yerini aydınlık, parlak renkler almış, ışığın önemi artmıştır. Sanatçılar fotoğrafın icadından etkilenmiş, fotoğrafı yeni resimsel araştırmalara kaynaklık edecek bir araç olarak görmüşlerdir. Dönemin başlıca temsilcileri; Claude Monet, Edgar Degas, Berthe Morisot, Camılle Pıssarro, Aguste Renoir, Marry Cassatt yer almaktadır.

Claude Monet- Gün Doğumu

 

Post Empresyonizm Akımı

Fovizm ve Kübizm gibi akımların önünü açtığı söylenen Post Empresyonizm ’de, sanatçının iç dünyası öne çıkmıştır. Sanatçı doğada yansıyandan ziyade, kendi gerçekliğini resmeder. Konturlar ve renkler oldukça önemli bir yere sahiptir.  Renk ve biçimde, daha ifadeci üsluplar benimsenmiştir. Paul Cezanne, Van Gogh, Paul Gauguin akımın başlıca temsilcileridir. Van Gogh kalın, şiddetli fırça darbeleri ve yoğun duygu durumuyla, doğanın tezahüründen çok; kendi içsel imgelemini yansıtarak, dışavurumculuğa giden yolların kapılarını da aralamıştır.

Van Gogh – Yıldızlı Gece

 

Paul Gauguin – Self Portrait- Les Miserables

Fovizm Akımı

Dışavurumculuğun ortaya çıkmasında etken olan Fovizm’de duyguları ifade etme adına; renkler ön plana çıkarılmıştır. Akımın temsilcilerinden olan Henri Matisse: “Dışavurum ulaşılması gereken en önemli şeydir, duyguları renkle anlatmak istiyorum” diyerek akımın temel özelliklerini ortaya koymuştur. Tuval üzerindeki renklerin kullanımı, biçimleri ve perspektifteki bozulmalar Fovist akımın bir diğer özelliğidir. Resimde kontrast oluşturma adına birbirine zıt(anti natüralist bir tarzda), ahenkli renkler kullanılmıştır. İçeriğin önemi yoktur, önemli olan resimde renk ve doku yoluyla iki boyutlu bir yüzey yaratmaktır. Henri Matisse, André Derain, Vlaminck, Manguin ve Raoul Dufy dönemin önemli sanatçıları arasındadırlar.

Henri Matisse – Dans

Kübizm Akımı

Dünyayı temsil etmenin yeni bir biçimi olan Kübizm, çizgiye ve biçime odaklanarak döneminde oldukça ses getiren bir sanat akımıdır. Resimde kavramsal bir dil oluşturan Kübistler, geometrik şekiller aracılığıyla bir nesneyi birçok açıdan göstermeyi hedef edinmişlerdir. “Kübistler nesneleri, sanki çevresinde dolaşıyorlarmış gibi, birkaç bakış açısından, cepheden, yandan, üstten, alttan bakarak aynı imge üzerinde göstereceklerdir. Aynı şekilde, bir yüzü hem yandan, hem de iki gözü görülecek biçimde (karmaşık görüntü) vereceklerdir.”  Çalışmalarında gerçeklik vurgusunu sıkça yineleyen akımın öncüleri çalışmalarında; kâğıt, gazete parçaları, kibrit çöpleri, sigara paketleri ve değişik malzemeleri kullanarak kendi dönemlerinde adeta bir çığır açmışlardır. En önemli temsilcileri arasında: Pablo Picasso, Georges Braque, Juan Gris ve Fernand Leger  gibi sanatçılar yer almaktadır.

Kübizm, öyle zannedildiği gibi her şeyi küp küp resmetmek değildir. Apollinaire

Picasso – Guernica

 

Georges Braque-Meyve Tabağı

Fütürizm Akımı

Fütüristler, Kübistlerin getirdiği yeniliklerden faydalanmakla birlikte; geçmişteki unsurlardan uzaklaşarak, teknolojiyi yüceltip  dinamizmi çalışmalarının konusu haline getirdiler. Hızlı hareketler, insanın, makinenin ya da bir eşyanın hareket halindeyken büründüğü o değişikliği yansıtmayı denediler. Umberto Boccioni, Gıamo Balla, Marinetti, Carlo Carra, Flippo Tommaso, Gino Severini, Bruno Munari Fortunato Depero gibi sanatçılar akımın öncüleri arasındadır.

“Gerçekte bulunan nesneler birbirlerinden ve etrafındaki çevrelerden ayrılmış değildir ve resim, bu birliği yansıtmalıdır. Bir resmin konusu olarak, hareket halinde bir otobüs, bunun içinde resmin konusunun esas aktörü olan bir kişi ve bu esas aktör kişi ile birlikte otobüs içinde 16 kişi bulunduğunu düşünelim. Önce sadece otobüs içindeki kişilere dikkatimizi teksif edelim. Dikkatimiz teksif ettiğimiz kişiler için dinamik duruma bakarsak, her bir kişi tek sıra ile ve aynı zamanda birinci, ikinci ya da on altıncı olabilir; ama bu sıra statik değildir. Dinamik bir durumda her bir kişi hareket edip sıra numarası değiştirebilir ve resim bu dinamik değişme olasılığını ihtiva etmelidir. Bu dinamik ele alış da, dinamik süreci tasvir etmeye yeterli değildir. Otobüs hareket halinde olduğu için, yol kenarındaki evler arasındaki hareket dinamik değişme halindedir. Evlerin kenarından geçerken otobüsle birlikte harekete geçip sanki kendilerini fırlatıp otobüsle birleşir. Bu dinamizm de resimde tasvir edilmelidir.” Marinetti

Fortunato Depero

Soyut Sanat Akımı

Duygunun doğrudan aktarımını, sanatsal yaratının başlıca konusu sayan Soyut Sanat; renk öğesine ve şekillere odaklanmıştır. Doğadaki gerçek nesneleri aktarmak yerine içsel olan; felsefik, biçimsel ifadelerle aktarılır. Akımın önemli temsilcileri arasında yer alan Kandinsky’ e göre: Duyguların gerçek ifadesini bulmasında primitif öğelerin yer bulması önemlidir. Örneğin, içgüdüler sanatsal ifadede çok önemli yer tutar. Sanatçıya göre sanat artık doğayı taklit etmekten kurtulmuş, kendi doğasını ortaya koymaya başlamıştır. Soyut sanat içerisinde geometrik formaları benimseyen Maleviç’in “Beyaz Üzerine Siyah Kare” adlı çalışması Süprematizm’e giden yolu açsa da, Soyut akımın felsefi için örnektir. Saf duyguyu siyahla, boşluğu, hiçliği beyazla ifade eden ve izleyiciyle renkler aracılığıyla sözel olmayan bir iletişim kurmaya çalışan Maleviç’in görsel dağarcığında dik çizgiler, insanın doğanın kaosuna karşı üstünlüğünü ifade eder. Doğada bulunmayan bir form olarak kareyi kullanan sanatçı, daha derin anlamlara ulaşmak için resmin işlevini gündelik gerçekliğin ötesinde tutmuştur. Soyut şekiller herhangi bir nesnenin yokluğu ile doludur. Her bir biçim kendine gebedir. Beyaz kare insanın sonsuzlukla birleşmesinin simgesidir.

“Nesneler dünyası yoktur, onlar insan tasarımıdır. Sıfır biçimi insan için bir kurtuluştur. Mal ve mülkten kurtuluştur. Böylelikle bencillik, çıkar yok olacak, nesnesiz dünya var olacaktır. Yeni sanat nesnelerle bağını koparmalı hiçlikten başlamalı ve evrensel olana yönelmelidir.”

Maleviç – Beyaz Üzerine Siyah Kare

 

Kandinsky

Dadaizm Akımı

I.Dünya savaşı yıllarında ortaya çıkan Dadaizm, sanatsal düzene karşı bir başkaldırıdır. Savaş dönemi ve sonrası yaşanan bunalımlar sonucu, umutsuzluğa düşen bireyin yaşadığı durumu değiştirme adına ortaya çıktığı söylenebilir. 1918 yılında Dada Manifestosu’nu kaleme alan Tristan Tzara’ya şu ifadelere yer vermiştir: “Dada, özgürlüktür. Belleğin, arkeolojinin, geleceğin yıkımıdır. Tutarsızlıkların ifadesidir. Kısacası yaşamın kendisidir.” Dadacılar savaşı bir akıl tükenmesi olarak tezahür etmiş, denetimsizliği ve akıldışılığı savunmuşlardır. Rahatsız edici, estetik kaygılardan uzak Dadaizm’de hazır nesnelerin kullanımı ön plandadır.  Akımın temsilcileri arasında: Raoul Hausmann, Marcel Duchamp, Tristan Tzara ve Hugo Ball gibi sanatçılar yer almaktadır.

Marcel Duchamp – Pisuvar

 

Sürrealizm Akımı

Dadaist akımın etkisinde gelişen Sürrealizm  (Gerçeküstücülük) Andre Breton’nun deyimiyle: “ Bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur.” Nesneler gerçekçi algıdan, günlük işlevlerinden soyutlanmış düşsel olanla birleştirilmiştir. Sanatsal yaratıda, ruhsal otomatizmi ön plana çıkarmışlardır. Bu dönem çoğu sanatçının Freud’a ilgi duyması tesadüfi değildir. Bu dönem Kolaj, frotaj, otomatik desen ve yeni arayışları ifade eden yönetmeler benimsenmiştir.

Akımın temsilcileri arasında; Alberto Gıacomettı, Salvador Dali, Joan Miro, Max Ernst, Man Ray, Rene Magritte ve Frida Kahlo gibi önemli sanatçılar yer almaktadır.

 

Salvador Dali – Yeni İnsanın Doğuşunu İzleyen Jeopolitik Çocuk

 

Rene Magritte – Sahte Ayna

Dışavurumculuk Akımı

1940’lı yıllarda ortaya çıkan Soyut Dışavurumculuk, renk ve formların temsili bir ifadeye dönüşüdür. Renklerle oluşan çizimler, imgenin yaratımı için öncelikli olandır. Temsili olarak ilk Amerikan sanatı olarak değerlendirilen akımda; Jackson Pollock ile fırça hakimiyetini yitirmiştir. Pollock, akıtma tekniğiyle beraber Soyut Dışavurumculuk ’un önemli temsilcilerinden olmuştur.  Tuvale boyaları serperek ya da damlatarak yeni ifade biçimleri denemiştir.  William Bazıotes, Phılıp Guston  akımın önemli sanatçılarındandır.

Pollock – Sonbahar Ritmi

Pop Sanat Akımı

Hazır malzemeler kullanılarak geleneksel resim yüzeyini yıkmayı amaçlayan Pop Sanat; gündelik hayatla sanatı ilişkilendirerek, tüketim kültürünü ve reklamı yüceltir. Figürün tekrar resme girdiği Pop Sanat’ta;  yiyecek-içecek malzemeleri sanatsal ifadenin temsili yerine geçmiştir. Özellikle film endüstrisinden faydalanan akımda, dönemin kadın ikonları sanatın başlıca konusu olmuştur. Cinsellik yüceltilmiş ve birey seyirlik nesne haline gelmiştir. Özelikle Marilyn Monroe gibi figürler sıkça işlenmiştir. Sarışın, kırımızı dudaklı kadın imgesi uzunca bir dönem resim alanını işgal eder. Modern yaşamın göstergeleriyle işlenen Richard Hamilton’un “Bugünün evlerini bu denli farklı kılan bu denli cazip kılan nedir?” adlı kolaj çalışmasında, geleneksel cinsiyet rolleri yeniden üretilmiş ve erkek de cinsel bir temaşanın ürünü olarak resme dahil olmuştur. Jasper Johns, Mel Ramos, Andy Warhol, Richard Hamilton, Sigmar Polke akımın önde gelen sanatçıları arasındadır.

Andy Warhol – Marilyns

 

Richard Hamilton -Bugünün evlerini bu denli farklı kılan bu denli cazip kılan nedir?

Minimalizm Akımı

Nesneleri sembolik anlatımdan kurtarmayı amaçlayan Minimalistler için sanat;  “Ne görüyorsan odur; ötesi yoktur” sözüyle eşdeğerdir.  Resim yalnızca vardır ve bir şeyi temsil etmez. Rasyonel ifadeyi temsil etme adına, simetri ve düzen ön plandadır. Endüstriyel malzemelerin kullanıldığı akımda, genelde bir müdahalede bulunulmaz, nesneler olduğu gibi aktarılır. Carl Andre’nin, yere tuğlaları simetrik bir biçimde yerleştirdiği ‘Eşdeğer’ adlı çalışması bunun birer örneğidir. Nesne mekâna şekil verir ve onu kapsar. Eser hissedilebilinen, dokunulabilendir.  Minimalizmin temsilcileri arasında; Dan Flavin, Sol Lewitt, Robert Morris, Carl Andre gibi sanatçılar yer almaktadır.

Carl Andre – Eşdeğer

 

Dan Flavin

Kavramsal Sanat

Sanatsal dönüşümde nesnenin ne olması gerektiği sorunsalında, düşünceyi ön plana çıkaran Kavramsal Sanat’ta; yapıtın maddi varlığı en aza indirgenmiştir. Sanatçılar, esere yüklenen meta algısına tepki göstermiş; enstalasyon, belge, fotoğraf, video, haritalar ve taşıyıcı araçlar kullanılarak sanatın tanımını sorgulamışlardır. Görsel deneyimi ve estetik hazzı dışlayan Kavramsal sanatçılar, Joseph Kosuth’un : ”Dil yoksa, sanatta yoktur” sözüyle birlikte sözcükleri de sorgulamaya başlamışlardır. Sanatsal ifadede yetenek algısını ortadan kaldırmış, sınırsız yaratıcılığı savunmuşlardır. Kavramsal Sanat görsel algıdan dile, dilden kavrama uzanan zihinsel süreçlerin altındaki dinamikleri sorgulamış; sanatın ne olduğu sorusuna, seyirciyi de dâhil ederek kolektif bir bilinç oluşturmayı hedef edinmiştir.

Akımın önemli temsilcileri arasında; Joseph Kosuth, Daniel Buren, Dennis Oppenheim ve Bruce Nauman yer almaktadır.

Joseph Kousuth – Bir ve Üç Sandalye

Art Povera (Yoksul Sanat) Akımı

Kavramsal Sanat’ın İtalyan kanadını oluşturan Art Povera, sanat piyasasının ticari çarklarına bir başkaldırı niteliğindedir. Art Povera sanatçıları, farklı malzemelerin süreç içerisindeki değişimini izlenebilir ve gözlenebilir kılarak sanatsal deneyimin sınırlarını genişletmişlerdir. Sanatçılar yapıtlarında, organik ve organik olmayan malzemeleri bir araya getirerek doğal ve doğal olmayan süreçleri irdelemişlerdir. Aynalar, gazeteler, toprak, ağaç gövdesi; gelip geçici, atık, doğal malzemeler kullanılmıştır. Michelangelo Pistoletto’nun, 1967 yılındaki “Paçavralar içinde Venüs” adlı çalışması değerli ile değersizi, tarihsel ile günceli bir araya getirerek ironik yaklaşımlar sergileyen Art Povera sanatının tipik bir örneğidir.

Giavanni Anselmo, Mario Merz, Giberto Zorio, Michelangelo Pistoletto akımın önemli sanatçıları arasındadır.

Michelangelo Pistoletto – Paçavralar İçinde Venüs

Performans Sanatı Akımı

Performans Sanatı içerisinde tiyatro, müzik, dans gibi unsurları birleştirerek disiplinlerarası özelliğiyle dikkat çeker. 1960’lı yıllarda ortaya çıkan, 1970’lerde bir sanat akımı olarak kabul edilen Performans Sanatı; “Beden Sanatı”, “Happennig”  gibi adlarla tanımlanmış, evrensel bir nitelik kazanmıştır. İzleyici önünde, bazen birkaç dakika bazen saatlerce bazen de günlerce devam edebilen akımda; izleyiciyi aktif bir konuma getirmek önemlidir. Toplumsal normları reddeden Performans Sanat’ı, her ne kadar tiyatroyla özdeşleştirilse de; metinden bağımsız, anlık oluşuyla tiyatrodan ayrılır.

“ Tiyatroda bir rolü prova eder ve oynarsın. Tiyatro da kan ketçaptır ve bıçak gerçek bir bıçak değildir. Performansta her şey gerçektir. Bıçak, gerçek bıçak ve kan kandır.” Marina Abramoviç

Akımın önemli sanatçıları arasında;  Vito Acconci, Gina Pane, Alan Kaprow, Stelarc, Jiro Yoshihara, Marina Abramoviç, Yoko Ono gibi sanatçılar yer almaktadır.

Marina Abramoviç

Feminist Sanat Akımı

Sanat tarihi içerisinde,  sanat kurumlarında ve müzelerde kadının konumunu sorgulayan Feminist Sanat, cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadeleci tavrıyla ön plana çıkmıştır. Erkek egemen sanat ortamının kırılmasına katkıda bulunan Feminist sanatçılar, tarihin göz ardı ettiği kadın sanatçıları tekrar gündeme getirmiş, sanat kurumlarında kadın sanatçıların temsil olanağı bulmasının yolunu açmışlardır. Amerikalı Sanat tarihçisi Linda Nochlin’in “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” başlıklı makalesi toplumsal normları, sanat tarihini, sanat kurumlarını eleştirel bir tavırla ele almış ve dönemi içerisinde büyük etki yaratmıştır.

Guerilla Gırls, Judith Barry, Barbara Kruger, Sherrie Levine, Hannah Wilke, Cindy Sherman akımın önde gelen sanatçıları arasındadır.

Guerilla Gırls – Kadınların müzeye girebilmeleri için illa ki çıplak mı olmaları gerekir?

Postmodernizm Akımı

Genel anlamda modern sonrası dönemi tanımlamak için kullanılan Postmodernizm,  modernden kopuşu simgelemek yerine, yine modern dönem içerisinde sorunsallaştırılan, var olan düzeni reddeden bir anlayış üzerine şekillenmiştir. Charles Jencks, “Postmodernizm Nedir” adlı kitabında; “modernizmin hem devamıdır, hem aşılmasıdır” diyerek, hem bir ayrıksılığı hem de sürekliliği ifade etmiştir. Çoğu yazar için Postmodernizm,  II.Dünya Savaşı sonrası değişen dünya atmosferi içerisinde belirmiştir. Evrensel doğrulara karşı çıkılmış; siyasal, dinsel olguların yerini, iletişim ve bilgi almıştır. Bu dönemde, sanat alanında belirli bir üslup anlayışından bahsetmek neredeyse imkânsızdır.  Hal Foster gibi Postmodern kuramcılara göre Postmodern Sanat, “iktidarın kurumlarda ve katı geleneklerde cisimleşmesi sorununu ele alır…  Avangardı ve modernist sanatı eleştiriye tabi tutarak, muhalif sanat pratiğinin biçim ve modellerini yeniden düşünmeye çalışır.”  Resim, heykel, fotoğraf, video, enstalasyon gibi farklı biçimler, yeni bir kavramsalcı sanat anlayışını ortaya çıkarmıştır. Disiplinlerarası, çoğulcu bir anlayış yaratılmıştır. Yeni Kavramsalcı sanatçılar, kapitalist toplumlarda ekonomik düzenin kitle iletişim araçları aracılığıyla, toplumsal düzeyde yayılımını ve giderek bir yaşam biçimi yaratmasını görünür kılmaya çalışmışlardır.

Dönemin temsilcileri arasında; Jenny Holzer, Mıchael Landy, Richard Prınce, Barbara Kruger, Sherrie Levine, Cindy Sherman gibi sanatçılar yer almaktadır.

 

Barbara Kruger

 

Ayrıca Bakınız : Sanat Akımlarının Minimalist Posterleri

* Kaynak olarak, Ahu Antmen’in “20 Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar”adlı kitabından yararlanılmıştır.

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.