fbpx

Server Bedii’nin Evinde Oturan Bir Yazar: Peyami Safa

Psikolojik tahlillerin, entelektüel değerlendirmelerin ağır bastığı eserleri kaleme almış, Server Bedii’nin evinde kira vermeden oturan ve onun sayesinde hayatını idame eden bir yazardır; Peyami Safa. Edebiyat severler Peyami Safa’yı yalnızca psikolojik tahlilleri ile tanımasına rağmen onu yakından tanıyan ya da tanımaya çalışan okuyucuları, psikolojik tahlillerin yanında Cumhuriyet dönemiyle birlikte hat safhaya çıkan ve günümüze kadar hiç iyileşmeyecek ve kendini toparlamakta her daim zorluk yaşayan sosyal çarpıklıklara da eserlerinde geniş yer ayırdığını bilirler. Zamanından sonraki yıllarda yaşanacak kararsızlığı, paradoksu, acıyı, bireysel ve toplumsal yalnızlaşmayı fevkalade bir öngörüyle tespit etmiş ve anlatmıştır. Bu konuda “cahiller, dalkavuklar, mürailer rahat rahat yaşıyor” diyerek günümüze de büyük bir atıfta bulunmuştur.

“Fikir sahibi olmaya mal sahibi olmaktan fazla ihtiyaç duyacağımız gün gerçek zenginliğin sırrını bulacağız.”

Peyami Safa, bütün ömrü boyunca sürekli bir ikilem arasında gidip gelmiş ve kendine evrende bir yer aramıştır. Bu durum eserlerine yansımış ve bu mucizevi tahlillerin çıkmasına önayak olmuştur. Ancak döneminde edebi değeri anlaşılamayan eserleri rağbet görmemiştir. Bu neden yazarı maddi sıkıntılar ile yüz yüze getirmiştir. Böyle olmayacağı kanısına varan Peyami Safa, edebi değerden biraz yoksun ama okuyucuya daha çok hitap edecek, sürükleyici öyküler yazmaya başlamıştır. Ancak bir sebeple bu öykülerin onun itibarını zedeleyeceğini düşünmüş ve ‘Server Bedii’ takma ismini kullanarak bu öyküleri kaleme almıştır. Peyami Safa’nın bilinen ve sevilen eserlerinden biri olan ‘Cingöz Recai’ bu mahlas adı altında, edebiyat dünyasına kazandırılan eserlerden en önemlisidir. Bu isim aslında sadece bir mahlas değildir. Çünkü ‘Server Bedii’ ismi Peyami Safa’ya babası öldükten sonra hem annelik hem de babalık yaparak onu büyüten annesi ‘Server Bedia’dan gelmektedir. Aslında böylece Peyami Safa annesine de manevi borcunu da ödemiştir.

Peyami Safa 1899 yılında İstanbul’da gözlerini dünyaya açmıştır. Onun için yazarlık mesleği baba mesleğidir. Çünkü babası İsmail Safa’da servet-i fünun dönemi yazarlarındandır. Babası sürgünde öldüğü için küçük yaşta hayatını kazanmak zorunda kalmıştır. Bu yüzden düzenli ve yeterli bir öğrenim görememiştir. Ancak kendini geliştirmeyi ihmal etmeyerek donanımlı bir birey haline gelmiştir. İlk gençlik yıllarında bazı özel okullarda öğretmenlik yapmıştır. Yazı yazmaya başladıktan sonra öğretmenliği bırakarak basına geçmiştir. Çeşitli gazete ve dergilerde her tür konuda yazılar yazmıştır. Romancılığa ve hikayeciliğe de daha sonraları yönelmiştir. Ömrünün son yıllarında fıkra yazarı olarak da tanınmıştır. 1961 yılında gözlerini dünyaya açtığı şehir, İstanbul’da kapatmıştır.

“Eski başkadır, eskimiş başkadır. Nice eskiler vardır ki hiç eskimez.”

Yazarın okuyucular tarafından en çok bilinen eseri şüphesiz ‘Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’dur. Bu romanın ilk baskısı 1930 yılında yapılmıştır. 15 yaşında hasta bir çocuğun 1915 yılındaki olayları anlattığı bir hatıra defteri şeklinde kaleme alınmıştır. Daha önceden de bahsettiğimiz psikolojik ve ruhsal tahliller, bu eserde o kadar yoğundur ki kahramanın hissettiği tüm acıyı okuyucu da hisseder. Aslında kendisi de aynı sorunlarla karşılaşmış ve bacak ağrı ve sızılarına dert ortağı aramıştır, hatta aramakla kalmamış bunları okuyucusuna en derin şekilde hissettirmiştir.

‘Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na ek olarak ‘Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Mahşer, Bir Tereddütün Romanı, Fatih Harbiye, Cumbadan Rumbaya’ herkesin severek okuyabileceği eserlerdir. ‘Yalnızız’ romanı ise bütün bu eserlerden daha farklı bir yere sahip olan bir başyapıttır. Tavsiyemiz, bu romanın Peyami Safa’nın iç dünyası hakkında genel bir bilgi edindikten sonra okunması üzerinedir. ‘Yalnızız’ bir kısım okuyucuya sıkıcı ve ruhu karartan bir eser olarak gelebilir. Fakat yazar zihnin en derin ve kuytu yerlerini bu eserle ortaya koyar. Kısaca bu roman için klasik iç bunalımlarıyla süslenmiş hafif felsefik bir roman diyebiliriz. Zaten dolambaçlı ve karamsar anlatımı belki herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamaz ancak hasta tasvirlerini onun kaleminden okumamak büyük bir kayıptır.

“… ah ben ruhumun içindeki o ikinci ruhu bilirim, esrarı duyan gözleriyle ve esrarı duyan kulaklarıyla her şeyi sezer ve bana sezdirir ve beni aldatmaz…”

Kendi ruhunun derinliklerini eserlerinde sergilemekten çekinmeyen yazar, toplumu da en derinine kadar eleştirmekten sakınmamıştır. Özellikle alt-üst sınıf hususunun toplumda yarattığı olumsuz etkileri ele alıp acımasızsa eleştirmiştir. Safa, her daim toplumun bayağılığından ve yozlaşmışlığından yakınmıştır. Batıya ve batıdan gelene olan özentiyi iğrenç ve mide bulandırıcı bulmaktadır. Basmakalıp söylem ve tutumlarında tutarsızlığından ve saçmalığından sıkça bahsetmektedir.

“Yaşlanarak değil yaşanarak tecrübe kazanılır; zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.

Kısacası Peyami Safa, birey ile toplumu bir arada tahlil edebilmiş nadide yazarlarımızdan biri olmasının yanı sıra; bireyin, gülümseyen yüzünün altındaki, ruhunun derinliklerindeki sızıyı kaleme alıp somutlaştırmış böylece dönemin sorunlarını ortaya çıkararak derinlemesine tahliller sunmayı başarmış mihenk taşlarından biridir.

“İyiler kaybetmez kaybedilir.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.