SIGMUND FREUD VE BİR DERS: KENDİ BAŞARIMIZI BALTALAMAK

6 Mayıs 1856

Sigismund Schlomo Freud Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’na bağlı Moravia’nın Freiburg kentinde doğdu. Okul hayatında gösterdiği başarıyla öne çıkan Freud fakir bir ailede büyüdü ve okuldan mezun olmadan önce İbranice Sigismund Schlomo adını değiştirip Sigmund’u kullanmaya başladı. Adını değiştirmesi ona iki konuda yol açtı; bunlardan biri o dönem hüküm süren antisemitizimden kaçınmak, diğeri ise Wagnerci bir meydan okumayla soylu amaçlarını ilan etmek. Freud’un amacı Yahudi bir tüccar olan ve sürekli geçim sıkıntısıyla mücadele eden babası gibi olmamaktı. O, Viyana Üniversite’sine girip doktor olacaktı. Nitekim 1881’yılında tıp doktoru unvanı aldı ve Viyana’nın en büyük hastanesi olan Allgemeines Krankenhaus’ta çalışmaya başladı.

Ferud, Josef Breuer’le tanışıp ahbap olduktan sonra Breuer ona görsel halisülasyonlar ve açıklanamayan felçler gibi birtakım histerik semptomlar sergileyen bir hastasından bahsetti. Dönemin doktorları bu tür hastalara neredeyse hiçbir tedavi sunamıyorken Breuer’in bu hastayla sohbet etmesi şaşırtıcı bir şekilde hastanın semptomlarının kaybolmasını sağlamıştı. Bu durum Freud’un etkilenmesine neden oldu ve Dr. Breuer’den birçok şey öğrendi.

On dokuzuncu yüzyılda doktorların neredeyse büyük bir bölümü histerik nevrotikleri, fazlasıyla duygusal olarak görüyordu. Fakat Freud bu insanların yüzeysel açıdan bakıldığında böyle göründüğünü, aslında derinlerde çok büyük dertlerinin varolduğunu düşündü. Aslında bu durum ilk başta bir şüpheden ibaretti. Bu şüphe ile birlikte Freud hastaların ilgi arayışlarının ardındaki nedeni aramaya başladı. Bu arayışın ardından Freud artık nevrozun kalıcı, felç edici bir hastalık olmak zorunda olmadığını görmüştü, aslında bu hastalık, tıbbi yollardan değil de, psikolojik yöntemlerle iyileşebilirdi.

Freud 1886’da Viyana’ya döndükten sonra özel muayenehanesini açtı. Kısa sürede çok etkili sonuçlar elde etti. Freud’un, travmalarını dile getirmeye başlayan hastaları ilk defa bir rahatlama ve özgürleşme yaşıyorlardı. Büyük travmaların, büyük depresyonların temeli olarak görülebilecek kabullenmeme durumunu Freud muayenehanesinde yarattığı ortam ile (Madame Benvenisti adlı bir hastası, Freud’un tedavisinden memnun kalarak ona bir divan hediye etti. Hastalar bu divana uzanarak hiç çekinmeden geçmişte yaşadıkları her şeyi anlatmaya başladı.) hastaların geçmişle yüzleşmelerine ve kabullenmelerine yardımcı oldu.

Bir Ders: Kendi Başarımızı Baltalamak

Freud psikanaliz ortamında yıllarca nevrotik hastalarla çalıştı. Karşılaştığı en önemli durumlardan biri de çok sayıda insanın sadece özel hayatındaki başarısızlıklar sonrasında değil, bir başarı sonrasında da büyük bir çöküş yaşadığıydı.

“ İnsanlar genellikle engelleme yaşadıklarında, hayati önemde bir gereksinim ya da arzunun gerçekleşmemesi sonucunda hasta olurlar. Ama bu insanlarda tam tersi söz konusu: çok güçlü bir arzuları gerçekleşmiş olduğu için hastalanıyor ya da tamamen çöküyorlar. Ancak bu iki durum arasında, ilk başta zannedildiği kadar keskin bir karşıtlık yok. Bir paradoks teşkil eden durumda olan biten aslında dış engellenmenin yerini iç engellenmenin almasından ibaret. Acı çeken kişi kendine mutlu olma izni vermez: iç engellenmesi, dış engellenmesine sadık kalmasını emreder. “

[Akropolis’te Yaşanan Bir Bellek Karışıklığı Üzerine, 1936]

Freud arzularımızın gerçekleşmemesinin yol açtığı hayal kırıklığının bize acı çektirdiğini hiçbir zaman inkâr etmedi. Arzularımızın gerçekleşmemesi halinde elbette mutsuz oluruz. Fakat Freud’un psikolojiye sunduğu fikre göre, hepimiz, arzularımızın gerçekleşmesiyle de mutsuz olma potansiyelini içimizde taşırız; bunun nedeni yeni edindiğimiz statü veya zenginlikle ne yapacağımızı bilmememiz değil, anne ve babamıza bir şekilde zarar vermiş olmaktan korkmamızdır.

“…Babamız hayatı boyunca esnaflık yapmış, ortaokul ve lise eğitimini almamıştı ve Atina’nın onun için özel bir anlamı olamazdı. Yani Atina seyahatimizden haz almamızı engelleyen şey bir büyüğe saygı duygusuydu.”

[Akropolis’te Yaşanan Bir Bellek Karışıklığı Üzerine, 1936]

Freud anne babamızdan daha başarılı yada daha zengin bir hayat sürerek onlara üstün geldiğimizi zannettiğimizde, onları incitmiş yada utandırmışız gibi acı verici bir suçluluk duyduğumuzu görmüştü. Freud’un şüphesi bu durumun bilinç dışında gerçekleştiği üzerineydi. Kendi yaşamından yola çıkarak bu sonuca varmıştı. Arzularımızın gerçekleşmesiyle beraber bilinç düzeyinde haz ve rahatlama yaşayabiliriz fakat bilinç dışımızda bizi huzursuz eden ve mutsuzluğa neden olabilecek bir hareketlilik yaşanma ihtimali söz konusu olabilir. Kişinin kendi başarısını baltalama durumu bu bilinçaltındaki hareketliliğin eseridir ve bu durum Freud’un yaşam üzerine verdiği bir ders niteliğindedir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.