Sokrates’in Ölümü – Jaques Louis David

Bilgi nedir? Tarihler boyu insanlar, devletler, filozoflar bu sorunun peşinden koşmuştur. İnsan içgüdüsel olarak bilgiye muhtaç doğar, bilinmezlikten korkar. Merak ve bilme ihtiyacı, bilgiye duyulan susuzluk, insanlığın var oluşundan beri nice savaşlara yol açmış, nice zorlu anlaşmalara imza attırmış, nice kanlar döktürmüştür.

Fransız ressam Jaques Louis David 1787 yılında tam da Fransız Devrimi öncesi özgürlük düşüncesiyle yanan yüreğiyle; ahlak, erdem, bilgi uğruna yaşam hakkından vazgeçmiş bir filozofun son sahnesini resmetmişti. Bu filozof tabi ki Sokrates idi.

Milattan önce 469 yılında Atina’da doğan Sokrates, hayatını ahlak ve erdem uğruna kaybetmiştir. Diğer düşünürlerin arayışları dünya, evren, Tanrı, yaşamın sırları gibi konular olsa da Sokrates’in amacı insanı anlamaktı. İşte bu noktada Sokrates’in felsefesi insanı anlamaya yönelik bir felsefe olmasıyla diğer düşünürlerden ayrılıyordu. Delfi Tapınağı’ndaki sözü de tam olarak anlatmak istediklerinin bir özeti gibi: “Kendini bil.”

Anlaşılacağı üzere Sokrates’in genel geçer, herkesin doğru kabul ettiği bir bilgiye ulaşma amacı yoktu. “Tüm bildiğim hiçbir şeyi bilmediğimdir” sözü buna en doğru örnek olacaktır. Bazen günlük hayatımızın akışında rastgele kullandığımız bu söz, aslında bilgisizliği değil bilginin ne denli uçsuz bucaksız olduğunu, bilginin ne kadar geniş bir alana yayıldığını ve ne kadar bilirsek bilelim bilmediğimiz muhakkak bir şeylerin var olduğunu vurguluyor.

Peki bilgiye nasıl sahip oluruz? Bilgi beraberinde ne getirir diye soracak olursak; Sokrates’in dünyasında bilgiye varış belli bir süreçten geçer. Daimon adını verdiği ve bizim günümüzde vicdan olarak bahsettiğimiz Sokrates’in iç sesi ya da ona göre Tanrı’nın sesi, ona her zaman ne yapması gerektiğini, onun nazarında doğru olanın ne olduğunu söyler. Daimon’dan sonra karşılaşacağımız kavram ise Arete’dir. Arete erdem anlamına gelir, yani bir şeyin doğasına uygun hareket etmesi Arete’dir. İnsanın Arete’si ise mutluluktur. İnsan, doğası gereği mutluluğu bulmalı, mutlu olmalıdır.

Peki mutluluk nedir? Bizim algıladığımız biçimde bir mutluluktan bahsetmiyordu Sokrates. Mutluluk, Sokrates için bilgiydi. Hayat hakkında, kendi hakkında, insanlık hakkında bilgisi olan insan mutlu olabilirdi Sokrates’e göre. Bu anlayışla, iyiyi bilen bir insan zaten zorunlu olarak iyiyi yapardı, Daimon’u iyiyi bildiği halde kötüyü yapmasına izin vermezdi. İşte bu yüzden yapılan kötü davranışın ardında her zaman bilgisizlik olduğunu savunurdu. Başlarda naif bir düşünce gibi görsek de aslında çarpıcı bir gerçeği savunuyordu Sokrates. Hepimizin bildiği gibi cahillik tüm insanlığın en büyük düşmanıdır, savaşılması en zor cephedir.

Tabloya geri dönersek, bir zindanda betimlenen sahnede geniş yatağın üzerinde beyazlar içerisindeki Sokrates’i görüyoruz. Ona zehir uzatan öğrencisi dahil olmak üzere çevresindekilerin derin bir acı içerisinde olduklarını yüzlerinden anlayabiliriz. Hepsinin bu acısı karşısında Sokrates’in dipdiri, sağlıklı ve korkusuz bir şekilde zehir dolu kadehe uzanması aslında fikirlerinin ölmeyeceğine inandığını bize gösterirken, sol eliyle yukarı doğru yaptığı işaret ruhun ölümsüzlüğüne vurgu yapar.

Sokrates neden idam edilmişti? Sokrates, var olan Antik Yunan Tanrı’ları yerine başka ruhani varlıklara inandığı, gençleri yozlaşmaya, ahlaksızlığa sürüklediği iddiasıyla idama mahkûm edilmişti. Ancak hepimizin bildiği gibi bu sebepler bir insanı idam etme sebebi değildi. Atinalılar da bunu biliyordu, biliyordu ki Sokrates’e düşüncelerinden, öğretilerinden vazgeçmek şartıyla sürgün teklif edilmişti.  Anlayacağınız, Sokrates birilerinin çarkına çomak sokuyordu. Ancak Sokrates kaçmadı, indirim talep etmedi çünkü Sokrates’in kendi Daimond’una karşı sorumluluğu vardı. Kendisine kaçmasını söyleyen arkadaşı Kriton’a şöyle demişti: Uğrunda ölmeyeceksen neden düşüncelerinin doğru olduğuna inanırsın?

Kendini, gözünde at gözlüğü olan, tek yönlü düşünen, bilgiyi, doğruyu gideceği yönü aramayan, sadece direktiflerle hareket eden bir at gibi olan insanları doğrularla rahatsız ettiği için At Sineği olarak tanımlamıştı Sokrates. O’nun misyonu Atinalıları sarsmak, aydın düşüncelerle buluşturmaktı.  Ve biliyordu ki; düşüncelerine olan inancı uğruna kaçmadan, korkmadan idam cezasını kabullenmek, O’nun öğretmeye çalıştığı değerler için verilecek en çarpıcı dersti.

 

Yazan: Öyküm Kütük

2 Yorumlar

  1. Avatar

    Ahmet

    23 Temmuz 2020 en 13:47

    Bir çırpıda okudum yine güzel bir konu güzel bir yazı

  2. Avatar

    Oguz

    23 Temmuz 2020 en 14:52

    Herzamanki gibi güzel yazı devam

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.