“Söylemek mi daha iyi, ölmek mi?”: Call Me By Your Name

“Beni adınla çağır, ben de seni adımla çağırayım.”

1983 yazı, Kuzey İtalya… Lombardiya Bölgesi yazın tüm sıcağını Akdeniz’in ılık ılık esen rüzgârlarıyla savuştururken, Perlman Ailesi’nin hayatını değiştirecek yeni misafirleri evlerine nihayet teşrif etmiştir. Tüm zamanını kitap okuyup, müzik yaparak geçiren Elio (Timothée Chalamet) ile birlikte, Greko-Roman kültüründe uzmanlaşmış tarih profesörü babasını ve çevirmen annesini 17. yüzyıldan kalma villalarında aristokrat bir yaşam sürerlerken izliyoruz. Oldukça elit ve sanatla yoğrulan hayatları, yaşadıkları taştan villanın içinde güçlü bir ruhsal bütünleşme yaratıyor. İzleyicide içten bir kucaklama etkisi yaratan kahvaltı sahneleri tipik Akdeniz ailelisinin sıcak ve misafirperver yanlarını da gözler önüne seriyor.

Mr. Perlman’ın yaz dönemi için Amerika’dan gelen stajyeri Oliver (Armie Hammer) ve Elio’yu bekleyen 6 haftalık bu yaz macerası, ikilinin hayatlarında unutulmayacak bir dönüm noktası olacaktır. 24 yaşındaki yüksek lisans öğrencisi Oliver, alışılmış Amerikalı algısını yerle bir ederek, göz kamaştırıcı bir çekiciliğe ve neredeyse kusursuz sayılabilecek fiziğiyle, bizleri selamlıyor. Filmin ilk dakikasından itibaren ışıkları üzerinde toplayan Oliver, Elio’yu da ilk dakikadan sarsıcı bir rüzgârla sarmalıyor.

Oliver’ı gördüğü ilk andan itibaren onu kaba ve kibirli biri olarak gören Elio, aslında paylaşacakları onca şeyi fark ettikten sonra aralarındaki buzları yavaştan eritmeye başlıyor. Taşıdıkları Yahudi mirası da onları birbirlerine çeken ilk ortak noktaları oluyor. Film ilerledikçe de Elio ve Oliver birlikte daha fazla zaman geçirmeye başlıyorlar. Birlikte çıktıkları bisiklet yolculukları, edebiyat, sanat ve müzik üzerine sohbetleri onları, tatlı küçük flörtlerini kontrol edemeyecekleri bir arzu girdabının içine sürüklüyor.

Kasaba meydanındaki o ikili duygu düellosu “Söylemek mi daha iyi, ölmek mi?” repliğiyle ikilinin birbirlerine olan duygularını tamamen gün yüzüne çıkartıyor. Karşı koyamadıkları bu arzu onların aşklarını ortaya dökerken, ekran karşısındaki izleyiciye de bir “oh” çekiyor. Bu sahnenin devamında da duygular aşka ve aşkta artık bedenlere akmaya başlıyor.

Call Me by Your Name (Beni Adınla Çağır), bedenlerin arzularıyla değil karakterlerin ruhlarına odaklanmasıyla belki de diğer LGBTİ filmlerinin içinde bir adım daha ileride görülebilir. Güçlü mekân algısı ve karakterlerin birbirlerine olan saf tutku ve karşılıklı duygularıyla iyice bütünleşen film, kendilerini ve cinselliği baştan keşfeden iki aşığın tüm gerçekliğini ve duygusal çıplaklıklarını gözler önüne seriyor.

Filmin sonu ise seyirciyi alt üst eden bir dengeyle işlenmiş. İkilinin duygusal vedası ve Elio’nun hıçkırıklara boğulduğu o yalnızlık sahnesi, ekran karşısındakiler için de aynı hissiyatı yaşatıyor. Amerika’ya dönen Oliver’ın nişanlanma telefonuyla yıkılan Elio, sağlam duruşundan bir an bile ödün vermemeye çalışırken, tutamadığı gözyaşlarıyla da yaşadığı acıyı ve aşkı izleyicilerin iliklerine kadar hissettiriyor. Elio ve babasının filmin sonlarına doğru yaşadıkları o ölümsüz an ise belki de filmin içindeki en güçlü noktalardan biri.

“İkinizin yaşadığı şeyin ne kadar nadide ve ne kadar özel olduğunu bilecek kadar akıllısın.  İkinizin yaşadığı şeyin zekayla alakası olduğu kadar, hiç ilgisi yoktu da. İyi biriydi o. İkiniz de birbirinizi bulduğunuz için şanslısınız çünkü ikiniz de iyisiniz.  Hiç beklemediğimiz bir anda doğa ana bir katakulli çevirip en zayıf noktamızı bulur. Şu an hiçbir şey hissetmek istemiyor olabilirsin. Belki hiçbir zaman bir şey hissetmek istemeyeceksin. Önceden açıkça hissettiğin şeyi yine hisset… Güzel bir arkadaşlık kurdunuz. Belki arkadaşlıktan da öteydi… Yaralarımız daha hızlı iyileşsin diye kendimizi hırpalayıp dururuz. 30 yaşına geldiğimizde de çökmüş oluruz. Ve yeni biriyle her başlangıcımızda, kendimizden sunacağımız daha az şey kalır. Ama kendini bir şey hissetmemek için zorlamak veya hiçbir şey hissetmemek çok büyük kayıp olur. Hayatını nasıl yaşayacağın seni ilgilendirir. Sakın bunu unutma. Kalbimiz ve bedenimiz bizlere bir kereye mahsus verilmiştir. Sonra bir de bakarsın kalbin yorgun düşmüş…”

Ünlü İtalyan yönetmen Luca Guadagnino’nun hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlendiği Call Me by Your Name, André Aciman’ın aynı adlı eserinden beyaz perdeye uyarlandı. Adından sıkça söz ettiren filmin yanı sıra, başrollerden Timothee Chalamet “En İyi Erkek Oyuncu” dalında 2018 Altın Küre Ödülleri’ne aday gösterilirken bir diğer başrol Armie Hammer ise “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” dalında adaylık kazanmıştır. Bu yıl Cannes Film Festivali Jüri Başkanı ünlü yönetmen Pedro Almodóvar ise Call Me by Your Name’i hiç kuşkusuz 2017 yılının en güçlü filmi olarak göstermiştir.

Ömer Utku Kahraman

Başkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu, doktora öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.