fbpx

Süper Kahramanlar Gerçekten Süperler Mi?/ The Boys

Dünya tarihinin ilk süper kahramanı kimdi?

Yazıya başlamadan biraz önce aklıma gelen soru bu oldu. İlk kez 1878 yılında yaratılan Spring Heeled Jack, süper kahramanların atası olarak gösterilmiş. Fakat Jack, daha çok İngiliz halk destanlarının bir kahramanıymış.

Bugünkü süper kahraman tanımına en uygun ilk kahraman The Shadow (Gölge)‘un hikayesi, 1930 yılında radyoda yayınlanmasıyla başlamış. 1934 yılında gazetede hikayesi yayınlanan ilk kahraman ise Mandrake The Magician (Sihirbaz Mandrake) olmuş. Fakat gazete çizgi roman hikayelerinin en ünlüsü Lee Falk tarafından 1936’da yayınlanan The Phantom (Kızıl Maske) olmuş. Kızıl Maske; Superman ve benzerlerinin atasıdır diyebiliriz. 1935’te ilk çizgi romanı çıkan kahraman ise Doctor Occult imiş. Fakat sizin de tahmin edebildiğiniz gibi çizgi romanların en ünlüsü 1938’de yayınlanan DC evreninin yıldızı Clark Kent yani nam-ı diğer Superman olmuş. Siz şimdi diyeceksiniz ki Marvel’ın ilk süper kahramanı kimmiş? İlk kez 1939’da yayınlanan Namor The Submariner, Marvel/Timely ortak kahramanıymış.

Gel gelelim The Boys dizisine… Bu zamana kadar yapılmış tüm süper kahraman filmlerini ve dizilerini unutun. Buradaki süper kahramanlar, klasik süper kahraman tanımına pek uymuyorlar. Amazon tarafından yaratılan dizi, hayatımızda süper kahramanlar olsaydı nasıl olurdu sorusuna daha “gerçekçi” bir biçimde cevap vermiş.

Bu yıl 8 bölümlük ilk sezonuyla yayın hayatına başlayan The Boys; aynı isimli çizgi romandan uyarlanırken, dizinin yaratıcılığını Eric Kripke üstlenmiş. Başrollerini ise Karl Urban, Antony Starr, Jack Quaid ve Chace Crawford gibi isimler paylaşmışlar.

1. Dizinin Karakterleri

Söz konusu farklı yeteneklere sahip süper kahraman grubu “Seven”ın karakterleri şöyle: Homelander, Deep, Queen Maeve, A-Train, Translucent, Starlight (Annie) ve Black Noir. Homelander; gözlerinden ışın çıkarır, Deep; balık adamdır, Queen Maeve; dövüşçü ve savaşçıdır, Translucent; görünmez adamdır, Starlight; elektrik gücüne sahiptir diyebiliriz, Black Noir’in yeteneğinin ne olduğu ise dizide çok gösterilmiyor.

Kahramanları avlamaya çalışan The Boys grubunda ise Billy Butcher, Hughie Campbell, Frenchie, Mother’s Milk ve Kimiko yer alıyor. Butcher; esrarengiz ve karizmatik takım lideri, Hughie; kötülük yaparken bile iyinin yanında olmaya çalışan çaylak, Frenchie; kimya işlerinden anlayan suçlu bir Fransız, MM; mantıklı, kuralları olan ve plan dışında hareket etmemeye özen gösteren bir siyahi, Kimiko; saldırgan ve takımı için gözünü kırpmadan insanları katleden kahraman bir Asyalı. Anlayacağınız takım her çeşit “insanı” barındırıyor.

Bir de süper kahraman şirketi Vought International’ın patronu Madelyn Stillwell var ki dizinin sonuna kadar zor katlanabilirsiniz. Ayrıca A-Train’in kız arkadaşı Popclaw da dizide yer alan etkili karakterlerden birisi.

2. Dizinin Konusu

Vought International, Stillwell’in yönetiminde olan bir süper kahraman şirketidir. Şirketin amacı; ülkede büyük yeteneğe sahip olan süper kahramanları seçmek, şirketin bünyesine katmak ve onları pazarlamaktır. Seven grubu şirketin gözdesidir. Homelander’ın birinci adam olduğu süper kahraman grubu, zaman zaman bireysel zaman zaman takım olarak çalışmaktadır. Homelander (kendisi en itici bulduğum karakterdir) biraz Superman kıvamında ve lider pozisyondadır. Kahramanlarımız televizyon ve “selfieler” önünde gayet sevimli, iyimser, sempatik ve ahlak kurallarına bağlı portreler çizerler. Fakat arka taraf o kadar da masum değildir. Yeri gelir adam öldürür, yeri gelir insanları ölüme terk ederler. Şirkete ve isimlerine zarar gelmemesi için bazen hatta çoğu zaman süper güçlerini kötüye kullanırlar.

Hughie Campbell, elektronik mağazasında görevli bir çalışandır. Sıradan bir hayat yaşayan Hughie’nin hayatı, kız arkadaşı Robin’in, A-Train tarafından öldürülmesiyle yeniden başlar. Robin’in ölümünü kabullenemeyen Hughie’nin hayatına Billy Butcher, bir anda dahil oluverir ve bir dizi olay içinde sürüklenirler. Butcher da Hughie gibi süper kahramanlardan darbe yemiş bir adamdır ve amacı intikam almaktır. Bu işi sadece Hughie ile sürdüremeyeceğini bilen Butcher, eski dostları Frenchie ve Mother’s Milk’i hikayeye burada dahil eder. Argo tabirle bir çete kurarak süper kahramanların gerçek yüzlerini sergilemek için uğraşırlar. Hikaye tam da bu noktada başlar.

Madelyn Stillwell ise koltuğuna oldukça düşkün, şirketi için her türlü “çirkinliği” göze alabilecek bir liderdir. Kahramanları, şirketine daha fazla para aktarabilsin diye etik olmayan -tabi bu etikten ne beklediğinize göre değişir- birçok işe göz yummaktadır ve kahramanları da beraberinde sürüklemektedir. Onları istemedikleri reklamlara, kurtarma olaylarına ve etkinliklere sürükler, kendileri olmalarına izin vermez. Kahramanlar; onun istediği gibi giyinir, davranır ve konuşur. Tabi onların da canına tak eden noktalar da olacaktır.

Özetle; kahramanlar, onları avlamaya çalışan çete ve şirketi için her şeyi göze alan Stillwell etrafında dönen dizi, tam anlamıyla aksiyona ev sahipliği yapmaktadır.

-YAZININ BU KISMI SPOILER İÇERİR-

Dizi, genel olarak iyiydi diyebiliriz. İlk söylemem gereken şey ilk 3 bölümün sizi sıkacağı olacaktır. Tabi ki her dizi başlangıçta olayları anlatırken sıkıcı olabilir ama ilk bölümden izleyiciyi kendine kitleyen diziler olduğunu bildiğim için The Boys bu konuda biraz zayıf kalmış diyebiliriz. Dizinin çekimi kaliteli fakat biraz karanlık bir havası var. Ama zaten odak noktası konusu olduğu için teknik özellikleri biraz arka planda tutabilirsiniz.

Dizinin sizi kazanacağı nokta ise kahramanların yaşam tarzını sunması olacaktır. Butcher ve Hughie, kahramanların takıldıkları bir bara girdiklerinde görecekleriniz inanılmaz olacak; oldukça marjinal cinsel ilişki türevleri göreceksiniz. Deep, sonradan aralarına katılan Starlight’ı istemediği bir temasa zorlayacak, Homelander ve Maeve bir uçak dolusu insanı ölüme terk edecek, A-Train dünyanın en hızlısı olmak için V Bileşeni denilen bir maddeyi kullanacak ve işler sarpa sarınca kız arkadaşını öldürecek, Homelander kendilerini orduya dahil etmek için süper teröristler yaratacaktır. The Boys çetemiz de tabi ki uslu durmayacak; en önemlisi olarak Hughie, içindeki katili keşfedecektir. Dizi, sizi tamamen farklı bir dünyaya dahil edecek; kahramanların, kapitalist düzende daha fazla tüketilmesi için özendirilen ürünlerden hiçbir farkı olmadığını göreceksiniz.

Açıkçası dizinin sunduğu dünyanın, gerçekten süper kahramanlar olsaydı nasıl olurdu sorusuna daha “mantıklı” bir cevap olduğunu göreceksiniz. Şu an içinde bulunduğumuz düzene bakılırsa büyük ihtimal onların da ticareti yapılırdı ve onlar da insani özelliklere sahip olacakları için mükemmel olamayacaklardı. Bu kadar kötü olurlar mıydı bilemiyoruz fakat hepimizin yaptığı gibi onlar da çıkarları uğruna savaşırlardı, sanırım.

Şahsi olarak dizide en çok Hughie ve Frenchie’yi sevdiğimi söyleyebilirim. Hughie bir seviye daha önde çünkü bize insan doğasının aslını gösteriyor. Sıradan bir insan olan Hughie, yaşadığı olaylarla birlikte kendinin de bilmediği bastırılmış hislerini keşfediyor. Sevdiği insan için intikam istiyor ve onun uğruna birini katlediyor, iyi arkadaşlık kurduğu Starlight’ı da kullanıyor. Sözde modern dünyada hepimiz medeniyet kılıfında yaşayıp dururken, hayvani iç güdülerimizin bir kenarda bizi hazırda beklediğini bir kez daha anlıyoruz. Günlük hayatımızda; yemek, içmek, uyumak, tuvalete gitmek gibi sıradan hayvansal eylemler zaten bir rutin içinde sürüp gidiyor. Fakat Hughie bize rutinimizde pek olmayan özellikleri sunuyor. Sevdiğiniz için insan öldürün demiyorum tabi ki. Ama öfkelendiğimizde ya da mutlu olduğumuzda sınırlarımızın nereye kadar gidebileceğini hiçbirimizin tam anlamıyla bilmediğini söylüyorum. Bu yüzden Hughie’de tanıdık bir şeyler bulabilirsiniz…

-SPOILER SONU-

Genel olarak baktığımızda The Boys; konusu itibariyle orijinal, oyunculuklar ve teknik açıdan orta düzeyde, verdiği mesajlar açısından kuvvetli bir diziydi. Puan verecek olursak da 7/10 diyebilirim.

Yazının başında bir soruyla gelmiştim. Şimdi de birkaç soruyla gideceğim:

Biri sevdiğinizi öldürdüğünde ne yapardınız? Ya da bahçenizdeki çiçekleri kopardığında? Ya da köpeğinize zarar verdiğinde? Ya da tuttuğunuz takım tam gol atacakken televizyonun önüne geçtiğinde? Ya da kalbinizi kırdığında?

Cevap; bir ucu medeni yöntemleri bir ucu hayvani iç güdüleri gösteren bir doğru üzerinde, hangi uca daha yakın olduğunuzda yatıyor.

Dengenizi sağlarken, sanattan yardım almayı unutmayın!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.