Suya Bakan Narcissus / Caravaggio

Suya Bakan Narcissus tablosu, Barok dönemi sanatçılarından Michelangelo Merisi da Caravaggio ‘nun en sevilen eserlerinden biridir. Narcissus, nehir tanrısı Cephissus ve arındırıcı suların bekçi perisi Liriope’nin oğlu olarak dünyaya gelir. Bir kahin, Narcissus’un dünyada, kendi yüzünü görmediği sürece yaşayacağını bildirir. Narcissus, çok yakışıklı biri olmasına rağmen kendisine aşık olanlara aldırmayıp onları karşılıksız bırakır.

Yazının devamı ve anlam bütünlüğü bazında Narcissus‘u ve tabloyu açıklamadan evvel, Yunan mitolojisinden bir figüre değinmek gerekiyor. Bu figür ise ‘Pan’.

Pan

Pan, Yunan mitolojisinde yarı keçi – yarı insan görünümlü bir tanrı. ‘Çobanların Tanrısı’ olarak da bilinir. Şehvet ve cinsellik düşkünü bir karakterdir. Çirkin görünümde bir karakter olduğu için insanları korkutmayı çok sevdiği söylenir. Günümüzde oldukça sık kullandığımız ‘panik’ sözcüğünün kökeninin buradan geldiğine dair de rivayetler söz konusudur.

Echo – Talbot Hughes (1869-1942)

Pan bir gün gezerken çok güzel bir kız görür. Bu kız peri kızı Echo’dur. Echo’nun peşine düşerek onu yakalamaya çalışır. Ancak Echo Pan’a karşılık vermez ve ondan kaçar. Echo’nun yaşadığı ormana güçlü ve yakışıklı Narcissus geldiği anda, Echo bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ama aşkına karşılık bulamayınca içten içe, günden güne eriyerek ölür. Vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise günümüzde ‘eko’ olarak adlandırdığımız yankılara dönüşür.

John W. Waterhouse- Echo and Narcissus- 1903

Echo’nun bu durumuna üzülen Olimpos dağındaki tanrılar, Narcissus’u kendi görüntüsüyle cezalandırmaya karar vermişler. Günlerden bir gün Narcissus nehir kenarına bitkin bir şekilde gelip su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzünü, güzelliğini görmüş ve kendisine hayran kalmış; o zamana dek kimseyi sevmediği kadar kendini beğenmiştir. Kendine o kadar aşık olmuştur ki yemeden içmeden kesilmiştir. Bu seyirden kendisini bir türlü alamayan Narcissus gitgide hissizleşip, dünya yaşamına gözlerini yumar ve bulunduğu yere kök salarak açılmış bir çiçeğe dönüşür. Bu güzellik onun sonu olur. Narcissus’un ölümünü haber alanlar her ne kadar arasalar da onun bedenini hiçbir yerde bulamamışlar. Sonradan fark etmişler ki onun öldüğü yerde o zamana dek görülmeyen bir çiçek açmış. Bu çiçeğin günümüzde Nergis çiçeği olduğu ve Narcissus ‘un ölümünden sonra onun hatırası olarak ortaya çıktığı rivayet edilir.

Suya Bakan Narcissus- Caravaggio

Caravaggio için eserlerinde kendi portrelerini yerleştirmek bir tutkudur. Bu portrelerde, resmin içinde yaşamaya devam eden canlılığı çok rahat görebilirsiniz. Caravaggio’nun chiaroscuro tekniği(figürün boynu, göz kapağı, dizi, kolları) kullanarak bitirdiği bu eserinde, Narcissus ‘un kendisine hayranlıkla baktığını görürüz. Eserde gerçekçi bir şekilde canlandırılmış bir figür görüyoruz. Gerçeği, narsizmi bütün çıplaklığı ile göz önüne çıkaran eser, aynı zamanda soyut objeler de barındırıyor. Suyun sınırı tuvali ikiye ayırmış ve her bir parçası önemli noktalar içeriyor. Burada hem gerçek figürü hem de figürün sudaki yansımasını görüyoruz. Resimde melankolik bir hava hakim ve figürün yansıması da karanlıkla çevrili.

Caravaggio’nun bu eseri, bizi birçok açıdan sorgulamaya ve eseri daha derinden incelemeye yönlendiriyor. Nergis çiçeği, nehir ve su gibi sembollerin, gerçeklik ve soyutluğu bize aynı anda yaşatması ile birlikte; bu imgelerin ezoterik ekollerde farklı biçimlerde kullanılması ezoterizm[1]de Narcissus ‘un önemli bir rol oynadığını gösterir. Nergisin yerini kimi ezoterik ekollerde gül, kimilerinde ise lotus alır.

Narsizme ve nergis çiçeğine hikayesini vermiş olan bu eser, insanlığımızın içinde bulunduğu durumu ruhsal açıdan ele almamıza da olanak sağlıyor. Bencilliğin ve kendini beğenmişliğin popüler olduğu bu zamanlarda, çoğu zaman kendimize odaklanmaktan başka bir şey yapmıyoruz, kendimiz dışında başka kimseyi gözümüz görmüyor. Öyle bencil, öyle durgun, öyle çökmüş bir hâlde ki insanoğlu; bir dokunsanız bin ah işitirsiniz. Paylaşmanın, sevmenin, sevgiyi safça göstermenin gittikçe yok olduğu bu devir, fiziksel güzellikleri ön plana çıkararak gizli kalmış manevi  güzellikleri bastırdıkça, yok olmaya yüz tutmuş insanlığımızdan bir kum tanesi kadar bile eser kalmayacak.

[1] Ezoterizm: asıl gerçeklerin yalnızca anlayabilecek yetenek ve bilgide olanlara bildirilebileceği görüşü üzerine temellenen bir öğreti sistemidir.

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.