Toplumsal Verem: Şiddet!

Şiddet… Yıllardır günlük yaşamımızda en çok maruz kaldığımız kelime. Kadına şiddet, erkeğe şiddet, hayvana şiddet, çocuğa şiddet, ona şiddet buna şiddet. Toplumsal kokuşmuşluklarımızın arasında oradan oraya savruluyoruz. Bu konunun artık kadını erkeği de kalmadı. Kadına şiddet oranlarının gittikçe arttığı günümüzde bu konulara çözüm bulmak yerine, daha da ayrışıyor ve daha da birbirimizden uzaklaşıyoruz. Etrafınıza hiç baktınız mı? Kalabalık şehirler, ama donuk yapılar. Herkes kendi yaşam alanı içinde yaşayıp gidiyor. Çevresine gerçekten değer verip saygı duyan, hayatı gerçekten yaşanılır kılan kaç kişi kaldı bilmiyorum. Şu an yapabileceğim şey; sürekli olarak şahit olduğumuz şiddet olgusunu kendimce yorumlamak ve bir nebze bile olsa okurda bilinç uyandırmak.

Şiddet olgusu topluma ve içinde yaşanılan zamana göre değişiklik göstermekle birlikte, günümüzde en çok dikkat çeken konular arasında. Günümüzde gerek bireysel gerekse toplumsal olarak kendini gösteren şiddet olgusu karşımıza farklı versiyonlarda çıkabilir. Bunlar fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet ve ekonomik şiddettir. Toplumumuzun dışında dünyada yaşanan savaşlar da bir şiddettir ki buna ayrıca değineceğim.

Bedensel güç ile üstünlük kurarak karşıdaki kişiyi cezalandırma ve aşağılama amacı bulunuyorsa burada fiziksel şiddet söz konusudur. Yumruk atmak, bıçakla yaralamak, tekmelemek, ısırmak fiziksel temas içeren şiddet biçimlerine örnektir. Psikolojik şiddeti tarif etmek ise fiziksel şiddeti tarif etmek kadar kolay değil. Karşıdaki kişiyi suçlu hissettirmek, yalnızlaştırmak, utandırmak, onun adına kararlar almak psikolojik şiddet olgusuna örnektir. Psikolojik şiddet içeren her durum fiziksel şiddet içermeyebilir, ama genelde fiziksel şiddet içeren çoğu durum psikolojik şiddet ile başlar.

Diğer versiyonlar ise cinsel ve ekonomik şiddetlerdir. Cinsellik, karşıdaki kişiyi küçük düşürmek ve cezalandırmak amacı ile kullanılıyorsa burada cinsel şiddet söz konusudur. Eğer bu üstünlük göstergesi ve küçümseme durumu maddi güç odaklı yapılıyorsa, bu da ekonomik şiddete bir örnektir.

Kadına şiddet, tecavüz, darp olaylarının had safhada olduğu zamanlar içindeyiz. Kadına şiddetin azalması için atılan her projenin bir adım daha ileri gitmesi ve yeni projelerin ortaya atılması toplumdaki bilinci daha da uyandıracaktır. Toplumumuzda şiddet olgusunun en büyük mağdurlarının kadınlar olduğu yadsınamaz bir gerçek, fakat bunun yanında erkeğe, hayvana, doğaya ve çocuğa karşı gerçekleştirilen şiddet eylemlerini de görmezden gelemeyiz.

Toplumsal sorunumuzun kökeni de aslında buradan geliyor. Sürekli kavganın ve çatışmanın bulunduğu bir ailede büyüyen çocuk ileride saldırgan bir birey oluyor. Bu saldırgan birey aileden öyle gördüğü için eşine ve çocuğuna da aynı şekilde davranıyor, çevresine karşı şiddet gösterme eğiliminde oluyor. Sonuç ise yetiştirilme tarzına çıkıyor. Aile içi bireylerin davranışları, çocuklarının gelecekteki halinin bir yansımasından ibaret. Amacımız şiddete kökten çözüm getirmekse, toplum ve aile kültürüne odaklanmamız ve bu soruna karşı yenilikleri yürürlüğe koymamız gerekmektedir.

Toplumsal şiddetin bir diğer mağdurları ise çocuklar. Sokakta, evde, otobüste aklınıza gelebilecek her yerde fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyorlar. Bir çocuk ağlayabilir; vurmak zorunda değilsin. Bir çocuk oyun oynarken etrafı kırabilir; aşağılamak ve dövmek zorunda değilsin. Bu da yine aile ve toplum kültürünün yetersizliğine bağlanıyor. Çocuğun üzerinde uygulanan psikolojik ve fiziksel her baskı ileride onu daha hırçın bir insan haline getirir. Ve bu şiddet döngüsü sürekli tekrar eder. Amaç çocuğa saygıyı, sevgiyi, doğayı ve hayvan sevgisini aşılamak, ona örnek olmaktır. Toplumda ya da aile içinde birbirine şiddet uygulayan her birey, geleceğimizi tehlikeye atmaktan başka bir şey yapmamaktadır.

Şiddet olgusuna en çok maruz kaldığımız bir diğer durumsa dünyadaki savaşlar. Her ülkenin kendine özgü yönetme biçimi ve yönetmek için uyguladığı politikalar mevcut. Bazı ülkeler bunu yumuşak güç olarak kullanırken bazıları daha sert bir güç kullanarak yapıyor. Savaş ortamındaki şiddetten kastımız ise, askeri gücün sınırsızca kullanılması. Milyonlarca insanın ülkelerinden kaçmak zorunda kalması, evlerinin yok olması, çocukların hayatını kaybetmesi, geleceklerinin çalınması…

Dünyada bir kaos hâli hakim. Eşitsizlikten açlığa, savaşlardan iklim değişikliğine kadar maddi manevi hasara uğrayabileceğimiz sorunlarla karşı karşıyayız. Bu durum baskı yaratır ve baskı da şiddeti doğurur.

Ülkemizin gündemindeki şiddet içerikli her haber, bir şeyleri ısrarla yanlış yaptığımızı gösteriyor. Başta şiddete karşı projelerin geliştirilmesi olmak üzere, yeni kanunların çıkarılması ve bunların desteklenmesi bu sorunun kökünü kazımamıza yardımcı olacaktır. Bunları yapabilmek için de toplumsal bilincin uyanmış olması gerekir. Cinsiyet ayırmaksızın, bir birey kendini geliştiremezse topluma bir faydası dokunmaz. Kadınların sürekli öldüğü, darp edildiği, tecavüze uğradığı, hayvanların işkenceye maruz kaldığı, çevrenin sürekli kirletildiği bir dünyada mı yaşamak istersiniz yoksa herkesin birbirine saygı duyduğu, çocukların huzurlu bir şekilde yetiştiği, karşılıklı darp ve hakaretlerin olmadığı bir dünyada mı ?  Aslında karar vermek basit, maksat uygulamak ve bilinçlenmek. Karşınızdakinin cinsiyetinden önce bir insan olduğunu unutmayın.

Kadına, çocuğa, erkeğe, insana, hayvana, doğaya şiddete hayır!

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.