Şiir Alanında Zirve Noktası: William Shakespeare Soneleri

Yeryüzünü baştan başa bir sahne olarak görmüş bir adam, William Shakespeare. Bu felsefeyi benimsemiş ve buna ayak uydurmuş bir şairden kendi yaşantısını bu sahnede sergilememesi beklenebilir mi? Elbette, hayır! Shakespeare kendi yaşantılarını gerek trajedi ve komedilerindeki karakter ve tiplerin sözleri ile gerekse soneleriyle söz konusu devasa sahnede tüm ihtişamıyla sergilemiştir.

William Shakespeare’i anlattığım önceki yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

Şairin sonelerine kulak verdiğinizde lirik bir ses duyarsınız. Bu ses; okuyucunun gönlüne doğru en derin duyguları, en güçlü acıları, en büyük acıları ve sevinçleri fısıldar. Shakespeare, soneler aracılığıyla insanoğlunun bin bir yüzünü yeryüzü sahnesinde sergilemiştir. Sonelerde insanoğluna ait en narin sevgiden en vahşi cinsel dürtülere yer verilmiştir.

Dünya aşk edebiyatının en güzel en çarpıcı örneği olan soneler, Shakespeare mucizevi yeteneğiyle İngilizceyi de zenginleştirmiş ve ona devasa bir söyleyiş zenginliği kazandırmıştır. Bu yüzden, soneleri başka bir dile aynı biçim ve kafiye düzeniyle çevirmek çok zor bir iştir. Shakespeare’in verdiği ahengi yakalamak, aynı duyguyu okuyucuya aktarmak soneleri başka herhangi bir dile çevirirken karşılaşılan başlıca sorundur. Tüm sonelerin ilk çevirisi 1979 yılında Saadet Bozkurt ve Bülent Bozkurt tarafından yayınlanmıştır. Ancak orijinallerine sadık kalarak yapılan bu çevirilerde, vezin ve kafiye yoktur ve düzyazı biçimindedir. Dolayısıyla yapılan bu çalışma şiirsellikten çok uzakta kalmıştır. Sonelerin şiirselliğini koruyarak yapılan en iyi çeviri Can Yücel tarafından yapılan 2 sone çevirisidir. Ama bu çevirilerde de orijinale sadık kalınmamış ve Can Yücel tarafından şiirselliği korumak amacıyla küçük değişikliklere yer verilmiştir.

SHAKESPEARE SONELERİ

66.Sone

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,

Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e,

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,

Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

(Çeviri: Can Yücel)

 

Shakespeare’in soneleri ilk olarak 1609’da Thomas Thorpe tarafından basılmıştır. Thorpe’nin soneleri Shakespeare’in izni olmadan başka birinden alarak yayınladığı düşünülmektedir. Shakespeare bu ilk baskıyı kitap satışa çıktıktan sonra görmüştür. Soneler 1640 yılında ise John Benson tarafından yeniden yayınlanmıştır. Bu iki baskıdan sonra soneler birçok dünya diline çevrilerek defalarca kez basılmış ve yayınlanmıştır.

Rönesans İtalya’sında başlayan sone türü İngiliz Edebiyatında sıklıkla kullanılmış ve geliştirilmiştir. William Shakespeare’in Petrarch, Pierre de Ronsard, Torquato Tasso gibi yabancı ve Sir Philip Sidney, Samuel Daniel gibi İngiliz ozanların sonelerini okuyup etkilendiği düşünülmektedir. Shakespeare İtalyan ve Fransız sonelerinden biçimsel olarak farklı olan İngiliz sonesini kullanmıştır. İngiliz sonesinin uyak düzenini göz önüne aldığımızda, İngiliz sonesinin üç dörtlük ve bir beyitten meydana geldiğini görebiliriz. Birinci dörtlük konuyu sunar, ikinci dörtlük konuyu genişletir, üçüncü dörtlük konuyu geliştirip zirve noktasına çıkartır, son iki satır ise şiirin özüne özetler. İngiliz sonesinin uyak düzenini aşağıda görebilirsiniz.

__________a
__________b
__________a
__________b
__________c
__________d
__________c
__________d
__________e
__________f
__________e
__________f
…..__________g
…..__________g

Elbette, yaygın olan uyak dizinin bu olduğunu söylemekle birlikte tüm soneler bu dizinde yazılmamıştır. Örnek olarak; Sone 126’da 14 değil 12 satır vardır, Sone 135 ise tamamen farklı bir uyak düzeninde yazılmıştır. (abab / bcbc / adad / aa)

Sone 1

From fairest creatures we desire increase,
That thereby beauty’s rose might never die,
But as the riper should by time decease,
His tender heir might bear his memory:
But thou contracted to thine own bright eyes,
Feed’st thy light’s flame with self-substantial fuel,
Making a famine where abundance lies,
Thy self thy foe, to thy sweet self too cruel:
Thou that art now the world’s fresh ornament,
And only herald to the gaudy spring,
Within thine own bud buriest thy content,
And, tender churl, mak’st waste in niggarding:
Pity the world, or else this glutton be,
To eat the world’s due, by the grave and thee.

Sone 126

O thou, my lovely boy, who in thy power
Dost hold Time’s fickle glass, his sickle, hour;
Who hast by waning grown, and therein showest
Thy lovers withering, as thy sweet self growest.
If Nature, sovereign mistress over wrack,
As thou goest onwards still will pluck thee back,
She keeps thee to this purpose, that her skill
May time disgrace and wretched minutes kill.
Yet fear her, O thou minion of her pleasure!
She may detain, but not still keep, her treasure:
Her audit (though delayed) answered must be,
And her quietus is to render thee.
(                                           )
(                                            )

Ayrıca, William Shakespeare; oyunlarında da olduğu gibi sonelerinde ‘iambic pentameter’ ölçüsünü kullanmıştır. Bu ölçüye göre, satır sırayla biri vurgulu, biri vurgusuz olmak üzere on heceden meydana gelir.

Shakespeare’in sonelerini dil ve söyleyiş bakımından ele aldığımızda; şairin oyunlarından daha açık ve sade bir dil kullandığını söyleyebiliyoruz. Shakespeare, sonelerinde duyguları açıkça gözler önüne sermek ve kıvrak bir söyleyiş kazandırmak için çok sayıda kısa kelime kullanmıştır. Dil ve söyleyiş bakımından sonelerin en çarpıcı yönü söz oyunlarıdır. Bazı satırlarda anlaşılması çok güç olan iki ya da üç anlamlı kelimeler kullanılmıştır. Örneğin; söz oyunlarının baştan sona devam ettiği 135. Sone’de ‘will’ sözcüğü değişik satırlarda farklı anlamlara gelmekte ve hatta aynı yerde birden fazla anlam vermektedir. ‘Will’ hem Shakespeare’in ilk ismi olan William’ın kısa hali, hem de bazı uzmanların görüşüne göre Shakespeare’in sevgilisinin adıdır. Bunlara ek olarak, ‘will’ İngilizcede irade, vasiyetname, istek ve bilerek yapmak anlamlarına da gelmektedir. William Shakespeare, bu sonesinde yukarıdaki anlamların hepsini birden kullanmıştır. Bu yüzden daha önceden de belirttiğimiz gibi sonelerin başka bir dile çevrilmesi çok kez çevirmenleri zor duruma düşürmüştür.

 

Sone 135

Whoever hath her wish, thou hast thy Will,
And Will to boot, and Will in over-plus;
More than enough am I that vexed thee still,
To thy sweet will making addition thus.
Wilt thou, whose will is large and spacious,
Not once vouchsafe to hide my will in thine?
Shall will in others seem right gracious,
And in my will no fair acceptance shine?
The sea, all water, yet receives rain still,
And in abundance addeth to his store;
So thou, being rich in Will, add to thy Will
One will of mine, to make thy large will more.
Let no unkind, no fair beseechers kill;
Think all but one, and me in that one Will.

Shakespeare’in 154 sonesinin hepsinin en belirgin ortak özelliği temadır. Sonelerin hepsinin ortak teması ‘sevgi’dir. Aslında, tüm soneler bir sevgi öyküsünün parçasıdır. Bu öykünün dört kahramanı vardır: Ozan, soylu erkek sevgili, esmer kadın ve rakip ozan. Sonelerin 4 kişisinden ilki olan Ozan’ın Shakespeare’in kendisi veya bir anlatım aracı olarak yarattığı herhangi bir ozan olduğu düşünülmektedir. 154 sonenin ilk 126’sı sonelerin diğer bir kahramanı olan soylu ve sarışın bir gence yazılmıştır. Sarışın gencin gerçek kimliği üzerine geçmişten günümüze kadar birçok tartışma süregelmiş ve bu kişinin üçüncü Southampton Kontu Henry Wriothesley veya Will Hughes adındaki bir aktör olabileceği gibi birçok teoride bulunulmuştur. Ancak, şimdiye kadar edebiyat ve tarih literatürüne kazandırılan belgeler sarışın gencin gerçek kimliğini ortaya çıkarabilecek düzeyde değildir. Bu nedenle, sarışın gencin gerçek kimliğini değil, sonelerdeki şiirsel kimliğini göz önüne almak en doğru yaklaşım olacaktır. Rakip ozanın gerçek kimliği hakkında da teoriler öne sürülmüştür. Bunlardan en çok kabul gören ve üzerinde en çok durulan teoriler; rakip ozanın George Chapman veya Christopher Marlowe olabileceği yönündeki teorilerdir. Özellikle, 86. Sone ile Chapman’ın bir şiiri arasındaki bağlantı ve benzerlikler keşfedildiği için Chapman seçeneğinin rakip ozan olabileceği yönündeki teori daha akla yatkın görünüyor. Ancak bu konuda somut bir belge veya bilgi olmadığından dolayı kesin olarak söyleyebilmek mümkün değildir. Esmer kadının gerçek kimliği ile ilgili araştırmalarda sonuçsuz kalmış ve kesin bir belge ya da bilgiye ulaşılamamıştır. Ancak, I. Elizabeth’in nedimelerinden olan Elizabeth Vernon ve Mary Pitton bazı bakımlardan sonelerde anlatılan esmer kadının kimliğine benzerlik göstermektedir.

İlk sonelerde ozan; kendisine yardımda bulunan soylu bir gence tüm kalbiyle sevdalıdır. Sonrasında rakip bir ozanın ortaya çıkması ve birtakım sadakatsizlerin meydana gelmesinden dolayı ozanın acıklı bir duruma düşmesi anlatılmaktadır. Son sone ise esmer bir kadına duyulan cinsel istek ve dürtüyü anlatmaktadır. Kısacası soneler aracılığıyla Shakespeare’in soyut ve saf sevgiden cinsel dürtülere kadar her türlü ruhsal durumu anlatmak istediğini söyleyebiliriz.

Konunun ilerleyişi bakımından soneler, farklı sıra ve sınıflarda ele alınabilir. Ancak en yaygın şekilde kabul gören sıralama şu şekildedir:

  • Sone 1’den sone 126’ya kadar soylu gence yazılmış olanlar
  • Sone 127’den sone 152’ye kadar esmer kadına yazılmış olanlar

Ancak sone 153 ve 154, bu sıralamanın bütünlüğünden oldukça ayrı düşmektedir. Bu iki sone, eski Yunan şiirinden İngilizceye aktarılmıştır.

İlk bölümde Shakespeare, dost, arkadaş ya da sevgili diye bahsettiği genç ve soylu sarışın bir gençten bahsetmektedir. Bu genç adamın bir kadın kadar güzel olduğundan bahsedilmektedir.

İlk 17 sonede Shakespeare adamın evlenmesi için yalvarır. Çünkü, şaire zaman her şeyi alıp götürmektedir ve genç sarışın gencin de güzelliğini zamanın pençesine kaptıracağına inanmaktadır. Bu nedenle, onun evlenerek güzelliğini çocuklarında devam ettirmesi gerekliliği vurgular.

  1. soneden itibaren ozan, genç adamın güzelliğini şiirlerinde yaşatmak istediğini ve bunun artık onun için bir zorunluluk olduğunu söylemektedir. Çünkü zamanın sevgilisinin güzelliğini götürse bile o güzelliğin şiirlerde sonsuza dek yaşayacağına inanmaktadır.

Sone 26’dan sonra ozan sevgilisinden bir süre uzak kalmak zorunda kalır. Bu sırada sarışın genç ozanın metresiyle düşüp kalkarak şaire ihanet etmiştir. Ancak, ozanın sarışın gence karşı sevgisi o kadar büyüktür ki, bu utanç verici olayı bile affederek, göz ardı etmiştir. Yine de var olmak ozan için acı dolu bir olgu haline gelmiştir. Bu nedenle, dünyadan elini eteğini çekmeye çalışır ama sevgisi ağır bastığı için bu düşüncesinden vazgeçer. Ayrıca rakip bir ozanın ortaya çıkması ozanın gözden düşmesine neden olur. Bütün bunlara dayanamayan ozan, sevgilisinden vazgeçmeye karar verir. Ama sevgilisi ona döner. Sevgilisi ozana geri dönmüş olsa da artık ozanın güveni kalmamıştır ve olaylara kuşkuyla yaklaşır. Kısacası, ozanın bu bölümde istediği şey sevginin ölümsüzlüğüdür ama cinsel iştahlardan yüzünden kaynaklanan ihanetler ve buna bağlı ayrılıklar zamanın ve ölümün sevgiye karşı zafer kazanmasına neden olmuştur.

Sone 127’den sonraki bölüm ise ozanın esmer kadınla yaşadığı ilişkinin anlatıldığı bölümdür. Aslında bu bölümde, ozanın genç adama duyduğu manevi sevgiyle esmer kadına cinsel isteklerle duyulan sevgi karşılaştırılmıştır. Anlarız ki, ozan artık cinsel dürtülere tutsak düşmüştür. Bu bölümdeki diğer bir farklılık kadının esmer olmasıdır. Oysa ki, Elizabeth çağının gerçek güzellik anlayışı sarışınlıktır. Ozan, çağın anlayışına karşı esmerliğin üstün oluğunu savunmaktadır. Ama ozanın tam olarak esmerliği övdüğünü de söyleyemeyiz. Çünkü esmer kadından bahsederken yer yer karanlık, kara anlamlarını da kadına yüklemektedir. Böylece bazen esmer kadını çirkin bir kadın olaraktan ifade etmektedir. Evli olan esmer kadın başka erkeklerle de düşüp kalkmaktadır. Ozana, sarışın gençle ilişki yaşadığında en büyük ihaneti etmiştir. Buna rağmen, ozan esmer kadını hayatından silip atamaz, ondan vazgeçemez. Çünkü cinsel dürtü ve istekler sevginin önüne geçmiş ve ozanı da ele geçirmiştir.

Bazı eleştirmenlere göre, soneler otobiyografik bir özellik taşıyarak William Shakespeare’in yaşantısını anlatmaktadır. Bir diğer grup eleştirmenlere göre ise, sonelerin Shakespeare’in yaşantısı ile en ufak bir bağlantı içermemektedir. Ulaşılabilen belgeler ışığında elde edilen bilgilere dayanarak bu konuda kesin bir fikir beyan etmek elbette imkansızdır.

Belki de Shakespeare, sarışın genci ideal güzelliğin bir sembolü olarak görerek yaratmıştır. Sarışın gencin erkekliği ve kadın yüzünün güzelliği bir araya getirilerek sanatsal bir birleştirme de yapılmış olabilir. Sarışın genci soyluluğu ise manevi temizlik ve arınmış bir ruhun benzetmesi olabilir. Böylece şair, soyut bir sevgi elde etmiş ve sonelerini cinsel isteklerin samimiyetsizliklerinden uzaklaştırmış olabilir.

Bu düşünce ve yorumlar farklı açılardan doğru ve hatta yararlı olsalar da şiir dışı bakış ve yorumlardır. Önemli olan ve kesin doğru kabul edilmesi gereken ise şiirin kendi iç gerçekliğidir. Kısaca belirtmek ve açıklamak gerekirse; sonelerin gerçekliği, kendi içlerindedir.

Bünyamin Özcan

Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, İngilizce Öğretmeni. Edebiyat seven, fotoğraf çeken, doğa ile içi çe olmayı seven bir Sanat Karavanı yazarı. Amatör olarak tiyatro ve pantomim ile uğraşmışlığı var. Dolayısıyla tiyatro oyunları izleyip, eleştirmeyi sever. Hayatın anlamını kitaplarda aramaya devam ediyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.