fbpx

“Aklımızda Ölüm, Cebimizde Kelebekler” / Tolga Karaçelik

“Kalemi yonttum, sonra öptüm,yazmasam deli olacaktım…” S. Faik Abasıyanık

Bir meme ucuyla tanıştığımız, ilk soluğumuzu alarak borçlandığımız uzun bir yolculuktur hayat. Başlangıcın bitiş, bitişin başlangıç olduğu, ölümün daha ilk andan itibaren elini ensemizde hissettiğimiz, ama o eli unutarak yaşamayı becerebildiğimiz garip bir sahne. Öyle ki, Tolga Karaçelik’in 2018 yapımı Sundance Film Festivali Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülen Kelebekler Filmi de hayata bu yönüyle ayna tutan bir eser. Yönetmen Tolga Karaçelik Kelebekler için ‘6 yaşında bir adam çekip de yazmış gibi’ ifadesini kullanıyor. Kamera, ışık ve teknik bakımından aksayan adımların, düş kırıklıklarının, rasyonellikten uzak inançların çocuksu bir yansıması beyaz perdeye.

Tıpkı Sait Faik’in serzenişi gibi, delirmemek için Kelebekler’i çektim diyor yönetmen. Gülmeye ihtiyacının olduğu günlerde, ölümün ve onun garip korkusunun onda bu filmi çekme isteği yarattığından bahsediyor. Karaçelik sinemasının özünde ilk kısa filmi ‘Evoke’ ile başlayan, ölüm ve yaşamın iç içe geçişine ‘saçma’ bakış, Kelebekler’de de varlığını hissettiriyor. Bu anlamda yönetmen hayatın ve varoluşun saçmalığına incelikli bir gönderme
yapmayı başarıyor.

Albert Camus’un Yabancı kitabındaki Mersault’a göz kırpan bir zaman-mekan yitimi ekseninde yaşayan Kenan, uzaya hiç çıkmamış bir astronotun garip sorgulamalarıyla Cemal ve toplumsal rollerin buhranını taşıyıp tükenmişliği ile ön planda olan Suzan filmin baş karakterlerini oluşturuyor. Film, aile kurumuyla neler yapabileceğimizi ama esasen pek bir şey yapamayacağımızı öğrendiğimiz o noktadan hareket ediyor. İpotekli kimliklerin, dağınık rollerin kırılganlığıyla hikaye izleyiciyi yakalıyor.

Garip bir aile komedisi başlığıyla yayınlanmasına karşın, kendi içinde büyük travmalar yaşamış üç farklı insanın ortak paydada buluşma serüvenini anlatıyor Kelebekler. Müzikleri ve görsel efektleri ile yer yer dramatik öğeler ve toplumsal süreçlere değiniyor. Karaçelik, kendisini bu dünyaya ait hissetmediğinden olsa gerek, filmlerinde büyülü gerçeklikten ziyade, ‘buğulu’ bir gerçeklikten söz etmek daha doğru. Kelebekler bu anlamda metaforik anlatımıyla drama ve komediyi aynı çatı altında birleştirmeyi başarıyor.

Filmin en etkileyici sahnelerinden biri intihar etmiş bir annenin ardından, Kenan ve Cemal’in yüzleştikleri sahne olmalıdır. Zira Cemal yıllarca, annesinin intihar ederken onu çağırdığı düşüncesinin ağırlığıyla yaşamaktadır. Kenan ise boyu halata yetişmediğinden, yaşamını annesine borçlu olduğu hissine kapılarak bir yabancılaşma eşiğindedir. Suzan’ın filme renk katan duruşu, belirsizlikleri, ani çıkışları ve kapkara gözlükleri kadın olmanın çıkmazlarını hissettirir.

Karaçelik’in Kelebekler filmi, diğer yapımlarının aksine baharı ve sıcaklığı aktarmada oldukça başarılı. Anlatıda büyük yoğunluk taşıyan yolculuk teması, bir nevi yönetmenin kendi uzaklaşma isteğini yansıtıyor. Karmaşanın, cevapsız telefonların, şehrin ikiyüzlülüğünün ayırdığı üç kardeşi babalarının tek bir çağrısı ile kelebekler birleştiriyor. ‘Çıldırmamak için bir yol arıyoruz’ diyor yönetmen.

Kelebeklerin unutkanlığının, hayata tutunma çabası oluşuna tanıklık ediyoruz. Hafızanın laneti, ölümü sürekli akılda tutmanın yaşamı engelleyişini kah gülerek kah ağlayarak izletiyor. Bir günlük ömrüne rağmen kabuklarını kıran kelebekler gibi hayatta var olmanın yolu da, ölümü yarın için unutmaktan geçiyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.