Yazmak Üzerine | Kirsten Ross ile İskoç Yaylalarında Bir Hülya

Scott Fitzgerald’ın dediği gibi “Yazmıyorsun. Çünkü bir şeyler söylemek istiyorsun. Yazıyorsun. Çünkü söyleyecek bir şeylerin var.” Söyleyecek bir şeyimiz olduğunda yazmak; içini yakanı, yüzünü güldüreni, gezdiğini, gördüğünü, yediğini, içtiğini ve kısaca yeryüzünün tüm ışıltılarını dökmek harflere ne büyük bir sanattır. Aman! Gördüğümü unuturum korkusuyla bir kalem, bir not defteri taşımak yanında ne güzel bir eylemdir.

Ancak; yazar olmak, hayatını kelimelerin arasında yaşamak zor iş vesselam. Mesai saatleri arasında çırpınışlar can çekişidir her yazarın ya da en azından yazanın. Yazmak; emek, zaman, bir fincan kahve, ince belli bardakta çay, bazen de bir kadeh şarap ister. Yani demem o ki; yazmak çok şey talep eder ve uçsuz bucaksız çayırlarda ilham perisini beklemeyi hayal edersen, o çayırları asla göremezsin ve asla yazacak zaman yaratamazsın. Sadece hayal edersin. Bir nesrin veya bir şiirin sizden istediklerini yerine getirmek için gereksinimleri siz ayarlayacak bunun için de ayrı bir çaba göstereceksiniz.

Bütün hayatı boyunca yazar olmak ve tüm dünyayı gezip-görüp, maceralarını hevesli birkaç okuyucuyla paylaşmak isteyen Kirsten Ross’da aynı bu durumdaydı. Yazmaya bir adım her yaklaştığında fark etti ki, bizim de en başta dillendirdiğimiz gibi yazmak uzaktan görünenden çok daha derin bir dünyadır. 9-5 çalışma saatleri arasında ne yazacak ve ne de uçsuz bucaksız çayırlıklarda ilham perisinin altın vuruşunu bekleyecek zamanı yoktu. Ancak Ross, bir iş gezisini fırsata çevirerek ilham perisinin bizzat ayağına kadar gitti.

Bir iş gezisi için İskoç yaylalarındaki lüks pansiyonlardan birinde kalma şansını elde eden Ross, otel odasında sıkışıp kalmaktansa şimdiye kadar hayalini kurduğu ilk seyahat yazısını yazmak için kolları sıvadı. Emeğinin karşılığı olarak da tamamen el yapımı kütük kulübeleri, İskoç yaylarının yemyeşil doğasını ve buraların ev sahibi olan geyikleri, kuşları ve nice vahşi hayvanları okuyucuları ile paylaşmayı başardı. Ross, bu yazının çok hazırlıklı olmadığını ve onu tatmin etmediğini söylüyor. İşte bu noktada tam da Fitzgerald’ın ifade ettiği gibi yazacak bir şeyi olan Ross’un paylaştığı her sözcük çok değerli. Ross, özellikle de İskoç yaylarında çekilmiş nefes kesen karelerle okuyucusunu huzurla doldurmayı başarmış. Sizleri Kirsten Ross’un fotoğrafları ile baş başa bırakırken tekrar hatırlatmak istiyoruz ki; yazmak istiyorsanız, bunun için uygun zamanın ve ortamın oluşmasını beklemeyin. Gidin ve o zamanı ve ortamı kendiniz yaratın. Yaratın ki, yazılanlarla, sanatla ve edebiyatla aydınlansın dünya.

Okumadan geçmeyin:

Portekiz’den Kulaklara Çalınan Bir Ağıt: ‘Fado’

 

Bünyamin Özcan

Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, İngilizce Öğretmeni. Edebiyat seven, fotoğraf çeken, doğa ile içi çe olmayı seven bir Sanat Karavanı yazarı. Amatör olarak tiyatro ve pantomim ile uğraşmışlığı var. Dolayısıyla tiyatro oyunları izleyip, eleştirmeyi sever. Hayatın anlamını kitaplarda aramaya devam ediyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.