fbpx

İnsanlığı Ten Rengi Sınırında Sıkışıp Kalmış Olanlara/ Green Book

“Dünya, ilk adımı karşı taraftan bekleyen insanlarla dolu…”

Gerçek bir hikayeyi anlatan Green Book; 2018 yapımı, yönetmenliğini Peter Farrelly’nin üstlendiği bir drama filmi. 2018 yılında En İyi Film dalında Oscar ödülünü alması ile adını dünyaya duyurdu. Başrollerini yine Oscar ödüllü oyuncu Mahershala Ali ve Lord of The Rings serisinden Kral Aragorn olarak tanıdığımız Viggo Mortensen beyler paylaştılar. Teknik bilgileri özetlediğimize göre filmin konusuna geçiyorum.

1962 Amerika’sında geçen film, ırkçılık ekseninde bir doktorun ve şoförünün hikayesini anlatıyor. Doktor dediğime bakmayın, Ali’nin canlandırdığı Don Shirley, müzik grubu olan Afro-Amerikan bir piyanist. Mortensen tarafından canlandırılan şoförü Tony Lip ise yarı İtalyan yarı Amerikan bir beyefendi. Shirley, kuralları olan, düzgün konuşmayı ve giyinmeyi ilke edinmiş, hayatında kabalığa ve sağlıksız şeylere yer vermeyen bir sanatçı olarak; Tony ise tam tersi diyebileceğimiz nitelikte, kaba, kuralsız, anı yaşayan, sorunları şiddetle çözen, yemek yemeyi aşırı seven, fazlasıyla umursamaz bir adam olarak izleyiciye sunuluyor.

Biri siyahi biri beyaz bu iki adamın yollarının birleşmesi Don Shirley’nin çıkacağı turne kapsamında kendisine şoförlük yapacak birini aramasıyla başlıyor. Tony, iş yerinden arkadaşlarının önerisiyle bu iş için görüşmeye gidiyor. İş görüşmesi kendine özgü geçen Tony, ilk başta anlaşamasa da istediği para teklif edilince işi kabul ediyor. Böylece ikilinin hikayeleri başlıyor.

Shirley, kuralları olan bir adam olduğu için Tony’ye isteklerini bildiriyor ve bu şartlar içinde ikili yola koyuluyorlar. Shirley, siyahi olduğu için her yoldan serbestçe geçme hakkına sahip değildir. Bu yüzden Tony, yolculuk sırasında siyahiler için güvenli olan güzergahların çizildiği “The Green Book (Yeşil Rehber)” isimli kılavuzdan yardım alarak şoförlük yapmaya başlıyor. İkili, yolculuk boyunca zaman geçirmeye başladıklarında birbirlerine kendi kurallarını öğretiyorlar. Shirley Tony’e romantik olmayı, her olayda kaba kuvvete başvurmamayı, sabretmeyi öğretirken; Tony Shirley’e kızarmış tavuğu elle yemeyi, ücra kulüplerde halktan samimi insanlara piyano çalmanın değerli olabileceğini, bazen çalmanın, bağırmanın ve rüşvetin gerekli olduğunu, kendisinin ondan daha çok siyahiler gibi yaşadığını öğretiyor. Shirley, tam zıttı olan bu adamı sevmeyi; Tony ise sürekli aşağılanan bu adamı önemsemeyi ve korumayı öğreniyor.

Bütün meselenin aktarılmaya başlandığı bu noktada verilen mesajlar ve Shirley’nin yaşadıkları ise seyirciyi filmin içine alıyor. O dönemlerdeki ırkçılığın boyutlarını hepimiz az çok biliyoruz. Ama filmde bunlarla tek tek yüzleşmek, insanın canını öyle bir acıtıyor ki; burada anlatılan beyazlarla aynı tene sahip olduğunuz için utanıyorsunuz. Shirley, sahneye çıktığında insanların gurur dolu gözlerle baktığı bir sanatçıyken, sahneden indiğinde onlarla aynı tuvaleti paylaşamayacak, aynı yerde yemek yiyemeyecek bir “zenci”ye dönüştürülüyor. Yol boyunca geçtiği yerlerdeki her otelde değil sadece “colored” tabelalarının olduğu otellerde konaklayabilecek, sadece siyahilerin eğlendiği barlarda eğlenebilecek, kadın veya erkek beyaz biriyle ilişkisi olamayacak, gece otobanlarda istediği gibi seyahat edemeyecek bir insana dönüştürülüyor. Tabi bu şartlar altında yaşamaya zorlanılan bir kişiye ne kadar insan diyebilirseniz… Shirley’nin şu repliği durumunu özetliyor:

Aşağılama mekanizmasının tıkır tıkır işlediği 1960’lar Amerikası’nda geçilen her yol, her mekan, her beyaz, bırakın siyahilerin insan olarak görülmesini, nefes almalarına bile izin vermeyecek birer engel haline geliyor. Bütün bu engellerle tek tek uğraşmaya kararlı olan Shirley ise bütün beyefendiliği ile tabuları yıkmak için sanatını bir araç olarak kullanıyor. Gruptan arkadaşı Oleg, şu replikle Shirley’nin çizdiği yolu anlatıyor:

Shirley’nin karşılaştığı engellerde ise vazgeçmemesinin en büyük faktörlerinden biri Tony oluyor. Tony her ne kadar umursamaz bir adam da olsa, patronunun karşılaştığı bu muamele, onu içten içten etkilemeye başlıyor. Kocaman bir ailesi olan ve onlar tarafından oldukça sevilen Tony, bu yalnız ve dışlanmış adamın iç dünyasını seyrettikçe, kendi teninden insanların yargısız infazlarına seyirci kalamıyor. Parasından başka bir şey düşünemeyen Tony, ödemesini alamayacağını bilerek en sonunda Shirley’nin yine aşağılandığı bir mekanda gösteri yapmasını istemeyerek, Shirley ile birlikte mekandan çekip gidiyor. Artık birbirlerinin kararlarına ve insanlığına saygı duyan bu iki adam, iş ilişkisini aşarak dostluklarını pekiştiriyorlar. Öyle ki dostunun Noel arifesinde evine kavuşmasını isteyen Shirley, Tony’nin uykusu geldiğinde direksiyon başına geçerek ona şoförlük bile yapıyor.

Evet, sevginin ve saygının bir araya geldiği zamanlarda, vazgeçilemeyecek kuralların yerini fedakarlıklar alabiliyor. Zaten sevmek tam olarak böyle bir şey olmalı…

Green Book… Beni tam anlamıyla bitirdi… Ali’nin ve Mortensen’ın oyunculuğu da konunun üzerine bal-kaymak olmuş adeta. Filmi izlerken ara ara gözlerim doldu ve bittiğinde çok şey düşündüm. Bazı durumlarla hayatımız boyunca karşılaşmıyor olmamız, onların var olduğu ya da yaşandığı gerçeğini değiştirmiyor. Biz, burada, normal bir şekilde hayatımızı devam ettirirken; insanlar başka bir köşede, başka şartlar altında, kendileri olmak için çaba sarf etmek zorunda kalıyorlar. Bu sadece ırkçılık olarak da değil; cinsel tercihler, dini tercihler ve fiziki görünüşler üzerinden de yaşanıyor.

Farklı düşünmenin, davranmanın, farklı dile ve tene sahip olmanın, toplumu ürkütmesi sonucunda insanlık dışı muameleler gören insanlarla dolu bu dünyanın, nasıl bu kadar kötü olabildiğini düşünürken içiniz ürperiyor. Yani, evet tabi ki kimsenin yaşamı tozpembe ya da mükemmel değil. Ama bazı insanlar hayata doğuştan sıfır noktasında başlarken, bazılarımız eksi noktasında başlıyor ve sıfıra gelebilmek adına birçok çaba sarf etmek zorunda kalıyorlar. Ben de derecesini bilemediğim bu noktada, farklılıkların ürkütücü değil de çeşitlilik olarak görüldüğü bir dünyanın hayalini kurarak bunun için çabalamakla yetiniyorum.

Hepimiz aynılaşmak zorunda değiliz, farklılıklarımızla biz olmayı öğrenmeliyiz.

Farklılıklarınıza, saygılarımı sunuyorum.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.