Şu an Okuyorsun
Hümanist Fotoğrafçılığın “Yaratıcı Kadını” Sabine Weiss

Hümanist Fotoğrafçılığın “Yaratıcı Kadını” Sabine Weiss

İsviçre asıllı Fransız fotoğrafçı Sabine Weiss, çektiği fotoğraflar ve yakaladığı anlarla hümanist fotoğrafçılığın ‘yaratıcı kadın’ı olarak kabul edildi. Fotoğrafları kesin bir gözlemden ve günlük yaşamın çok katmanlı atmosferik tasvirinden oluşan Sabine, sokaktaki insanları rastgele defalarca fotoğraflayarak bir hikâyeye dönüştürdü.

“Fotoğrafçının ince algısı, hayattaki küçük şeylerin görünüşünü açığa çıkarır.”

Kimya mühendisi bir babanın kızı olan Sabine’nin küçük yaşlarda fotoğrafa olan ilgisini fark eden ailesi, ona bir fotoğraf makinesi aldı ve evinde kendi karanlık odasını kurmasına yardım ettiler. Burada gümüş-jelatin baskı gibi teknikleri kendi kendine öğrendi.

 “Ailem laboratuvar teknisyeni olacağımı düşündü. O zamanlar, profesyonel bir fotoğrafçı olma fikri düşünülemezdi. Kitap yoktu, sergi yoktu. Belki Amerika’da çok tanınmış fotoğrafçılar için kitaplar vardı ama İsviçre’de yoktu. Fotoğrafın benim ifade aracım olacağını çok erken fark ettim. Entelektüel olmaktan çok görseldim.”

Sabine 1946’da Cenevre’den Paris’e gitti ve moda fotoğrafçılığı-portreler konusunda uzmanlaşmış Alman fotoğrafçı Willy Maywald’ın asistanı oldu. Kompozisyon bilgisini ve fotoğrafçılığın teknik yönlerini derinleştirdi.

 “Orada bugün hayal bile edilemeyecek koşullarda çalıştım ama onunla birlikte doğal ışığın önemini anladım. Bir duygu kaynağı olarak doğal ışık… “

1950’de Amerikalı ressam Hugh Weiss ile evlendi ve bu sırada bağımsız bir fotoğrafçı olarak kariyerine başladı. Sabine, İkinci Dünya Savaş’ı sonrası Fransa’nın sokaklarındaki mücadeleleri, umutları ve zaman zaman mizahi anları, kirli suratlı çocukların, yiyecek tezgahlarının satıcılarının ve Roman dansçıların fotoğraflarını yakaladı.

“En başından beri fotoğrafçılıktan geçimimi sağlamak zorundaydım; Sanatsal bir şey değildi, bu bir zanaattı, ben bir fotoğrafçılık zanaatkarıydım.”

Bir süre sonra daha fazla belgesel fotoğraf çekmek için çalışmalara başlayan Sabine;  Mısır, Hindistan, Fas ve Myanmar’a gitti. 1956’lı yıllarda gazeteci Robert d’Hooghe Sabine Weiss ile tanışmasını şu şekilde anlatıyordu: Tartışmaya katıldığında, kendisinin bir “sanatçı” değil, bir fotoğrafçı olduğunu vurgulamayı asla unutmadı.”

Ayrıca Bakınız

Kusursuz dengeli kompozisyonları kuşkusuz Sabine’nin en büyük gücüdür. O, hayatı boyunca insanların günlük yaşamlarına odaklandı onların duygularını yakaladı. Öldüğünde Brassaï ve Willy Ronis’in de bulunduğu hümanist fotoğrafçılık ekolünün son üyesi olarak kabul edildi. Kendisinin dediği gibi;

“Fotoğrafları geçici olana tutunmak, şansı yakalamak, kaybolacak bir şeyin görüntüsünü kurtarmak için çekiyorum: kısa hayatımızı hatırlatan jestler, tavırlar, nesneler. Kamera onları alır ve kayboldukları anda dondurur. Kendim, fotoğraf makinem ve öznem arasındaki bu sürekli diyaloğu seviyorum, bu da beni bu diyalogu aramayan ve kendilerini konularından uzak tutmayı tercih eden diğer fotoğrafçılardan farklı kılıyor.”

“Bana çarpan ve dokunan şeyleri fotoğraflıyorum.”

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
1
Mutlu
1
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır