Şu an Okuyorsun
Bir Dans Manifestosu: Körkütük

Bir Dans Manifestosu: Körkütük

Her an değişimin canlı varlığını hissettiğimiz bu düzende kim sonsuza dek aynı kalabilir ki?

Mads Mikkelson’un başrolü üstlendiği ve Türkçe’ye Körkütük ismiyle çevrilen Another Round isimli yapım 2020 yılında izleyiciyle buluştu. Film içerisinde hem dramatik hem de komediye dair unsurlar barındırmakta. Fakat  aynı zamanda izleyiciyi kendi hayatına dair varoluşsal sorgulamalarla baş başa bırakan bir etkiye sahip. Bu yazımda filmi ana hatlarıyla anlatmak yerine filimin bize anlatmak istediklerine dikkat çekmek istiyorum. Yapım temel olarak bireyin zaman içerisinde maruz kaldığı toplumsal baskılarla ne ölçüde değişebileceğini göz önüne seriyor. Filmde Mikkelson’la ve onunla birlikte başrolü üstlenen diğer üç karakter birer lise öğretmeni olarak karşımızda. Fakat bu öğretmenler birer eğitimci profili çizmenin ötesinde toplumsal düzenin parçası olmuş bir grup mutsuz insanı temsil ediyor. Her gün aynı rutinleri tekrarlayan, konfor alanından dışarı çıkamayan ve sınırlara ‘körkütük’ bağlı yaşayan bu insanlar bir akşam aldıkları heyecan verici bir kararla hayatlarına farklı bir yol çiziyor.

Yönetmenin ‘alkol olmasaydı dünya daha farklı bir yer olurdu’ fikrinden yola çıkarak senaryosunu oluşturduğu yapım Norveçli psikiyatrist Finn Skarderud’un söylemini resmileştirir ve bir teori olarak izleyiciye sunar. Skarderud’a göre insanlar kanlarında 0.05% oranında alkol eksikliği ile dünyaya gelirler. Alkol alımı ile bu eksiklik giderilirse kişiler daha yaratıcı ve rahat olabilirler. Bu fikri büyük bir heyecanla tartışan ve adeta birer bilim insanı gibi kendilerini bu deneyde ortaya koymaktan çekinmeyen bu dört adam, rasyonalitenin birer temsilcisi öğretmen konumunda bu deneyi başlatma kararı alırlar. Her gün belirlenen miktarda alkol tükettiklerinde daha heyecanlı, daha dinamik ve genç hissetiklerine karar verirler. Alkol onları yalnızca bağlı oldukları sınırlardan özgürleştirmemiş uzun süredir unuttukları mutluluk hissini tatmalarına da vesile olmuştur. Filmin ilk sekanslarında varlığını yoğun bir şekilde hissettiğimiz iletişimsizlik ve bunlardan doğan mutsuzluk hissi başrollerdeki değişimin etkisiyle tam tersi yönde seyretmeye başlar ve biz izleyiciler için film daha çekici hale  gelir.

Hayatın sıradanlığı karşısında yeniden kendilerini bulan bu dört karakter de toplumsal normlar karşısında adeta kendilerini yeniden yaratıp, yeniden keşfederler. Burada gerçek anlamda vurgulanması gereken kavram tam anlamıyla yeniliktir. Çünkü her gün kendini tekrar eden rutinlerle sınırlandırılan bu insanlar için unuttukları bu hisler onlar için tamamen yenidir ve bu yüzden de heyecan vericidir. Fakat gençliğin, dinamizmin ve mutluluğun tek kaynağı bu esriklik hali midir? Bu noktada filme kısa bir es verip önceki yazımlarda da ismini büyük bir özenle zikrettiğim Foucault’a kulak verelim isterim. Çünkü film bana kalırsa bir çeşit başkaldırı. Foucault’un bedenin iktidar tarafından ele geçirilmesi ve denetim altına alınmasına dair söylemleri karşısında yine bu söz konusu tahakkümün bir aracı olan okulda öğretmenler tarafından alkol kullanımına dair kabul gören ‘teori’ ve ardından çığırından çıkan davranışlar silsilesi, bu baskı karşısında modern insanın bir çığlığı olabilir mi? Aklın sınırlarına ve duygulara vurulan ketlere karşı modern insanın çizdiği bir kaçış rotası belki de.

Fakat  kaçmaya çalıştığımız iletişimsizlikten, tartışmalardan ve mutsuzluktan uzaklaşmanın tek yolu bilinç kaybı mıdır? Ayrıca mutlu olmaya yüklediğimiz anlamın bir sınırı var mı? Bu konuyla ilgili Wilhelm Shmid Mutsuz Olmak eserinin önsözünde şu cümlelere yer verir:
‘Mutluluk önemlidir ama anlam daha önemlidir. Hayatta tek meselenin mutluluk olduğu, modern hayattaki anlam kaybının mutlulukla ikame etmek isteyenlerin bir masalıdır; ama mutluluğun sırtına kesinlikle taşıyamayacağı bir yük yüklemiş olurlar böylece. Mutluluk hayatın güzel bir ilavesidir, mutluluktan nasibine bir şeyler düşen herkes buna minnettar olabilir ama insanlar ancak kısmen pay alabilirler ondan. Mutluluğun sınırları vardır ve hayattan haddinden fazlasını istemek anlamsızdır.’

Ayrıca Bakınız

Film bana kalırsa mutluluğa yüklediğimiz anlamlar çevresinde şekilleniyor. Bazen bu anlam bizi daha iyi noktalara getirirken bazılarımız için ne yazık ki büyük bir çöküş beraberinde geliyor. Film bu yönüyle son sekanslarına sığdırdığı, cenaze töreni ve ardından gelen uzun soluklu dans sahneleriyle hayatın her şeye rağmen devam etmekte olduğunu ve kalanlar için yeni anlamlar inşa etme olanağı olduğunu gözler önüne seriyor. Hayat sürekli bir değişim ve gelişim döngüsünde. Sanırım dünyanın insanlığa sunduğu her durum karşısında bir rota çizmek yine bizim elimizde. Ya körkütük ya da aklı başında…

 

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
1
Heyecanlı
1
Hüzünlü
0
Mutlu
2
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır