Orta Dünyanın Ozanları: Blind Guardian

Sabah uyandığımda hava günlük güneşllikken ve ben kendimi dışardaki  sosyal hayatın içine atmayı planlarken Tanrı yukardan bana güldü ve kapkara bulutlarını yolladı. Balkondan yağmurlu sokağa bakakalmışken Orta Dünya’dan bir şarkı çalmaya başladı playlistimden: The Bard’s Song…

Now you all know

The bards and their songs

When hours have gone by

I’ll close my eyes

In a world far away

We may meet again

But now hear my song

About the dawn of the night

Let’s sing the bards’ song

Her şerde bir hayır vardır diye boşa dememişler, tam da havaya yakışan bu muhteşem şarkı masanın başına oturup bu yazıyı yazmama vesile oldu. Ortaokul yıllarıydı, Yüzüklerin Efendisi serisini yeni bitirmiş, bedenim burada ruhum Orta Dünya’da geziniyordum. Bu gezinti uzun yıllar devam etti, lisede Tolkien’in diğer hikayeleriyle tanışmam, edebiyat, müzik, sinema üçgeninde evrilen ergenliğim sürecinde içimi coşkuyla dolduran bir şarkı dinledim ve hayatım değişti: Bard’s Song. Ve bu şarkı vesilesiyle tanıştım Blind Guardian’la. Ardından Lord Of The Rings şarkısı geldi. Hayallerimi, ruh halimi, içinde yaşadığım hikayeleri daha iyi anlatan başka bir müzik olamazdı. Hikayesi olan şarkıları ve o şarkılardaki epik tadı hayallerimin de ötesindeydi. Biraz mitoloji, biraz orta çağ hikayeleri, biraz Lord Of The Rings ile ilgilendiğim bir dönemde Blind Guardian’ı dinledikçe hayranlığım da tavan yapıyordu. Yıllar sonra kendilerini canlı canlı izleme fırsatı yakalayacak, ozanların şarkısına eşlik ederken başka diyarlara yolculuk yapacaktım.

İlk albümlerinden başlamak üzere, tüm albümlerinde J.R.R. Tolkien ve diğer fantastik edebiyat yazarlarının etkisi bolca görülen, şarkı sözlerinde mitolojik unsurlar ve efsanelere de bolca rastlanan Blind Guardian 1985 Almanya’nın Krefeld kasabasında Lucifer’s Heritage ismi ile kurulur. Yaptıkları ilk demo “Symphonies Of Doom” ile tanınmaya başlayan grup, ikinci demoları “Battalions Of Fear” ile büyük bir çıkış göstererek No Remose Records ile bir anlaşma imzalamayı başarır ve bu anlaşma ile birlikte ismini Blind Guardian olarak değiştirir. Grup 1988’de Battalions of Fear’ı hemen ardından da ikinci albümleri Folow The Blind’ı çıkartarak power metalin temsilcileri arasında yerini alır. İlk yükselişini 3. albümleri Tales From The Twilight World ile yapan Blind Guardian, bu albümün başarısı üzerine dünyanın en büyük plak şirketlerinden olan Virgin Records ile anlaşır ve 1992 yılında çıkarttıkları Somewhwere Far Beyond ile bir anda tüm dünyada tanınan ve bilinen bir grup haline gelir.

Koro ve orkestral düzenlemelere ağırlık verilen beşinci albümleri Imaginations From The Other Side ile birlikte müzikleri daha karışık bir hal alır ve grubun çalışmaları senfonik power metal türünün örnekleri arasına girer. Bu albümle Metallica’nın en iyi albümlerinin prodüktörlüğünü yapmış olan Flemming Rasmussen ile çalışan grup ortaya muhteşem bir sound çıkarır. Grubun dünya çapında üne kavuşması, Avrupa ve Japonya turnelerinden sonra gerçekleşir. Bu albümden bir yıl sonra da Queen, Mike Oldfield, vb. grupların cover parçaları ile kendi bazı parçalarının akustik versiyonunun yer aldığı Forgotten Tales adlı bir albüm daha çıkaran grup bu şekilde hayran kitlesini daha da arttırır. Metal müzik alanında en iyi vokalistlerden biri olarak görülen Hansi Kürsch operatik vokalleriyle Blind Guardian’ın başarısında büyük pay sahibi olur.

Blind Guardian ilk baştan aşağı konsept albümü olan, sözlerini tamamen J. R. R. Tolkien Silmarillion adlı romanın oluşturduğu, prodüktörlüğünü Flemming Rasmusen’in yaptığı Nightfall in the Middle Earth albümü ile 1998 yılında müzikal patlama yapar, tüm rock listelerine ilk sıradan girer ve aynı zamanda albüm çıkaran Dream Theater, Iron Maiden, Aerosmith gibi ünlü grupları geride bırakır.

Bu albüm sonrası tam 4 yıl boyunca sessiz kalan grubun adı Yüzüklerin Efendisi filminin müzikleri için de anılmıştı ve yıllarca Yüzüklerin Efendisi’ni beyazperdede izleme hayali kuran ben bu dedikodu ile inanılmaz heyecanlanmıştım. Fakat yönetmen Peter Jackson’ın engeli sebebiyle ben ve benim gibi pek çok hayranın hevesi kursağımızda kalmıştı. 2002 yılında yedinci stüdyo albümü olan A Night At The Opera’yı çıkaran Blind Guardian çıktıkları dünya turu kapsamında tüm festivallere headliner grup olarak katılır. 2005 yılına kadar geçen 20 yıllık süreç boyunca, çizgilerini değiştirmeyen grupta bazı anlaşmazlıklar sonucu davulcu Thomen Stauch gruptan ayrılır, yerine Frederik Ehmke gruba dahil olur.

The Bard’s Song’un konserlerde yarattığı etki, “Bir şaheser yazdığını, sen ne kadar yüksek sesle söylesen de kalabalık senden daha yüksek söylediğinde anlarsın.” yorumunun hakkını fazlasıyla veriyor. Grup en son 2019 Kasım ayında piyasaya sürdüğü Legacy Of The Dark Lands albümüyle metal müzikteki varlığını sürdürmeye devam ediyor. 1984’ten bugüne, ilk albümlerinden beri fantastik edebiyatla iç içe olan Blind Guardian, Almanya’dan Orta Dünya’ya açılarak kulaklarımızın pasını siliyor. Bana da ozanların asla eskimeyecek olan şarkılarını söylemeye devam etmek düşüyor.

Yarın bizi alıp götürecek

Evden uzak bir yere

Hiç kimse bizim isimlerimizi bilmeyecek

Ama ozanların şarkıları var olacak

Yarın hepsi bilinecek

Ve sen yalnız değilsin

Bu yüzden korkma

Karanlıkta ve soğukta

Çünkü ozanların şarkıları var olacak

Hepsi var olacak

Düşüncelerimde ve düşlerimde

Onlar hep aklımda…

Bu hobbitlerin şarkıları, cüceler ve insanlar

Ve elfler gözlerinin yakınına gelir

Onları da görebilirsin

Diskografi

Battalions of Fear (1988)

Follow the Blind (1989)

Tales from the Twilight World (1990)

Somewhere Far Beyond (1992)

Imaginations from the Other Side (1995)

Nightfall in Middle-Earth (1998)

A Night at the Opera (2002)

A Twist in the Myth (2006)

At the Edge of Time (2010)

Beyond The Red Mirror (2015)

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.