Progresiften Depresife Yaşayan Silmarillion Efsanesi: Marillion

Henüz yakın bir zamanda Christopher Tolkien’ın vefat haberi gelince aklıma da babası J.R.R. Tolkien’ın Silmarillion efsanesi ve beraberinde de adını bu eserden alan İngiliz progresif rock grubu Marillion geliverdi. 1979 yılında İngiltere’de kurulmuş olan grup Neo-progressive rock türünün öncülerinden olmuştu. İlk dönemlerinde solistliğini Fish’in yaptığı ve nice gönülleri fetheden, tüm zamanların en underrated gruplarından biri olan Marillion, 1989 yılından sonra yoluna Steve Hogarth ile devam ederek ilk hayranlarında biraz hayal kırıklığı yaratsa da, bu büyük değişimde sağlam kalmayı başardı.

İlk olarak The Silmarillion adı ile kurulan, ama daha sonra telif haklarıyla ilgili sıkıntılardan dolayı  isimlerini Marillion olarak kısaltan grup 1985 yılında yayınladıkları Misplaced Childhood albümleri ile hem müzikal anlamda hem de uluslararası şöhret anlamında doruk yapmıştı.

Özellikle canlı performanslarını içeren The Thieving Magpie albümü başucuna koyulması gereken albümlerdendir. La Gazza Ladra ile açılan ve dinleyiciyi melankoliye boğan albüm Slainte  Mhath, He Knows You Know ve Chelsea Monday parçalarıyla tek kelime ile efsane bir eserdir.

“Patience my tinsel angel, patience my perfumed child

one day they really love you, you’ll charm them with that smile

but for now it’s just another chelsea Monday”

İdraki zor, derin progresif eserlerden ziyade dinleyiciye rahatça ulaşabilecek bir müzik yapma yoluna giden Marillion bir o kadar melankoliktir de. Sürekli olarak Genesis ile benzerliği dile getirilen grup, Fish dönemi albümlerini, albüm kapaklarındaki görsel olarak özgün fikirlerle ve liriklerinde bir bütünlük içinde sunmayı tercih etmiştir. Oysa Genesis, albümlerinin görsel sunumunda sürekli farklılıklar aramıştır. Bu farklılıklar, Peter Gabriel’in sahne kostümlerinin, makyajının albümlere göre değişmesinden ve hep farklı hikayeler anlatmasında görülür. Marillion hayranlarına göre Fish, Gabriel’in sahnede izlediği yolu kendi hayal dünyasını anlatmak için kullanmıştır ve buna taklit demek biraz acımasızcadır.

Marillion’u, İngiltere ve İskoçya’da binlerce ailenin kızına ismini koymasına yol açan Kayleigh şarkısı ile tanımıştım ben de. Daha ilk girişteki bildiğimiz 80’ler rifiyle beni vuran, Misplaced Chilhood albümünü klasikler arasına sokmayı başaran ve “please excuse me, i never meant to break your heart” sözleriyle dimağlara kazınmış, Londra sokaklarında yürüyormuş hissi veren Kayleigh yıllardır playlistimin ilk sıralarında yer aldı hep. Fish’in ayrıldığı sevgilisine yazdığı, pişmanlık hisleri ve yeniden barışma isteği içeren dizeleriyle Kayleigh hem ağlatır hem de umutlandırır.

Do you remember?

Chalk hearts melting on a playground wall

Do you remember?

Dawn escapes from moonwashed college halls

Do you remember?

The cherry blossom in the market square

Do you remember?

I thought it was confetti in our hair

By the way, didn’t I break your heart?

Please excuse me, I never meant to break your heart

So sorry, I never meant to break your heart

But you broke mine”

Naif duygulu gitar soloları, iç acıtan melodileri, çocukluk aşkları ya da hala unutulmayan yetişkinlik sevdaları içeren sözler, müthiş kompozisyonlar ve progressive yapısıyla türünün ilk ve tek örneği olan grup albüm kapaklarındaki yaratıcı tasarımlarıyla da ön plana çıkmaktadır. Marillion tarihi “Fish” ve “hogarth” olmak üzere ikiye ayrılırken, grup henüz albüm kayıtları başlamadan, sadece inanç ve güvenleriyle internetten albümü ısmarlayacak kadar sağlam bir hayran kitlesine sahip nadir gruplardan da bir tanesidir. Fish dönemi mitolojik temalara ve daha agresif bir yapıya sahip olurken, Fish’in solo kariyer yapmak için gruptan ayrılmasıyla yerini daha yumuşak ama bir o kadar da etkileyici ve toplumsal temalar içeren Steve Hogarth dönemine bırakmıştır.

Steve Hogarth döneminde o eski agresif halinden uzaklaşan grup, iyi klavyecileri ve bir de Steve Rothary faktörü ile Fish dönemini çok da aratmayacak dinlenesi albümler çıkarmayı başardı. Müthiş sesi, çok güçlü yaratıcı yeteneği ve yazdığı sözlerle insanı günlerce hatta aylarca düşündüren bir müzisyen olan Hogarth’ın Marillion’a girmesiyle Marillion’ın değiştiği bir gerçektir, ancak bu değişimin ürünleri de Seasons End, Holidays in Eden ve Afraid of Sunlight gibi müthiş albümlerdir.

Fish’in agresifliğiyle başlayıp, Hogarth’ın depresifliğiyle yoluna devam eden Marillion dinlememiş olanlar, eğer aradıkları buysa dinlemeleri şiddetle tavsiye edilecek gruptur. Benim de hayatımın birkaç grubundan biridir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.