Şu an Okuyorsun
Zebercet ya da Modern Dekadansın Öyküsü

Zebercet ya da Modern Dekadansın Öyküsü

Türk edebiyatının en önemli modernist isimlerinden biri olan Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli adlı yapıtı, dönem insanının içine sıkıştığı modernizm çıkmazını ve buna bağlı olarak içine gömüldüğü yabancılaşma ve yalnızlığı konu almaktadır. Yozlaşan toplumda aşılamayan iletişim problemini  anlayışsızlık, umutsuzluk ve kopukluğun tükettiği insanı, ana karakter üzerinden ele alır. Bu açıdan bir dekadans(çöküş) romanı olarak edebiyatta kendine yer edinen anlatı, karakterin çöküşü üzerinden bir dönemin bitişini simgeleyerek toplumsal bir trajediyi gözler önüne sermektedir.

Atılgan, eserinde yer verdiği referanslarla karakterlerine pek çok misyon yüklemiştir. Bunlardan en önemlisi hikâyenin anti-kahramanı ve aynı zamanda protagonisti(ana karakter) olan Zebercet karakteridir. Zebercet, ismini tıpkı yeşil zeytini anımsatan şifalı bir taştan almıştır. Taş pek çok faydasının yanında kişinin çevresi ile olan iletişimini güçlendirerek, sosyalleşmesini sağlama özelliğine sahiptir. Bu yönüyle ismin sembolik düzlemde ifade ettiği anlamın karakterin kişiliğine taban tabana zıt olduğu görülür. İsmi açıklarken kullanılan yeşil zeytin benzetmesi son derece bilinçli bir Öidipal gönderime işaret eder.(Baba ile oğul arasındaki farkı irdeleyen bir öge olma niteliği taşır.)

Zebercet “baba” figürünün yetersizliği ve eksikliğini (Berna Moran’ın tabiriyle) “güvenceli ana rahmi” olarak gördüğü korunaklı bölgesi, Anayurt Oteli ile kapatmaya çalışmaktadır. Söz konusu hermetik alan, modern çağın giderek değersizleşen “erkeği”nin ve eril hegemonyanın korunduğu “kurtarılmış bir bölge”dir. Fakat otel zamanla modernleşmeye ayak uyduramayıp gotik bir mekana dönüşmeye başlar. Bunu, giderek normalleşen öldürme eylemlerinden anlarız. (Ortalıkçı kadın ve kedi. Burada öldürülen kara kedi Edgar Alan Poe’nin The Black Cat adlı kısa hikayesini refere eder.)

Karakterin kişiliği incelendiğinde klasik bir biçimde monoton ve statik bir yapı karşımıza çıkar. Zebercet büsbütün kimliksiz ve varoluşunu anlamlandırmakta sorun yaşayan biridir. Ataerkilitenin keskin biçimde tehdit ve adeta Zebercet üzerinden iğdiş (hadım, kastrasyon) ediliş süreci ise gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının romana dahil olmasıyla başlar. Roman tarihsel gerçekliği kurgusal boyuta taşıyarak toplumsal-politik bir işlev kazanır. Çünkü tüm dengeleri alt üst eden bu kadın Cumhuriyet’in gelişi ile birlikte güçlenen kadının temsilinden başkası değildir. Bu kadının gelişi, Zebercet’te kayıp olan benliğini yeniden bulma umudu doğurur fakat bu mutluluk kısa sürecektir.

Lacanyen bir okuma ile sona gelecek olursak,  kadın karakter ‘büyük öteki’ olarak Zebercet için ulaşılmak istenen bir ‘arzu nesnesine’ dönüşür. Zebercet bu kadın aracılığıyla fallusa(iktidar anlamına gelmektedir) sahip olmak ve birey haline gelmek ister. Bu sebeple kadının gidişi karaktere ilksel kaybı(anneden kopma) ve bir türlü fallus olamayışını hatırlatarak onu intihara götürecek bir yola sürükler. Çünkü artık benliğini kurma imkansızlığının farkına varmıştır.

Ayrıca Bakınız

İçeriğinde bolca psikolojik tahlile yer veren bu roman bizce okunmaya değer. Sinemayla da ilgilenen okurlarımız için ise eserin aynı isimli sinema filmini incelemelerini önerebilirim. Fakat şunu da belirtmeliyim ki hemen hemen her uyarlama eserde gördüğümüz eksiklikler bu filmde de karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple eseri daha iyi analiz etmek isterseniz kitap sizin için çok daha doğru bir kaynak olacaktır.

Edebiyatla, sanatla ve Karavan’la kalın.

Not: Yazı için Dokuz Eylül Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölüm Başkanı Profesör Dr.Nevzat Kaya’nın videolarından faydalanılmıştır.

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
0
Mutlu
0
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır