fbpx

Bilimi Yoğururken Ölümü Tadan Kadın – Marie Curie

“İnsanlar konusunda daha az, fikirler konusunda daha çok meraklı olun.”

Polonyalı radyoloji biliminin kurucu olan Marie Curie ; tarihte kimya ve fizik olmak üzere, iki farklı alan üzerinden Nobel ödülü alan ilk bilim insanıdır. Radyum elementini keşfeden Marie Curie, 7 Kasım 1867 yılında Polonya’nın Varşaova şehrinde doğdu. Asıl adı Maria Salomea Sklodowko’dur. Sofia,Hela ve Bronya adlı üç kız kardeşi olsa da; 1876 yılında Sofia, iki yıl sonra da annesi veremden öldü. Marie’nin dahiliği çocukluktan belliydi. Liseden 15 yaşındayken sınıf birincisi olarak mezun oldu.

“Gerçeğin belirgin ışığını arayın. Belirgin yeni yollar arayın. İnsanlığın görüş alanı çok uzak olmasa bile ilahi adalet bizi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmayacak.”

Annesi yatılı kız yurdu müdürü, babası ise matematik ve fizik öğretmenliği yapıyordu. Marie Curie, eğitiminin önüne engel olan her konuyla savaşmaya hazır bir karakterdi. Lise eğitimini tamamladıktan sonra, 1880’li yıllarda Varşova’da bulunan “Süzülen Üniversite (Warsaw Floating University) isimli, yasa dışı yeraltı gece okuluna kayıt oldu. Bir avuç Polonyalı tarafından yönetilen okul, dönemin Çarlık yönetimine yakalanmamak için, her seferinde farklı yerde toplanarak ders işliyordu. O dönemde Polonya’da kadınların okuması yasaktı. Marie kız kardeşi ile birlikte yeterince para biriktirdiği anda, Sorbonne’da eğitim almak için Fransa’ya doğru yola çıktı. Aynı zamanda ismini “Maria” olarak değiştirdi. Bir süre kız kardeşi ve onun eşi olan Dr. Kazimierz Dluski ile yaşadı. Dluski, Marie’nin babasına şunları yazacaktı:

Bayan Marie çok gayretli bir şekilde çalışıyor. Neredeyse tüm gününü Sorbonne’de geçiriyor, onu sadece akşamları görebiliyoruz. Oldukça bağımsız bir insan, dolayısıyla her ne kadar beni onun vasisi olarak atamış olsanız da, bana neredeyse hiç saygı duymamakla kalmıyor, aynı zamanda beni dinlemeyi de reddediyor. Benim otoriteme, sizin yırtık bir ayakkabıya vereceğiniz değer kadar değer veriyor.”

Paris’e giden Curie burada sınıf birinciliğiyle fizik, daha sonrasında da matematik diplomasını aldı. Polonyalı bilim insanları arasında yer almadan önceki hedefi ise, öğretmenlik diplomasını alarak Varşova’ya dönmekti. Marie Curie, kendi araştırmaları için bir yer ararken, 1894 senesinde kimyager Pierre Curie ile tanıştı. Paris Endüstriyel Fizik ve Kimya Devlet Okulu’nun laboratuvar yöneticisi olan Pierre, o dönemde Marie için bir alan açtı. Kısa sürede birbirlerine yakınlaşan ikilinin ilişkisini Marie şu şekilde anlatıyor:

“Çalışmalarımız bizi birbirimize yakınlaştırdı. Sonunda ikimiz de birbirimizden daha iyi bir hayat arkadaşı bulamayacağımıza ikna olmuştuk.”

İkili 1895 senesinde evlendi ve Maria Curie soyadını aldı. Marie Curie, düğününde giydiği koyu mavi kıyafetini, daha sonrasında yıllarca laboratuvarda da giydi. 1897 de ilk kızı Irene doğana kadar çalışmalarını aralıksız sürdüren bilim insanı, kızının doğumundan sonra kısa bir süreliğine çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı.1898 yılında ise ışın üzerine yaptığı çalışmalarına hız verdiler. Aynı sene Temmuz ayında, uranyum radyoaktif bozulması sonrasında ortaya çıkan, Polonyum elementini bulduklarını duyurdular. Elemente Polonya’lı olmasından dolayı, polonyum adını verdiler.

1904 yılında doktorasını veren Maria Curie, Fransa’da gelişmiş bir bilim alanı içerisinde doktora unvanını alan ilk kadın olarak da tarihe geçti. Aynı zamanda eşi ve Becquerel ile birlikte Nobel fizik ödülünü paylaşarak tarihte bu ödülü alan ilk kadın oldu. 1904 yılında kızlar okulunda fizik öğretmenliği yaparken, ikinci kızı Eve dünyaya geldi. Bu esnada Marie ve Pierre, radyasyondan dolayı rahatsızlanmaya başladılar. 1906 yılının Nisan ayında Pierre at arabası çarpması sonucunda hayatını kaybetti. Bu aşamadan sonra Marie Curie, kocasının Sarbonne’deki görevini üstlendi ve 1908 yılında burada ilk kadın profesör oldu. 1911 yılında Polonyum ve rodyumun keşfinden ötürü Nobel kimya ödülününe layık görülmesinin ardından, kişisel pek çok saldırıya uğradı. Belçika’da gerçekleşen Dünya’nın en saygın fizikçi ve kimyacılarının bir araya geldiği Solvay Konferansındaki ilk kadın oldu.

Kocasının vefatının ardından özel hayatı ile alakalı yaşamış olduğu sıkıntılar, depresyona girmesine neden oldu. 1910 yılında, Pierre Curie’nin ölümünden 4 sene sonra, Pierre Curie’nin eski öğrencilerinden birisi olan Paul Langevin ile romantik bir ilişki yaşamaya başladı. Langevin, bu sırada evli ve 4 çocuk sahibiydi. Bu sebeple, aşklarını sürdürebilmek için Paris’te özel bir daire kiraladılar. Bu ilişkiyi Paul’un eşi, gizli aşk mektuplarını yakalayarak ortaya çıkardı. Tüm bu olanlar Marie’nin ikinci Nobel Ödülü’nü almadan sadece birkaç gün önce yaşandı. Bu durum sebebiyle, Nobel Ödül Komitesi Marie’nin ödülünü bizzat almak üzere Stockholm’e gelmemesini istedi. Asi bir kişilik olan Marie bu olaya tepkisini şu sözlerle ortaya koyar:

“Bu ödül Radyum ve Polonyumun keşfine verildi. Bilimsel yaşantım ile özel yaşantım arasında herhangi bir bağlantı olduğuna inanmıyorum. Bilimsel bir çalışmanın takdir edilmesi gerektiği gerçeğini özel yaşantıyla ilgili bir söylenti ve iddia yüzünden reddedilmesini kabul edemem.”

1914 yılında Paris Üniversitesi’nde Radyum Enstitüsünün kurulmasının ardından buranın ilk müdürü oldu. I.Dünya savaşı sırasında taşınabilir röntgen cihazını yaptılar.“Petites Curies” adı bu verilen araçları, yeni icatları olan X-ışını makinelerini yüklediler ve cephelere gönderdiler. Böylece buralardaki hastanelerdeki doktorlar kırılmış kemiklerin, mermilerin ve şarapnel parçalarının yerlerini daha kolay tespit edebileceklerdi. Kızı Irene ile birlikte genç kızlara x ışını teknolojisine öğretmeye başladı.

1950 yılında Einstein’a “En çok takdir ettiği fizikçiler” sorulduğunda, Einstein “Hendrik Lorentz ve Marie Curie” isimlerini verdi. Marie ve Einstein 1909 senesinde ilk defa tanıştılar ve yaklaşık 25 sene iş ortağı oldular. Birçok bilim konferansına birlikte katıldılar ve hatta birkaç defa İsviçre Alpleri’ne ailecek tatile gittiler.

Marie Curie, 4 Temmuz 1934 günü çok nadir görülen bir hastalık olan Aplastik anemi sebebiyle hayatını kaybetti. Yıllar boyunca, ölüm sebebinin aşırı radyasyona maruz kalmak olduğu iddia edildi.Bundan dolayı da ona bilim için ölen kadın denildi. Bu konu da yapmış olduğu çalışmalar ve buluşlarıyla birlikte, radyoaktivite birimine Curie denilmektedir. Öldükten sonra Sceaux’da bulunan aile mezarlığına gömülse de, daha sonrasında onun ve eşinin mezarı Fransa’da bulunan ulusal anıt mezarı Pantheon’a taşındı. Bilim insanının hayatta iken kullanmış olduğu not defterleri, büyük radyasyona maruz kalışından dolayı, özel kurşun kaplı bölmelerde saklanmakta ve ancak radyoaktif koruma altında incelenebilmektedir.

Paris’teki saygın bir anıt olan Pantheon içerisinde, Marie ve Pierre’in odası. Marie aynı zamanda kendine özel, ayrı bir alana gömülen ilk kadındır. Ve bu önemli bilim insanı ilk işi şu şekilde tanımlar:

“İnsanları olgun ve ahlaklı biri haline getirmeden daha iyi bir dünya beklemeyiniz. Bunun için her birimiz önce kendimizden başlayarak sorumluluğumuzda onların eğitimi için çalışmalıyız. Ancak bunun da yöntemlerini öğrenmek yapılacak ilk iştir.”

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.