Hayat Yolunda Dümenini Kıran Bir Denizci: Martin Eden

Hayat, biz insanlar için ucu bucağı belli olmayan bir deniz gibidir adeta. Bizler bu denizde ilerleyen birer gemiysek, bazen rotamızda dümdüz ilerleriz bazen de bizi başka bir yola saptıran veya yolumuzdan geri döndüren şeylerle de karşılaşabiliriz. Bu, bir insan veya bir durum da olabilir.

Jack London’ın ruh verdiği karakterlerden biri olan “Martin Eden” de, hayatının rotasında belirsizlik içerisinde ilerken birden dümenini kırıp farklı bir yola doğru yelken açmaya karar vermiştir. Ona bu dümeni kırdıran şey de, aşkın ta kendisidir.

“Haritası ya da pusulası olmayan yabancı denizlere sürüklenmiş gemi gibiydim. Ama şimdi artık ben de yönümü bulmak istiyorum.”

Martin; 20’li yaşlarına kadar çeşitli gemilerde çalışmış, kendince hayat mücadelesi veren,  eğitimsiz, işçi sınıfından genç bir adamdır. Ona dümen kırdıran ve büyük bir aşk hissettiren kadın ise, güzel ve zengin bir genç kız olan Ruth’dur. Martin bilmektedir ki, bu zengin kesimin içerisinde kendisine hemen bir yer edinmelidir. Ona göre, Ruth ile birlikte olabilmesinin tek  yolu da budur.

“Hayatı boyunca sevgiye aç yaşamıştı. Tabiatı itibariyle sevgi için can atıyordu. Bu, varoluşunun çok güçlü bir talebiydi.”

Eğitimli ve zengin bir genç olabilmek için, önünde uzunca bir yol vardır. Bu yolda Martin’in hedefi, bolca okuyarak hem eğitimini tamamlamak hem de kitap yazarak buradan sağlayacağı maddi-manevi getirilerle üst sosyal sınıflara atlamaktır. Lakin seçilen yol, kolay bir yol değildir. Bu uğurda bazen maddi sıkıntılar çekecek bazen de inancını kaybedecektir.

“Buralara nereden geldiğimi biliyorum, gidecek daha çok yolumun olduğunu da biliyorum ve gerekirse dizlerimin üstünde sürünerek de olsa oraya gideceğim.”

Martin’in bu zor yolda ilerlemesini sağlayan tek güç, Ruth’a olan aşkıdır. Bu aşk, Martin’e adeta şekil vermektedir. Gece gündüz demeden sürekli kitap okuyan Martin, edindiği bilgileri bir süre sonra hayatında kullanmak ister. Artık hayatı, yaşanmaya değer olarak gören ve hedefleri olan bir insandır.

“Seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım. Hayat, ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer.”

Hedeflerine ideal yollardan ulaşmanın peşinde olan Martin, bu yolda karşısına çıkan her türlü zorluk, olumsuzluk ve hayal kırıklığına karşı gelmiştir. Yazılarının yayınlanması için gönderdiği yerlerden aldığı her olumsuz cevap, adeta onu iyi bir yazar olması için hırsla kamçılamıştır. Artık bulunduğu konumdan da geri dönemez, bunu bildiği için de sürekli kendini geliştirerek ilerlemek zorundadır.

“Bilginin uçsuz bucaksız ülkesinde artık evine dönemeyecek kadar yol almıştı.”

John Locke’a göre, insanın zihni doğuştan boş bir levhadır. Bu levha, insanın hayatta edindiği tecrübelerle doldurulur. Neyi, ne kadar tecrübe ettiğimiz elbette bizlere bağlıdır. Ama hayatta genellikle çok okuyan, çok bilen ve tecrübe kazanan insanların huzursuzluğu diğerlerine göre daha fazladır. Çünkü her şeyi bir neden-sonuç ilişkisi içerinde sorgular. Sorguladıkça da huzursuz olmaya adeta mahkûmdur.

“Okuduğu birçok kitap huzursuzluğunu arttırmaktan baka bir işe yaramadı.  Her kitabın her sayfası bilgi ülkesine bir gözetleme deliğiydi.”

Evet, Martin yolun sonunda hedefine ulaşmıştır. İdeal olanın peşinde giderken realizme ulaşmış, bu evreden de nihilizme doğru geçmiştir. Çünkü anlamıştır ki,  toplum aslında fikirlere değil paraya ve üne önem vermektedir. İşte bu realist durumla karşılaşan Martin, dünya üzerinde artık hiçbir şeyin öneminin olmadığını anlamıştır. Sandığı ile gördükleri arasında dünya kadar fark vardır. Kafasındakiler, alt üst olmuştur.

“Bir zamanlar öylesine saftım ki; yüksek mevkilerde oturan, iyi evlerde yaşayan, öğrenim görmüş ve bankalarda hesapları olan insanları saygı değer kimseler sanırdım.”

Okuyan ve sorgulayan insan, hayat yolunda mutlaka dümenini bir süre sonra nihilizme doğru kıracaktır. Kapitalist düzende, insanların fikirlerden önce paraya ve üne kıymet verdikleri de artık bilinen bir gerçektir. Ancak yolun sonunda, fikirlerin her şeyden daha da kıymetli olduğu mutlaka anlaşılacaktır. Çünkü içinde bulunduğumuz hayatın sözcüsü, ne paradır ne de ündür. Hayatın sözcüsü, ancak ve ancak fikirlerdir.

“Size ayın yeşil peynirlerden yapıldığını söyleyebilirim ve siz de bu fikre katılabilirsiniz en azından yadsımazsınız bu fikri çünkü dolarlarım, dolar dağlarım var.”  Martin Eden…

1 Yorum

  1. Avatar

    mahir

    10 Nisan 2020 en 13:31

    Hiçbir hayat mücadelesi ve kişisel dönüşüm, bu kadar sade ve öz bir şekilde betimlenemezdi. Teşekkürler sayın yazar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.