KİM BU YAPILARLA GÖKLERE ULAŞMAK İSTEMEZ Kİ?

Dünyadaki ilk şato örnekleri, Orta Çağ Avrupası’nda, soyluları silahlı ayaklanmalara veya diğer saldırılara karşı korumak amacıyla inşa edilen konutlardı.

16.yüzyılın başlarına gelindiğinde, silahlar ve silahlanma geliştikçe, duvarlardan atılan yeni nesil güçlü silahlar (toplar vb.) üretildikçe ve kullanıldıkça, bu şatoların savunma işlevleri azalmaya başladı ve yetersiz kaldılar.

Şatolar artık, soylu ailelerin gücünü sembolize eden yapılara dönüştüler. Yani bir statü sembolü oldular.

Zaman geçtikçe farklı amaçlarla kullanılmaya devam ettiler.

Hükümet merkezi, mahkeme veya hapishane olarak kullanıldıkları da oldu, savaş zamanında, askeri kamp olarak kullanıldıkları da.

Bugün, bu türden pek çok yapı müze olarak tarihi yapılara dönüştürülmüş durumda.

Bu görkemli yapılar eski çağların kalıntıları olarak, Avrupa’nın pek çok farklı bölgesinde çoğunlukta olmakla birlikte, hala varlıklarını sürdürüyorlar.

Hatta öyle etkileyiciler ki; aralarında ‘Walt Disney’ ve ‘Dracula’ animasyonlarına ilham kaynağı olanlar bile var.

Bu hafta sizlerle, dünyanın dört bir yanından 5 görkemli şatoyu ve onların hikayelerini paylaşmak istiyorum. Belki siz de bu yaz bir çılgınlık yapıp şehrin sıcağından kaçarak, ilginç bir tatil deneyimi yaşamak istersiniz.

1. Neuschwanstein Şatosu / Bavyera-ALMANYA

1866’da Avusturya-Prusya Savaşı’nda güçleri elinden alınan Bavyera Kralı II. Ludwig, kayıp krallığından dolayı inzivaya çekilmek için bir yer arayışındaymış ve 1868’de Hohenschwangau köyüne bakan pürüzlü bir tepe üzerinde bir şato inşa ettirme fikrini tasarlamış.

Dramatik kuleleri ve süslü iç mekanlarıyla prototip bir romantik şato olan bu yapı, 1955 yılında açılan Disneyland’deki Uyuyan Güzel Şatosu ve 1950 animasyon filmindeki Cinderella Şatosu da dahil olmak üzere, birçok Disney animasyonuna ilham kaynağı olmuş.

1886 yılında Kral Ludwig II’nin ölümünden yedi hafta sonra ise şato halka açılmış. Utangaç kral, kamu hayatından çekilmek için bu şatoyu inşa etmişti – şimdi ise çok sayıda insan bu özel sığınağı ziyarete geliyor.

Bugün Neuschwanstein, Avrupa’daki tüm saray ve şatoların en popülerlerinden biri olarak görülüyor. Her yıl 1,4 milyon kişi “masal kralının kalesini” ziyaret ediyor. Ziyaretçi sayısı yaz aylarında yaklaşık 6.000’e ulaşıyor.

2. Eilean Donan Şatosu / Dornie, İSKOÇYA

Eilean Donan, İskoç dağlarındaki üç denizin kesiştiği bir gelgit adasında konumlanmış bir şato.

Adını, yakınındaki bir adada şehit edilen 6. yüzyıldan kalma bir azizden almış.

Kıyıdaki kale, ortaçağ kalesinin arketipine benzese de, günümüzde ayakta kalan binalar aslında 20. yüzyılın başlarında bir yeniden yapılanmanın sonucuymuş.

1719’da, Jacobite ayaklanmasında kısmen yıkılan yapı, 1911 yılında, Yarbay John Mac Rae-Gilstrap adayı satın alıp kaleyi eski ihtişamına kavuşturana dek, 200 yılın en iyi yapısı olarak tarihi eser olarak benimsenmiş. 20 yıl sonra müthiş bir işçilik ve emek ile 1932 yılında yeniden açılmış.

Ayrıca, Eilean Donan birçok filmde de rol almış.

Bunlardan bazıları:

David Niven’in oynadığı ‘Bonnie Prens Charlie’ (1948)

Errol Flynn’in oynadığı ‘The Master of Ballantreee’  (1953)

‘New Avengers’ (1976)

‘Highlander’ (1986)

‘Loch Ness’ (1996)

James Bond serisinden ‘The World is Not Enough’ (1999)

‘BBC One Television Idendity’ (1997 – 2002)

3. Hohenwerfen Şatosu / Werfen, AVUSTURYA

Salzburg’un yaklaşık 40 kilometre güneyinde, Werfen kentinin üzerinde yer alan bu pitoresk Ortaçağ şatosu, yapılışınan itibaren siyasi kargaşalarla dolu bir yapı olmuş.

1077’de, Salzburg Başpiskoposu Gebhard, Almanya’da yaklaşık yarım yüzyıllık bir iç savaşa yol açan kilise ve devlet arasındaki büyük bir ihtilaf olan yatırım anlaşmazlığı sırasında, bu şatoyu kendini korumak için inşa ettirmiş.

16.yüzyılın başlarında ülke köylü isyanları tarafından harap edilmiş. Çiftçiler ve köylüler kuşatmış, yağmalamış, kalenin büyük bölümlerini yakmışlar ve tahrip etmişler. Ayaklanmaların bastırılmasının ardından, Başpiskopos Matthäus Lang (1519-1540) yapının yanına birkaç kale daha eklemek istemiş.

Hasar onarılmış ve küçük kalelere merdivenler dikilerek gözetleme kuleleri olarak kullanılmış.

Salzburg’un sekülerleştirilmesinin ardından, 1803’ten kalma bu şato, Bavyera egemenliğine geçmiş ve terkedilmeye ve yıkılmaya mahkum bırakılmış.

Kale daha sonra bir av üssü olarak kullanılmış. 1898’de Archduke Eugen kaleyi satın alıp, görkemli bir eve dönüştürmüş.

1931’de şatonun ana binası, tamamen yangınla yok edilmiş.

Nazi yönetimi sırasında diğer kaleler bir askeri eğitim merkezi olarak kullanılmış ve 1945’ten 1987’ye kadar Salzburg’da polis okulu olarak kullanılmış.

1987’den bu yana da çevre surlar, turistik cazibe merkezi olarak ziyaretçilere açık.

4. Himeji Şatosu / Hyogo Prefecture, JAPONYA

Hem ulusal bir hazine hem de UNESCO dünya mirası listesinde olan Himeji Kalesi, Japonya’nın 12 orijinal kalesinden biridir ve 17. yüzyılın başlarında, feodal dönemin Japon kale mimarisinden kalan en zarif örnek olarak biliniyor.

Stratejik olarak Kyoto’ya giden yol üzerinde yer alan şato, hiçbir zaman herhangi bir savaşta kullanılmamış olsa da, yerel silahlara destek işlevi görmüş.

Uçuş için hazırlanmış bir kuşa benzeyen, zarif tasarımıyla “Beyaz Heron Kalesi” adını taşıyan bu şato ahşap bir başyapıttır. Aynı zamanda bir Japon felsefesi olan ‘insanlık ve doğa arasındaki uyum’ kavramını içeriyor.

5. Le Mont Saint-Michel / Normandiya, FRANSA

Le Mont Saint-Michel, UNESCO dünya mirası listesinde Fransa’nın en görkemli yapılarından biri ve Batı dünyasının mimari harikası olarak kabul ediliyor.

Adanın kalelerle kuvvetlendirilmiş bu ortaçağ kasabası, Orta Çağ’da ünlü bir hac bölgesi haline gelen Romanesk bir manastırın bulunduğu virajlı sokaklardan oluşuyor.

Kalenin tarihine balacak olursak birkaç önemli nokta gün yüzüne çıkıyor.

Mesela, ‘Yüz Yıl Savaşları’nda (1337-1453), Mont Saint-Michel’in stratejik savunmaları, kalenin İngilizler tarafından fethedilmesine izin vermemişler.

Fransız Devrimi sırasında ise kale 1789’da ve Fransız İmparatorluğu döneminde devlet hapishanesi haline getirilmiş ve 1836’ya kadar açık kalmış. Hapishane olarak kullanılmaması için özellikle yazar ve şair Victor Hugo büyük çaba sarf etmiş, kampanyalar yürütmüş.

Özellikle filmlerde sık sık karşımıza çıkan Mont Saint-Michel Şato’su, Yüzüklerin Efendisi’ndeki şehir ‘Minas Tirith’in tasarımına da büyük ilham kaynağı olmuş.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Devamını oku:
Postmodernizm Modernizm İlişkisi

Postmodernizm sözcüğü ilk olarak Avrupa'da Jean-François Lyotard'ın 1979La conditionpostmoderne (Postmodern Durum) adlı kitabında görülür ve daha sonra Avrupa'da yaygın olarak...

Kapat