Mutlu Olmanın Formülü: Mutlu Olmadığını Fark Etmek!

Günümüzde mutluluğu sağlıkla, kaliteli besinlerle ve zenginlik gibi somut koşulların bir ürünü gibi düşünerek ele aldık. Birbirimizin mutluluklarını bu kavramların parametresinde değerlendirdik. Ancak mutluluğun ölçütü bu kadar basit mi? Dünya tarihinde ismini birçok araştırma ve yazıyla duyduğumuz onca filozof, yazar, bilim insanları mutluluğa dair düşündüler ve çoğu, en az somut olan kavramlar kadar soyut kavramlarında etkisinden bahsettiler. Toplumsal etik, ahlaki ve ruhani etkenlerin üzerinde durdular. Kim bilir belki de modern dünyanın zenginleri tüm refahlarına rağmen yabancılaşma ve manasızlıktan muzdariplerdir.

‘’Mutluluk nedir?’’ sorusu ile illaki belleğimizi yüzleştirmişizdir. Aynı Aristo, Nietzsche ve Slavoj Zizek’in yaptığı gibi. Aristo’ya göre mutluluk, tüm insanların en yüksek arzusu ve hevesidir. Mutluluğa giden yol, erdemden geçer. Başka bir deyişle, insan kendinde en yüksek değerleri var ettiği taktirde mutluluğa erişecektir. Nietzsche’ye göre ise; mutluluk, ‘’ideal tembellik durumu’’ şeklinde tanımlanmıştır. Yani zorluksuz, sıkıntısız, rahat yaşamaktır. Mutluluk onun için; zorlukları aşıp hayatı yaşamak için orijinal yollar yaratarak bu güce sahip olduğunuzu kanıtlamaktır. Slavoj Zizek’e göre ise; mutluluk, kişisel görüşlere göre değişmektedir ve değişmez bir doğru yoktur bu yüzden mutluluğun tek tanımı olamaz, şeklinde tanım bulur. Aynı bizim gibiler değil mi?

(Gustave Courbet ‘’ The Beach at Palavas’’ 1819 – 1877)

Her birimiz kavramların içini farklı şekillerde doldururuz. Örneğin statü kavramı; içini para olarak doldurursanız, parayı ararsınız. Ancak içini bilgelik ile doldurursanız, okuyacak daha değerli kitaplar ararsınız. Mutlulukta bu kavramlardan biri değil midir? İçini aşkla doldurursanız aşkı arar, içini parayla doldurursanız parayı arar, içini hiçlikle doldurursanız ölümü ararsınız. Bu kavramların içini doğru doldurmak sizi hayatta tutabilecekken, yanlış doldurmak sonunuza sebep olabilir. Bu duruma örnek vermek gerekirse; çevremizde kendine samimiyetsiz olan bir bireyin yoz kültürü içselleştirdiğini ve bunu bize romantik olarak yansıtmasıyla beraber, bir yandan lüks ürünleri takip etmesi ve istemesi onun sonuna sebep olacaktır. Çünkü mutluluk kavramının içini doldurmuş olmasına rağmen (lüks yaşam) farkındalığı yoktur. Birey bu kavramları doldurmaya samimiyet kavramını anlamlandırıp, içselleştirdikten sonra başlamalıdır. Yani önce kendisiyle samimi bir şekilde yüzleşip, sonra kavramların içini doldurmalıdır.

Mutlu olmak için başkalarının kalbine ve zihnine muhtaçken, kendinize nasıl saygı duyabildiğinizi anlamıyorum. / Hunter S. Thompson

Sonuç olarak; statü, iyilik, değer, kırgınlık vb. kavramlar gibi mutlulukta kolektif bir kavram değildir. Bireyler yaşamdan keyif alabilmek veya huzurlu yaşayabilmek için hepsini kendi doldurmalıdır ‘’Samimiyetle’’. Zaten günümüzde bunca mutsuz insan varsa; sebebi kalıplaşmış tanımlara uymadığını fark ettiği için değil midir? Bugün kavramların içini doğru doldurmayanların birçoğu, para ve aşkın peşindedir aynı televizyon dizileri gibi.

 

Yazan: Şafak Gülpınar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.