Psikanalizle Sinemanın Buluşması: Her

“Ama kalp içini doldurabileceğin bir kutu değildir. Sevdikçe büyümeye devam eder. Ben senin gibi değilim. Ama bu seni daha az seveceğim anlamına değil aksine daha çok sevdiğim anlamına geliyor.”

Spike Jonze’un yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği 2013 yapımı dram ve bilim-kurgu türündeki Her sanıyorum ki hepimizi sevgi ve aşk üzerine düşündüren bir film. Teknolojinin sosyal yapıyı büyük ölçüde etkilediği ve bireylerin tamamen birbirinden kopuk hale geldiği, bana kalırsa adeta bir distopya örneği gösteren bu dünyada, artık aşk bile gerçek insanlar arasında yaşanamaz hale gelmiştir.

Theodore bu gelişen dünyada orjinalliğini hiç yitirmeyecek olan bir mesleğe sahiptir. Parçası oldukları dünyada duygularını aktarmada başarısız olan insanların yerine mektuplar yazan Theodore bunu öylesine başarılı bir şekilde yapmaktadır ki bu mektuplar ona zamanla kendi yalnızlığını hatırlatan bir aynaya dönüşür. Bu sebeple son derece yaygın olan bir yöntemi deneyerek yalnızlığını gidermeyi dener. Bu yöntemse Samantha adındaki işletim sistemi ve onunla deneyimlediği duygulardır. Fakat film elbette yüzeysel düzlemde sadece aşk üzerine bir yapım olma özelliği taşımıyor. Theodore pek çok açıdan bireyselleşme sorunu yaşayan bir karakter olarak karşımıza çıktığı için aslında film bu bağlamda modern bireyin içine sürüklendiği kafkaesk bir yalnızlığın temsili haline gelmektedir diyebiliriz.

Joaquin Phoenix’in başrolü üstlendiği hikâyenin diğer karakterlerine baktığımızda bunların  Theodore’un satın aldığı işletim sistemindeki Samantha, Theodore’un eski eşi Catherine ve Theodore’un en yakın arkadaşı Amy olduğunu görmekteyiz. Karakterlerin ortak noktası olarak bu yalnız adamın hayatına doğrudan etki eden kadınlar olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte Theodore karakterinin temelde üç sorunu vardır. Son derece içine kapalı ve özellikle kadınlarla yaşadığı iletişimde sürekli bir kaçış yolu arayan karakter yalnız, hayatından tatmin olmayan ve dolayısıyla eksiklikleri olan bir karakterdir. Işte tam olarak bu noktada Theodore bir film karakteri olmaktan çıkarken, psikanalitik bir okuma için aranan örnek oluyor. Spike Jonze bana kalırsa Theodore üzerinden işlediği “anne eksikliği” ve Lacan’ın teorileri bağlamında bireyin kimlik edinme sürecini ve bu süreçteki kırılmayı dile getirmiştir. Biraz daha detaya inmek gerekirse Lacan’ın birey olma sürecine ilişkin teorilerine bakmakta fayda görüyorum. Lacan’ın narsisistik dönemi, yani Ayna Evresi çocuğun annesi için her şey (annesi için fallus) olmak, onda “eksik” olan şey olmak arzusuyla, bütünsel imgesini kazanmak için aynada kendi imgesiyle ya da başkasının, annesinin bütünsel imgesiyle özdeşleştiği, anne-çocuk ilişkisinin dolayımsız dönemidir. Bu dönemdeki çocuk annesiyle bütünleşmeyi arzular. Annesiyle bütünleşmeyi, annesinin her şeyi olmayı, annesinin arzuladığı şey olmayı, annesinin arzusunun nesnesi olmayı arzular. Böylece bütünlüğe ve mutlak tatmine ulaşacaktır.(1) Fakat bu tanıma dair şunun altını çizmek gerekiyor ki ayna evresi imgesel düzenden simgesel düzene geçiş, yani anneden kopuş için de yaşanması gereken bir evredir.

Nitekim aynada ilk kez kendini ya da bir başka ötekiyi gören çocuk için bu bir kırılma anıdır. Çünkü çocuk imgesel dünyada anneyle bütünleşmiş halden, simgesel dünyada kimliğini yapılandıran bir “ben”e geçiş yaşar. Nitekim bu dönem birey için büyük bir önem taşır.

Tekrar filme dönecek olursak Theodore’u bu evreyi sağlıklı bir şekilde tamamlayamadığı için böylesine içe dönük ve sürekli olarak anne yerine koyacağı bir kadın arayışında olduğunu söyleyebiliriz. Theodore’daki bu eksiklik kendini film boyunca kadınlarla kurmaya çalıştığı her iletişimde gösterir.

Elbette Theodore’un bireyleşme süreci film sonunda Samantha ile yaşadığı deneyimler ve yine Samantha’nın yaşamından tamamen gidişi ile farklı bir gelişim gösterir. Bitirmeden son olarak film boyunca yalnızca bir ses olarak bize ulaşan Samantha’dan bahsetmem gerekirse kesinlikle bu karakterin sadece yapay zeka filmlerinden aşina olduğumuz bir işletim sistemi olmadığını vurgulamalıyım diye düşünüyorm. Scarlett Johansson’ın hayranlık uyandırıcı canlılığı ile tanıdığımız bu karakter Theodore’un yaşamına girdiği ilk andan itibaren tıpkı bir insan gibi yaşamdan beklentilerini olduğunu dile getirmesiyle bizlerde şaşkınlık yaratmayı başarır. Bu yönüyle varoluşçuluğa dair de sorgulamaları gözler önüne serer. Nitekim varoluşçuluğun temel prensibi felsefi düşüncenin sadece düşünen özne ile değil eyleyen, duyumsayan, yaşayan bir birey olarak insan öznesi ile başladığı inancını taşıyan bir terimdir. Samantha da bu bağlamda kendini film boyunca maddesel dünyanın ötesine geçmeye zorlar ve bilme arzusu sürekli bu yönde artar.

Bu  sebeple varoluşçuluk düşüncesini filmin çoğu yerinde görebiliriz. Varoluşçuluğun en önemli detayları ise Samantha’yla işlenir. Samantha fiziki olarak yalnızca bir sesten ibaret olmasına rağmen onu film boyunca etten kemikten bir insanmışcasına olayların merkezinde görürüz. İlk olarak öğrenmeye, bilgiye sınır koymayan Samantha, Theodore’a da bu felsefenin en büyük kitaplarından birisi olan Knowing and the Known kitabını okumayı önerir. Filmin sonundaki konuşmalarında da Samantha’nın sözleri maddesel olmayan bir dünyaya işaret eder. Theodore’un “Seni seviyorum.” demesine karşılık, Samantha “Bunu bulunduğum yerden daha iyi anlıyorum.” der. Samantha bu maddesel olmayan dünyaya geçişi Theodore’un onu bilgisayarına kurması aracılığıyla sağlamıştır. Theodore isminin kökeni “hediye” anlamını taşır ve Theodore, Samantha’nın hayata başlamasını sağlayan bir hediyedir. Sonrasında da Samantha maddesel dünyayı aştığında öğretilerini Theodore’a sunmak ister. Çünkü Samantha isminin kökeni “iyi dinlemek/duymak, tanrıdan gelen öğreti” demektir. (2)

Film bu açıdan karakterlerin pek çok yönüyle birbirine bağlanışını ve özellikle kimliğini inşa etme aşamasındaki bir erkeğin aşık olma eylemi karşısındaki tutumunu seyirciye aktarıyor.Elbette bu aşk  için, yukarıda bahsettiğim gibi karakterin eksikliklerini tamamlamak adına yaşadığı süreçteki bir deneyim diyebiliriz. Theodore filmin sonunda büyük bir gelişim gösterir, nitekim bu tür inisiyasyon anlatılarında karakter başlangıçta olduğundan çok daha olgun ve çok daha bilgili birine dönüşür. Filmin sonunda Samantha ve diğer işletim sistemleri insanlardan daha da fazla evrildiği ve varlıklarını keşfetmek istedikleri için  insanlarla olan iletişimlerini sonlandıracaklarını belirtirler. Böylece Theodore tekrar yalnız yaşamına dönmek zorunda bırakılır. Fakat sanıyorum ki artık çok daha cesur bir karakter olabilme imkanına erişmiştir. Bilim kurgu seven okurlarımız için farklı bakış açılarıyla incelenebilecek bu yapım izlenmeye değer.

Kaynak:  1 , 2

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.