Sıkıcı Bir Hayata Sahip Olmaktansa Acı Bir Mutluluk Daha İyidir/ Tarkovsky

” Ne olursa olsun bir meta olarak tüketilmek istenmeyen her türlü sanatın amacı, hiç şüphesiz kendine ve çevresine, hayatın ve insan varlığının amacını açıklamak, yani insanoğlunun gezegenimizdeki varoluş nedenini  ve amacını göstermek olmalıdır. Hatta belki de hiç açıklamaya bile kalkmadan onları bu soruyla karşı karşıya bırakmalıdır.”

Umudun-umutsuzluğun, hırsın, güç istencinin sorgulandığı Stalker/İz Sürücü filmi; insanın hayat karşısındaki var oluş amacı üzerine kuruludur. Filmde maddi dünyadan uzak, belirsiz, tehlikeli, yasak bir bölgeden bahsedilir.  Bir nevi insanın kendisiyle yüzleşme alanı olan bölgeye ulaşım, bir tek’ İz Sürücü’ sayesinde gerçekleşmektedir. Düşsel anlatımlarım hâkim olduğu giriş sahnesinde İz Sürücü’ye bu yolculukta eşlik edecek iki kişi vardır, yazar ve bilim adamı. Tarkovsy, Solaris ve Andrey Rublev’de olduğu gibi, İz Sürücü’de de çağının sorunlarını entelektüel çevre üzerinden vermeye çalışmıştır.

“Kendilerini entelektüel sanıyorlar, bu yazar ve bilim adamları. Hiçbir şeye inanmıyorlar. Yarar eksikliğiyle körelten yayın organları var… Onları görmedin mi boş boş bakıyorlar. Düşünebildikleri tek şey kendilerini nasıl satabilecekleri. Çok ucuz olmadan. Nasılsa her duygusal hareketlerinden mümkün olduğunca çok kazanırlar.”

Siyah- beyaz başlayan giriş sahnesinde biyografik ögeler ön plandadır; ev, kadın, çocuk.  Tarkovsky aile kavramına siyah-beyaz renklerle, düşsel anı çağrıştırmayla değinirken; aileye dair özlemini hep yolculuk içerisinde verir. Filmin başlangıcında İz Sürücü evden çıkıp bir yolculuğa gidecektir, ancak eşi ona engel olmak ister. Uyuyan çocuk uyanır,  İz Sürücü evden çıkar.  Yazar ve bilim adamının da dahil olduğu sonu bilinmez bir yolculuğa çıkar.

“Bölge” bir bölge işte. İnsanın kat etmek zorunda olduğu hayat, hepsi o kadar.”

Filmdeki düş ile gerçek çatışması her ayrıntıda karşımıza çıkar. Bar sahnesi, çamurlu yollar, sisli-kirli bir hava… İz Sürücü ve yanındakilerin yasak olan bölgeye geçişiyle birlikte, siyah-beyaz görüntüler yerini yeşil bir manzaraya bırakır. Geçmiş ve gelecek arasındaki zıtlık, renk geçişleriyle tekrar tekrar vurgulanır. Artık düşsel olan, geçmiş yıkılmış, yerine gerçek bir dünya kurulmuştur.

“Güçsüzlük muhteşem bir şeydir. Ve güç hiçbir şey!”

Yazar, bilim adamı ve İz Sürücü bölgede ilerlerken hepsi farklı duygular içerisindedir. Bölge bir anlamda kişinin içsel yolculuğu olduğu için, sarsılmaz bir bütünlükle bireyin benliğini ele geçirir. Tarkovsky’nin zamanı durdurmak için sıkça başvurduğu su unsuru yine karşımızdadır. Diğer filmlerine nazaran su, İz Sürücü’de her yerdedir. Akan nehirde, içine girdikleri evde, yağan yağmurda. Hatta İz sürücü suyun içinde uyur ve zaman durur… Rüyalar içerisinde kaybolan İz Sürücü’nün yanına bir köpek gelir. Filmde dikkat edildiğinde köpeğin görüldüğü çoğu sahne siyah-beyazdır. Tarkovsky burada biyografik ögeler kullanıp geçmişe dair bir göndermede bulunmuş olabilir. Bu sahnelerin benzeri yine Nostalghia ‘da karşımıza çıkar.

“Stalker filminde duyguları, hatta çok kişisel olan hatıraları bile kullanmak zorunda kaldım.”

Filmin ilerleyen kısımlarında üçlü arasında, sanat, güç ve yaşama dair sorgulamalar başlar. Yazar ve bilim adamı kendi hırsları ve tutkuları içerisinde kaybolmuştur. Hatta insanın en derindeki isteğini yerine getirecek olan odaya doğru yaklaştıklarında, içlerindeki hırsa yenik düşerler… Vicdan vurgusunun öne çıktığı bu kısımlarda İz Sürücü’nün ifadeleri ve vurguları Tolstoy’cu bir yapıyı öne çıkarır. İz sürücünün asıl yapmak istediği şey; kişiye kaybettiği umudu geri yükleyip, kişinin kendi benliğinin dönüşümüne yardımcı olmaktır.

“Film, manevi değerleri için bir şövalye gibi savaşan bir insanı anlatıyor. Filmin kahramanı iz sürücü,  edebiyatın “idealist” tipleri olarak bildiğimiz Don Kişot ya da prens Mişkin ile aynı yörüngeye oturur. Ve idealist oldukları için gerçek hayattaki tüm savaşları kaybederler. Benim için zayıfın gücünü dile getiren karakterler. Film bu sayede insanın kendi yarattığı güce bağımlılığını da anlatıyor. Güç insanı yok ediyor ve zayıflık tek güç olarak kalıyor.”

İz sürücü , sanrılarıyla boğuşan yazar ve bilim adamıyla bölgeden ayrılır. Nitekim kendi erdemlerini her şeyden üstün tutan bu iki kişi için İz Sürücü’nün yapacağı bir şey kalmamıştır. Çaresizce, barda onu bekleyen eşiyle evinin yolunu tutar. Son kısımlarda da düşsel ve gerçeklik arasındaki geçiş kendini yine açığa çıkarır. Her şeye rağmen iz sürücüye inan ve her şeye rağmen umudu yeğ tutan tek kişi vardır, o da eşidir.

“Onunla mutlu olacağıma emindim. Çok acı çekeceğimi de biliyordum elbette. Ama gri, sıkıcı bir hayata sahip olmaktansa… Acı bir mutluluk daha iyidir. Ama sonra bana yaklaştı ve benimle gel dedi. Gittim ve hiç pişman olmadım. Asla! Çok acı çektik. Çok korku ve utanç yaşadık. Ama hiç pişman olmadım ve kimseyi kıskanmadım. Bu sadece bizim yazgımız, hayatımız. İşte bu. Ve talihsizliklerimiz olmasaydı daha iyi durumda olmazdık. Kötü olurdu. Çünkü hiç mutluluk olmazdı. Ve hiç umut kalmazdı.”

Vicdan, umut, sanat, güç, teknoloji ve erdem gibi unsurların sorunsallaştırıldığı İz Sürücü filminde,  umudunu kaybeden kişilerin hayatın içerisindeki çaresizliği vurgulanırken, Tarkovsky’deki mistisizm bir içsel yolculuk, kendini bulma olarak karşımıza çıkar.

“Yapmak istediğim her şeyi gerçekleştirebildiğim tek filmim.”

 

 

 

 

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.