Şu an Okuyorsun
Var Olmak Dayanılmaz Bir Ağırlıktır: Kefernahum

Var Olmak Dayanılmaz Bir Ağırlıktır: Kefernahum

+Anne ve babandan ne istiyorsun?

-Çocuk yapmayı bırakmalarını istiyorum.

Henüz 12 yaşındaki Zain’in gözlerinden, doğduğumuz ailenin ve coğrafyanın bir kader olup olmadığını seyirciye sorgulatan Kefernahum (Capharnaüm), 2018 yılında Nadine Labaki yönetmenliğinde izleyiciyle buluşur. Film, ilk sahnelerinden son sahnelerine kadar içine doğduğumuz dünyada, birey olarak seçimlerimizde ne denli özgür olabileceğimizin altını önemle çizer.

Dar, kirli ve kasvetli sokaklarda koşup sigara içen bir grup çocuğun, tahtadan oyuncak silahlarla savaş oyunu oynamalarıyla başlayan film, aslında hayatın acı gerçeklerine dair önemli bir mesajlar dizinine işaret eder. Sokaklarda ve doğdukları evlerde, kendi kaderlerine terk edilen bu küçük çocuklar, asla sahip olamadıkları sevgi tatminini çocukken oynadıkları savaş oyunlarında arayacak ve belki de bir gün bu oyunları kanlı şekilde oynayacaklardır. Kim bilir?

Filmde dikkat çeken bir başka unsur ise ana karakter Zain’in, 12 yaşında bir çocuk olarak hayata dair yaklaşımıdır. Henüz birer çocuk olmalarına rağmen kalabalık ailelerinin geçiminde, en etkin rolü Zain ve kardeşleri üstlenirler. Onlara verilen her görevi, küçük bedenlerine karşın tıpkı bir yetişkin gibi büyük bir sükunetle yerine getirirler. Zain, içine doğduğu yoksul ve oldukça kalabalık olan ailesinde ne bir kimliğe ne de bir benliğe sahip olma şansı tanınmamış bir çocuk olarak karşımıza çıkar.

Zain, bu kalabalık ve yoksul ailede yalnızca kız kardeşi Sahar ile bir bağ kurabilmiştir. Fakat kız kardeşinin ergenlik çağına girmesiyle yemek karşılığı tıpkı bir eşya gibi ev sahiplerinin gelini olarak aileden zorla gönderilir. Böylece Zain’in zorluklarla dolu dünyasında büyük bir acı ve özlem daha yer edinir. Sahar’ın gidişiyle evi ve ailesi arasındaki tüm bağları koparan küçük çocuk, yine kendi dünyasından çok yakından tanıdığı bir yaşam mücadelesi içinde bulur kendini. Film, bu noktada yalnızca Orta Doğu’daki kentlerin sosyal yaşantısına dair izler taşımakla kalmaz aynı zamanda olması gerekenden çok daha erken yaşta olgunlaşan ve yetişkine dönüşen çocukların duygusal çöküşlerine de dikkat çeker. Çok küçük yaşta yaşamın büyük yüklerini omuzlamakla görevlendirilen Zain ve kardeşlerinin, hayatta kalma mücadelelerini izlerken kendi konforlu koltuklarımızda oturmak bizleri rahatsız eder.

Bir çıkış yolu bulabilmek için evinden kaçarak çıktığı yolculukta kaçak bir göçmen kadın olan Rahil ile karşılaşan Zain, yarım bıraktığı abilik görevine, göçmen kadının henüz bebek olan oğlu için geri döner. Bu noktada film izleyicilere; kaçak hayatların yaşadığı kaygı, çaresizlik ve özlem gibi duyguları da oldukça gerçekçi bir perspektifle aktarır. Nitekim bu çaresizliği hisseden yalnızca Rahil değildir. Zain için, Rahil ve küçük oğlu Jonas’ın hayatına dahil olması, yeni sorumlulukları üstlenme zamanı demektir. Yeni küçük ailesinde, öncekine nazaran daha mutlu görünen Zain, derinlerinde kız kardeşinin özlemiyle mücadele etmeye çalışır. Zaman geçtikçe daha da büyüyen bir yara gibi kardeşine duyduğu özlem, bu yaralı ruhu daha da çaresiz hissettirir ve ailesine duyduğu öfke, özlem kadar büyük olur.

Rahil ise küçük oğlu için sağlıklı bir yaşam kurmaya çalışan bir anne olarak karşımıza çıkar fakat film boyunca kaçındığı korkunç sondan kurtulamaz ve oturma belgesi olmadığı gerekçesiyle tutuklanır. Film, bundan sonraki sahnelerin merkezine yine Zain’in bir bebekle hayatta kalma mücadelesini koyarak; bizleri bu küçük bedenin, büyük savaşını izlemeye davet eder.

Ayrıca Bakınız

Nihayetinde Jonas’ı bırakıp evine dönmek zorunda kalan Zain, kız kardeşinin ölüm haberini alır. Hayata ve ailesine duyduğu öfkenin yanına, kardeşinin acısı da eklenir. Hayata dair tüm umudunu yitiren bu küçük çocuk, kendi adaletini sağlamak için kız kardeşinin ölümüne sebep olan kocasını bıçaklar ve tutuklanır. Mahkeme kürsüsüne, kendini savunmak için çıkan çocuk, işlediği suçun yanı sıra anne ve babasından şikayetçi olduğunu da belirtir. Çünkü daha Sahar’ın ölüm haberini sindiremeden annesinin hamile olduğu haberini alır. Anne baba olmak konusunda dünyadaki en kötü iki örneği teşkil eden ebeveynleri, dünyaya acı çekmesi için bir çocuk daha getireceklerdir. Zain, bu haberle birlikte bir kez daha var olmaktan derin bir acı duyar.

Zain ve onun gibi dünyada yer edinemeyen milyonlarca çocuk, sosyolojik etkenler ve doğdukları coğrafya sebebiyle; sefalet, açlık, sevgisizlik vb. gibi büyük acılarla mücadele ederler. Bu sebeple pek çok çocuğun, kendi adaletini daha saldırgan ve intikamcı bir tutumla sağlamaya çalıştığını görürüz. Bu yüzden ıslah evlerinde yüzlerce çocuk, intikam düşüncesinden arındırılmaya çalışılır. Fakat bana kalırsa, Zain’in de şiddetle savunduğu gibi karanlığın giderek daha da büyüdüğü bu dünyada, “aile” kavramının yeniden gözden geçirilmesi gerekir.

Ebeveynler, anne baba olmanın sadece üremek olmadığı ve dünyaya gelen her bir çocuğun mutlu bir hayatı hak ettiği düşüncesini taşımalıdırlar. Tıpkı Zain’in de şiddetle arzuladığı gibi, anne baba olmanın getirdiği sorumluluğu üstlenemeyecek hiçbir birey, dünyaya bir çocuk getirmemelidir. Hiçbir canlı, mutsuz olmaya mahkum edileceği bir dünyaya gelmeyi hak etmez. Umarım, dünyada Zain’in ailesi gibi sadece üreme ve hizmet ettirme düşüncesiyle çocuk dünyaya getiren insanlar, yaptıkları büyük haksızlığı bir gün fark ederler. Küçük bir çocuğun ruhu ve kalbi, göründüğünden çok daha büyük olabilir. Bunu, tüm anne ve babaların görmesi ve anlaması dileğiyle…

Sağlıkla ve Karavan’la kalın.

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
1
Mutlu
0
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır