Yaşamda Gereksinim Duyduğum Tek Şey Beni Anlayan Birisi / Marquez

Beklemek, insanın hayatındaki herhangi bir dönemde mutlaka karşısına çıkan bir durak gibidir. Bu durakta bir şeylerin veya birilerinin gelmesini bekleriz. Beklerken oyalanırız, vakit geçirmek için türlü şeylerle ilgileniriz. Ama beynimiz bir yerden sonra artık karar vermek ister. Ya beklemeye devam edeceğiz ya da beklemeyi sonlandıracağızdır. İşte burası tam bir dönüm noktasıdır.

Şöyle bir düşünün, birisini 53 yıl 7 ay 11 gün boyunca bekler misiniz? Yarım yüzyıl… Belki siz beklemeyebilirsiniz ama Florentina Ariza, Fermina Daza’yı beklemiştir.

“Fermina, dedi. Sana sonsuz bağlılık ve bitmeyen aşk andımı bir kez daha dile getirmek için yarım yüzyıl bekledim bu anı. “

Gabriel Garcia Marquez’in eseri olan “Kolera Günlerinde Aşk”; âşık olunan kız Fermina Daza, saplantılı âşık Florentina Ariza ve Doktor Juvenal Urbino arasında geçen aşk üçgenini konu edinir. Florentina, evlilik dışı bir ilişki sonucunda dünyaya gelmiş ve babası tarafından reddedildiği için annesiyle büyümüş, bir tarafı eksik kalmış bir delikanlıdır. Telgrafçılık yapan Florentina, telgraf götürdüğü evin küçük kızına âşık olmuştur. Sonraki günlerde de Florentina, Fermina’yı sürekli gözlemeye başlamıştır. Fermina da bu durumun etkisine girmiş ve iki genç arasında tutkulu bir mektuplaşma başlamıştır. Zamanla yemeden içmeden ve uykudan kesilen Florentina’yı annesi o dönemin hastalığı olan koleraya yakalandığını düşünmüş ancak yapılan muayenede “aşk hastalığı” teşhisi konmuştur.

“Gençsin, çekebileceğin kadar acı çek, diyordu ona. Bu duygular ömür boyu sürmez.”

Fermina’nın babası bu mektuplaşmadan haberi olduğu an, onu da alarak akrabalarının yanına başka bir yere göç etmeye karar verir. Birbirlerinden uzaklaşan âşıkların iletişimi zor olsa da mektuplarla bir süre daha devam eder.

“Tam aşkı keşfedecekleri sırada yazgıları onları gerçeklerle yüz yüze getirmekten başka bir şey yapmamıştı.”

Fermina, 18 yaşına bastığında eskiden oturdukları yere geri dönmüştür. Artık alımlı ve kibirli bir genç kız edasındadır. Bu zamana kadar kendisini sabırla ve büyük bir aşkla bekleyen Florentina’ ya yanıtı ise; bunun bir aşk değil de yanılgı olduğudur. Ona göre Florentina, silik bir adamdır. Fermina, kasabada herkesin gözünün olduğu, yakışıklı, genç ve başarılı bir doktor olan Juvenal Urbino ile evlenmeye karar vermiştir.

“Güçsüzlerin aşk ülkesine hiçbir zaman giremeyeceklerini, bu ülkenin acımasız ve aşağılık olduğunu, kadınların yalnız yürekli erkeklere kendilerini verdiklerini, çünkü yaşama göğüs germek için öylesine gereksinim duydukları güvenliği kendilerini onların sağladıklarını anımsattı ona.”

Florentina, dünyaya geldiğinde sevgi kanadının bir tarafı kırıktı. Kırık olan parçayı hiç beklemediği bir anda tamamlamaya çalıştı. Bu öylesine bir tutku oldu ki aşkını kaybetmemek adına olduğundan daha fazla fedakâr davrandı. Bu durum onun “silik” olarak nitelendirilmesine neden oldu. Çünkü aşkı onun hayatında büyük bir yer kaplamaktaydı. Bu öyle büyüktü ki Florentina, kendiyle ilgilenmiyordu bile. Kendini geliştirmek adına bir şeyler yapmıyordu. Kısacası kendini unutmuştu.

Aşk evliliği yapmayan Fermina, yıllar geçtikçe kendisiyle bir iç hesaplaşmaya tutuşur. 2 çocuğu vardır ve kocası onu aldatmaktadır. Öte yandan Florentina, sayısız kadınla birlikte olmuştur. Ancak yüreğinden Fermina’yı çıkartamamıştır ve bir gün kocasının öleceğini düşünerek bir yandan da onu beklemektedir. Onun için belden aşağısı bedenin, belden yukarısı ise ruhun aşkıydı. Ve hiçbir şey aşktan daha güçlü değildi.

Rıhtımdaki kalabalığın arasında bir başına öfke patlamasıyla kendi kendine şöyle demişti: İnsan yüreği bir genelevden bile daha geniş.”

Beklenen gün gelir ve Fermina’nın kocası ölür. Bu sırada tekrar aşkını ilan eden Florentino reddedilir. Tam tamına 53 yıl 7 ay 11 gün boyunca Fermina’yı beklemiştir. Ömrünün yarısından fazlası, en güzel yılları onu beklemekle geçmiştir.

“Hiçbiri bu karşılıklı köleliğin sevgiye mi yoksa rahatlığa mı dayandığını bilmiyordu; ama ellerini yüreklerine koyup hiçbir zaman sormamışlardı bu soruyu kendi kendilerine, çünkü ikisi de yanıtını bilmezden gelmeyi yeğlemişlerdi hep.”

İnsan fiziksel olarak bir kere dünyaya gelir. Ancak hayatımızda bizi etkileyen büyük olaylar yaşayabiliriz ve bunun sonucunda da değişime uğramamız kaçınılmazdır. İşte bu değişim kendimizi yeniden doğurmamızı sağlar. Özellikle büyük bir aşk hikâyesi başımızdan geçmişse, belli bir zamandan sonra âşık olmadan önceki halimize dönmeyi isteriz. Ancak şu bir gerçektir ki, hiçbir zaman eskisi gibi olamayız. Düşünceler, beden, ruh bir deneyim geçirmiştir ve eskiye dönmekten ziyade tecrübeli bir insan olarak kaldığımız yerden hayata devam etmemiz gerekir. Çünkü insan genç iken çekebileceği kadar acıyı çekebilir, ancak belli bir yaşa geldiğinde yorgun düşer ve unutmayı yeğler. Geriye de sadece anılar kalır.

“Belleğinden sildi onu, ama geri kalan yılları boyunca, sık sık farkına varmadan eski bir yaranın ansızın sızlaması gibi, birden canlandığını duyacaktı bu anının.”

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.