Yunan Mitolojisinin Umutsuz Çiçeği: Günebakan

Yunan mitolojisi, güçlü tanrıları, güzeller güzeli tanrıçaları, ilginç mitolojik karakterleri ve okudukça derinleşen efsaneleriyle insanın ufkunda bambaşka kapılar açıyor. Dünyada yaratılan her canlıya, yaşanan her olaya ait efsaneleriyle dünya sinema ve edebiyatına da büyük katkılar sunmuş olan Yunan mitolojisi, benim de araştırmayı en çok sevdiğim alanlardan biri.

Yaz sıcaklarının gelmeye başlamasıyla sosyal medyada bol bol gördüğümüz ayçiçeği temalı fotoğraflardan yola çıkarak ayçiçekleriyle ilgili bir efsaneden bahsetmek istiyorum. Çoğu dilde “güneş çiçeği” olarak bilinen ayçiçekleri ya da diğer ismiyle günebakan çiçekleri aslında tam olarak isimlerini yansıtan bir yaradılış hikayesine sahip.

Ölümlüler arasında pek çok güzel genç kız vardı… Bu genç kızlar sabahları nehir kenarına iner, sularla oynar, şarkılar söyler ve yakışıklı Tanrı Apollon’un ilgisini çekmeye çalışırlardı. Sanatın, müziğin ve güneşin Tanrısı Apollon, her sabah atlarının çektiği arabasıyla gökyüzünde süzülür, genç kızlar göğe bakarak iç geçirir ve Apollon’un kendilerine aşık olması için dua ederlerdi. Çapkınlığıyla ünlü olan Apollon genelde bu duaları geri çevirmez, güzel kızlarla aşk yaşardı. Ancak günün birinde aşkına karşılık bulamayan, günden güne eriyip solan bir genç kız, yeni bir efsanenin doğuşuna sebep olacaktı.

Efsaneye göre Pers Kralının Clytie ve Leucothoe adlı güzeller güzeli iki kızı vardı. Bu kardeşlerden Clytie, güneş Tanrısı Apollon’a taparcasına aşıktı. Her gün şafak doğmadan uyanır ve ta ki son gün ışığı dağların ardında kaybolana kadar Apollon’u izlerdi. Fakat Apollon Clytie’nin bu ilgisini hiç göremedi, karşılık veremedi çünkü Clytie’nin kız kardeşi Leucothoe’ye aşıktı. Günlerden bir gün Apollon, Leucothoe’ye ulaşmak için bir plan yaptı ve kızların annesinin kılığına girerek Leucothoe’yle baş başa kalmanın bir yolunu buldu. Leucothoe, kendisiyle baş başa kaldıktan sonra yavaş yavaş kendi haline dönüşen Apollon karşısında başlarda ürkse de Apollon’un göz kamaştırıcılığına karşı koyamamış ve tüm benliğiyle kendini Apollon’un aşkına teslim etmişti. Taparcasına aşık olduğu Apollon ve kız kardeşi arasındaki bu aşkı kaldıramayan Clytie, inanılmaz bir kıskançlık krizine girmiş ve kız kardeşini babasına şikayet etmişti. Pers Kralı Orchamus olanları öğrenmesiyle beraber çok öfkelenmiş ve Leucothoe’nın diri diri toprağa gömülmesi için emir vermişti.

Sevgilisinin birden bire yok olmasıyla sarsılan Apollon, ümitsiz bir acıyla Leucothoe’yı aramış ve onun cansız bedenini topraktan çıkarıp sığla ağacına dönüştürdükten sonra artık göklerde görünmemeye başlamıştı. Aşkı, ruhunu ve bedenini iyice ele geçiren Clytie ise çılgınlar gibi gökyüzünde Apollon’u arıyor, göklerde ufacık bir umut ışığı belirse sürekli ışığı takip ediyor, hiçbir şey yiyip içmiyordu. Belki Apollon’u görürüm umuduyla oturduğu nehir kenarından hiç kalkmıyordu. Ancak Apollon, Clytie’yi görmüyor, ilgilenmiyor, ağlayarak ettiği duaları duymamazlıktan geliyordu. Dokuz günün sonunda Clytie’nin bu durumuna acıyan Zeus, Clytie’nin gövdesini solgun, zayıf bir ota, başını ise tıpkı saçları gibi altın sarısı bir çiçeğe dönüştürmüş ve Apollon’u görebilsin diye başını devamlı güneşe çevirmişti. İşte bu yüzden çoğu dile güneş çiçeği olarak yerleşmişti bu umutsuz aşkın çiçeği.

Kare kare fotoğraf çektirdiğimiz günebakan çiçekleri belki de çaresiz bir aşık olarak köklendiği topraklarda günün ilk ışıklarıyla beraber Apollon’u takip ediyor, yeryüzüne akşam çökünce hüzünle boynunu büküp yaşadığı aşkı düşünüyordur, kim bilir?

Yazan: Öyküm Kütük

 

1 Yorum

  1. Avatar

    egeBAY

    17 Temmuz 2020 en 22:01

    Okudugum en iyi 2.yazı 1.si bundan sonraki

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.