Bizi Köleleştiren İsteklerimiz, Umutlarımız, Korkularımızdır/ Neval El Seddavi

“Hiçbir şey beklemiyorum

Hiçbir şey istemiyorum

Hiçbir şeyden korkmuyorum

Özgürüm ben.”

Babasının ayaklarını yıkayan, tarlaya çalışmaya gönderilen, eve geldiğinde sığırıyla ilgilenen; kuru ekmek yiyen, soğukta yatan, küçük yaşta sünnet edilen bir kız çocuğu Firdevs. Geleneksel bir ailenin, baskıcı bir ülkenin ortasında sıkışıp kalan pek çok kadının hayatı ile benzerlik gösterir Firdevs’in hikâyesi.

“Babam; cahil, yoksul bir köylü olan babam, yaşam hakkında çok az şey bilirdi. Ürün nasıl yetiştirilir, düşmanın zehirlendiği sığır ölmeden pazara nasıl ulaştırılır; henüz vakit varken bakire kızı başlık parasına nasıl satılır; ürün olgunlaşır olgunlaşmaz komşudan atik davranılıp nasıl çalınır. Kâhyanın önünde nasıl iki büklüm durulup eli öpülüyormuş gibi yapılır. Karı nasıl dövülür, anasından emdiği süt her gece nasıl burnundan getirilir.”

Neval El Seddavi’nin ’Sıfır Noktasındaki Kadın’ adlı eseri; kadının hiçe sayıldığı coğrafyalarda, nasıl yetiştirildiği, nelere tanıklık ettiği ve dahası nasıl öldürüldüğünü anlatır. Kitapta gerçek hayatı anlatılan Firdevs’in; bu düzene başkaldıran bir kadın olduğu için neler yaşadığını,  toplumun ona kendi deyimiyle nasıl ‘fahişe ‘olunması gerektiğini öğrettiğini görürüz.

Kitabın ilerleyen kısımlarında Firdevs’in; küçük yaşlarda amcasının tacizine uğradığını, genç yaşında yaşlı bir adam olan Şeyh Mahmut ile evlendirildiğine tanıklık ediyoruz. Firdevs ilk zamanlar, evlilik yerine okumak istendiğini söyleyince düzen yine kurallarını okumuş.

“Okul erkekler içindir.”

Şeyhe eş olarak verilen Firdevs, babasının evinde yaşadığı hayata kaldığı yerden devam etmiş. Şeyh’in ayaklarını yıkamış, ona yemek yapmış, evi temizlemiş, tecavüze uğramış ve dayak yemiş…

“Bütün bu hükümdarların erkek olduğunu keşfettim. Ortak yanları hırslı ve çarpık bir kişilik, paraya cinselliğe ve sınırsız güce karşı doymak bilmez bir iştahtı. Dünyaya Kötülük tohumlarını eken, halklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. Gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. Böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim.”

Bir reddedişin temsili olan Firdevs, baskılar ve dayaklar sonucu evi terk etmek zorunda kalmış ve kendini sokağa bırakmış. Mısır’ın sokaklarında dolaşırken ilk fark ettiği şey ise, saldırgan erkek bakışlarının onu çepeçevre sardığı olmuş. Sokaklarda aç dolaşıp elindeki ortaokul diplomasıyla iş ararken, ona yardım edeceğini söyleyen kişilerce günlerce eve hapsedilip tecavüze uğramış. Yardım isteyeceği polis bile karşılığını istemiş. Nitekim Firdevs bir yolu bulup kaçmış ve saygın bir fahişe olan Şerife ile tanışmış. Saygın fahişe mi olur demeyin, müşterileri devletin saygı duyduğu iş adamları olunca, o da saygın olmuş. Firdevs, erkeklerin fiyatını yüksek tutan kadınlara nasıl saygı gösterdiğini görmüş ve efendi- köle ilişkisinde efendinin tarafını seçmiş. Fiyatını yüksek tutup saygı duyulan bir fahişe olmuş. Hatta birkaç kuruma bağışta bulununca, gazetelerde ‘saygın bir hanımefendi’ diye bahsedilmiş Firdevs’ten. Öyle ya para her şeyin kapısını açıyordu!

“Erkeklerden nefret ettiğimin farkındaydım; fakat bu sırrı uzun yıllar başarıyla sakladım. En çok nefret ettiğim erkekler bana öğüt vermeye kalkışanlar ya da beni yaşadığım hayattan kurtarmak istediğini söyleyenlerdi. Onlardan daha çok nefret etmem, benden daha iyi olduklarını ve yaşamımı değiştirmek için bana yardımcı olabileceklerini sanmalarındandı. Şövalye gibi görürlerdi kendilerini; başka koşullarda oynayamadıkları bir roldü bu. Benim düşük bir insan olduğumu anımsatarak, kendilerini soylu ve üstün hissetmek isterlerdi. Kendi kendilerine, “ne harika bir insanım ben. Şu sürtüğü çok geç olmadan bataktan çıkarmaya çalışıyorum” derlerdi.

Onlara bu rolü oynama fırsatı vermezdim. Her Allah’ın günü beni döven bir adamla evliyken hiçbiri beni kurtarmaya yanaşmamıştı. Aşık olma aptallığım yüzünden kalbim kırıldığında hiçbiri yardımıma koşmamıştı. Bir kadının hayatı gerçekten acınacak bir hayattır. Oysa bir fahişe, biraz daha iyi durumdadır…

Mesleğimin erkekler tarafından icat edildiğini, yeryüzündeki ve cennetteki her iki dünyayı da erkeklerin ellerinde tuttuklarını biliyordum. Erkeklerin, kadınları bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. Bütün kadınlar, öyle ya da böyle fahişeydiler. Ben akıllı olduğum için köle eş olmak yerine özgür bir fahişe olmayı yeğlemiştim. Bedenimi verdiğimde en yüksek fiyatı istiyordum. Herkesin bir fiyatı vardır ve her mesleğe bir ücret ödenir.

Fahişeliği bırakıp yeni bir iş arayışına giren Firdevs, şans eseri bir kamu kuruluşunda iş bulur. Ancak geleneksel erkek yapısı ile burada da karşılaşırız. İş yerindeki tacizkar bakışlar bitmek bilmez. Firdevs belki de ömründe ilk defa aşık olur, çevresinde devrimci bir kişilik olarak tanınan İbrahim’e. Ancak İbrahim devrimci de olsa kadına bakışı, cinsel algıdan öteye gitmez.

“İlkeleri olan devrimcilerde aslında diğer insanlardan farklı değildi. İlkelerini satarak, başka erkeklerin parayla satın adlıklarını onlar kurnazlıkla elde ediyorlardı. Bizim için cinsellik neyse, onlar içinde devrim oydu. Kullanılacak bir şeydi. Satılacak bir şeydi.”

Yaşadığı düzene yine kendi kanunuyla cevap veren Firdevs, kendisine angarya uygulayan bir adamı öldürür ve cezaevine girer. Ve idam cezasına mahkûm edilir. Yetkilere dilekçe yazıp af dilenmesi söylense de Firdevs bunu reddeder.

“Başkaları üzerinden kurdukları iktidar onlara bir üstünlük duygusu verir… Yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır.

Ataerkil yapının, nasıl kadın olunur tanımına bir başkaldırıştır Firdevs’in yaşadıkları. Mısır gibi bir ülke de; ne kocasına ne fahişelik yaptığı zaman birlikte olduğu adamlara ne de aşık olduğu adama boyun eğmemiştir. Günümüz dünyasında, eril iktidar varlığını devam ettirirken, kadına biçilen değer Firdevs’in yaşadıklarından öte gitmez aslında. O yüzdendir ki öncelikli olan, kadına yüklenilen algıların ötesine geçebilmektedir. Firdevs ölüme giderken dahi kararlı ve korkusuz duruşu aslında tüm algılara bir başkaldırı niteliğindedir. Firdevs’i son gören belki de yazar Neval El  Seddavi olmuştur. Ölüme götürülürken dahi korkusuzca gidişi Seddavi’yi derinden etkilemiştir. Seddavi de yazdığı kitaplardan ve kadın haklarını savunuşunda dolayı uzun süre cezaevinde tutuklu kalmıştır.

“Dünyanın herhangi bir köşesinde herhangi bir kadın sıfır noktasında kıskıvrak bekliyor. Umutsuz, çaresiz, ölümle yaşamdaki sınırda.”

Sevil Ateş
MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Salvador Dali’nin Yemek Kitabı 40 Yıl Sonra Tekrar Basılıyor!

İlk basımı 1973’te yapılan ve sadece bir kez basılan sürrealist ressam Salvador Dali’nin yemek kitabı Les Diners de Gala, 40 yıl...

Kapat