Şu an Okuyorsun
Bir İntikam Hikayesi: Alef

Bir İntikam Hikayesi: Alef

Türk televizyonu profiline bakıldığında genelde uyarlama dizi-filmler görmeye alışkın izleyiciler için kesinlikle sıra dışı ve şaşırtıcı olduğunu öne sürebileceğimiz bir dizi Alef. 2020 yılında Blu TV ve FX medya kanallarının ortak yapımı olarak karşımıza çıkan dizi, tipik bir seri katil-dedektif hikayesi olarak görünse de bölümler ilerledikçe bundan çok daha fazlası olduğunu görürüz. Nitekim sekiz bölümde işlenen olay örgüsü oldukça zengin bir içerikle desteklenmiş, izleyicide kurguya dair büyük soru işaretleri bırakmayacak şekilde nefes kesici bir hızla işlenmiştir.

Kaybettiği ailesinin acısına daha fazla dayanamayıp İngiltere’den Türkiye’ye dönüş yapan komiser Kemal’in (Kenan İmirzalıoğlu) ve agresif-saldırgan tavırlarına, sert mizacına karşın teşkilatın en iyi polislerinden biri olan cinayet büro amiri Settar’ın (Ahmet Mümtaz Taylan) hem bir ekip olarak hem de buhranlarla dolu iç hesaplaşmalarıyla yaşamaya çalıştığı sekiz sürükleyici bölüm ile karşılaşırız.

Daha ilk bölümün ilk sekanslarında kan donduran bir cinayetle başlayan dizide, çok geçmeden bir seri katilin tüm polis teşkilatıyla adeta oyun oynarcasına birbiri ardına işlediği cinayetlerin sırrı çözülmeye çalışılır.  Semboller, mesajlar ve amacını gerçekleştirene kadar durmayacağını garantileyen bir seri katilin dizi boyunca izi sürülür. Kemal ve Settar, hem yaş olarak hem de deneyim olarak birbirinden çok farklıdır fakat paylaştıkları acıda birleşen iki farklı karakterdir. Birer polis olarak farklı prensip ve uygulamalarla gördüğümüz karakterlerden Kemal, Settar tarafından bir “İngiliz” olarak ve Türkiye’nin sistemi hakkında hiçbir fikri olmayan bir polis olarak hep geri plana itilir. Nitekim dizide hayati durumlar karşısında teşkilatın üstlerinin takındığı tutum da bir eleştiri konusudur. Keza cinayetler dehşet veren bir şekilde ilerlerken tabiri caizse gerçekten “Koyun can derdinde, kasap et derdinde”dir. Bu sebeple, cinayet davaları giderek daha büyük bir ciddiyet kazanırken; Settar, işleri kendi usulünce halletmeye çalışır ve araya sürekli ‘eski dostları’ sokarak süreci hızlandırmaya ve ivedilikle bir sonuca varmaya gayret eder. Fakat katil için henüz sona gelinmemiştir. Bu süreçte Kemal ise okuyup, araştırarak izleri titizlikle inceleyerek, mantık dışı her hareketten kaçınarak olaylara ekibiyle bir ışık tutmaya çalışır fakat o bile dostlarının yardımını almadan uzun süre devam edemez.

Katil için en başta net bir profil çizmenin mümkün olmamasıyla birlikte, aynı zamanda seyirciler fazlasıyla ilgi çekici olan bir konuya sürüklendiğini hissederler. Yazımın en başında bahsettiğim semboller, katilin oyunu sürdürmek adına cinayetlerle birlikte gönderdiği mesajlar ve tekinsizlik hissiyle birlikte bizler de katil ile ilgili bir profil yaratmaya çalışırız. Bu profil, diziyi anlamamızda en büyük katkısı olan, bir üniversitede öğretim görevlisi kimliğiyle karşımıza çıkan Yaşar karakteri ile giderek daha büyük bir netlik kazanır. Çünkü Yaşar, aslında dizinin sonunda da anlayacağımız üzere yaşanan olayların kaderini büyük ölçüde etkileyen bir karakterdir.

Üniversitede İslam Araştırmaları’nda Doçent olan Yaşar, dizi boyunca izleyicilerin, en azından bir kısmının, pek de hakim olduğunu düşünmediğim 16.yüzyılın tasavvuf düşüncesi üzerine derin bilgiler aktararak izleyiciye katil hakkında bir profil yaratmaya çalışır. Çünkü katilin polisleri yönlendirdiği diğer cinayetler doğrudan, günümüzde de bahsedilen tasavvuf geleneğinin yaşadığına dair kanıtları gözler önüne serer. Fakat, Yaşar karakteri üzerinden incelikle aktarılan 16.yüzyılın tasavvuf geleneğinde tıpkı o yüzyılda yaşanan fikir ayrılıkları ve bu fikir ayrılıklarının yarattığı kaos gibi, günümüzde de bu çatışmalar ölümlerle sonuçlanacaktır. Aslında pek çok alt metnin yer bulduğu dizide, inancın körü körüne ve asıl amacından uzaklaştığında çok tehlikeli bir silaha dönüşebileceğinin de altı çizilir.

Başlıkta sözü geçen intikam hikayesi ise elbette yalnızca bunlarla sınırlı değil. Dizi, bu noktada benzerlerinden ayrılarak farklı toplumsal yaraların da varlığına dikkat çeker. Dizi boyunca cinayet davalarının araştırma sürecinde karşımıza çıkan karakterler aslında Türkiye’nin yalnızca tarikatlarla olan mücadelesini değil, eş cinselliğe karşı tutumunu da gözler önüne serer. İlk cinayetin, trans bir bireyin ölümüyle başlaması akıllara en başta homofobiye karşı dikkat çeken bir vurgu olarak düşünülse de bu doğrudan bir eleştiridir diyemeyiz. Fakat dizinin ilerleyen sahnelerinde Settar’ın intihar ederek yaşamına son veren oğlu Güneş ile ilgili öğrendiğimiz gerçeklik, bu noktada daha dikkat çekici bir mesajdır diyebiliriz. Annesi tarafından “Benim oğlum farklı yaratılıştaydı” diye bahsedilen bu genç, babası ve toplumun geri kalanı tarafından maruz kaldığı homofobi ve çaresizlik yüzünden intihara sürüklenmiştir. Fakat cesedi bulunmamıştır.

Dizi, bir yandan teşkilat ve Kemal’in katili bulma arzusu, diğer yandan Settar’ın oğlunun yaşadığına dair inancın peşinden gitmesiyle çift kutuplu olarak ilerler. Aslında, her ikisi de farklı metotlarla aynı kişinin peşinden ilerler. Fakat, final bu açıdan yine şaşırtıcı olmayı başarır.  Katile ulaştıklarında bekledikleri kişinin katil çıkmayışı bizler için de şok edicidir. Bu bakımdan dizide konunun bazı noktalarda dağınık ve yüzeysel kaldığını kabul edebiliriz fakat intikam merkezinde işlenen cinayetler serisinin geçerli bir nedene bağlandığını da vurgulamakta fayda var.

Ayrıca Bakınız

Genel anlamda, hikaye tek bir merkezden hareketle ilerlemez. İçerisinde geçmiş ve günümüz arasında köprü niteliği taşıyan tarihsel anlatılara ve bireysel olarak iç dünyamızda korkularımız, acılarımız ve hırslarımızla kötülüğe ne kadar yaklaşabileceğimizin de altını çizer. İnanç, sevgi ve bağlılık gibi iyi olan duyguların, bağların bir insanı götürebileceği uç noktalar adeta bir uyarı niteliğinde seyirciye sunulur. Haz ve ölüm arasındaki ince çizginin hassasiyeti ve varoluşumuzu sergilerken yaratabileceğimiz yaratım ve yıkımın yalnızca bizi değil başka hayatları da etkileyebileceği önemle vurgulanır.

Diziye dair çok fazla detay var fakat bana kalırsa izlenmeyi hakkeden başarılı yapımlardan biri, özellikle de polisiye yapımlar seven okuyucularımızın Alef’i beğeneceğine eminim.

Sağlıkla, sanatla ve Karavan’la kalın.

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
0
Mutlu
0
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır