fbpx

Devrimi Düşlüyorsan Ona Göre Yaşarsın / Kazım Koyuncu

kazım-koyuncu

Ben nereden  bilecektim ki ölümün ince belli bir bardak çayla dudak arasında olduğunu.

Ukrayna yakınlarındaki Çernobil kasabasında bulunan nükleer santralin 4. reaktörü 26 Nisan 1986’da infilak etti. Radyasyon yüklü bulutlar, fazla gecikmeden Avrupa ülkelerinin pek çoğunu olduğu gibi Karadeniz’i de etkiledi. Çernobil faciasından sonra yetkililer, Karadeniz için bir tehlike olmadığı yönünde açıklamalar yaparken; bölgede kanserden hayatı kaybedenlerin sayısı ciddi ölçüde arttı. Çünkü Türk insanının vazgeçilmezlerinden olan çaya da bulaşmıştı radyasyon. Şarkılarıyla insanı Karadeniz’in o eşsiz havasına götüren, “Ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim diyerek” sevdayı göğüsleyen Kazım  KOYUNCU, bu çevresel felakete karşı harekete geçen hırçın Karadenizlilerden bir tanesiydi.

Kazım Koyuncu, 7 Kasım 1971 tarihinde Artvin’in Hopa ilçesinde dünyaya gelir. Altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olan Kazım 10 yaşındayken babası Cavit Koyuncu, 12 Eylül’ün ardından gözaltına alınır. Babasının Erzurum’da hapis yattığı 6 aylık dönemde, aile anne Hüsniye Koyuncu’nun çabalarıyla ayakta kalmayı başarır. Müziğe ilk adımını, babasının aldığı mandolin ile atar. 1989’da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girer. Bir taraftan eğitimini sürdürürken bir taraftan da Çağdaş Sanat Atölyesi’nin etkinliklerinde yer alır. Müzik ve eğitim hayatı arasında kalan Koyuncu, müziği tercih eder ve 1993’te okulu bırakır. Çeşitli mekanlarda sahne almaya başlar. Çağdaş Oyuncular’ın sahneye koyduğu ”Faşizmin Korku ve Sefaleti” adlı oyunun müziklerini yapar. Ali Elver ile birlikte “Grup Dinmeyen”i kurar ve 1996’da Sisler Bulvarı isimli bir albüm çıkarır.

1993 yılında Mehmet Ali Barış ile “Biz” adıyla bir grup kurar. Bir yıl sonra ise, İlhan Karahan ve Metin Kalaç’ın da aralarına katılmasının ardından grubun adı “Denizin Çocukları” olarak değiştirir. Karadeniz müzikleri ile Rock müziği sentezleyen grup, 1995 yılında ilk albümleri olan “Bilmiyoruz” çıkarır.

1998 yılına ikinci albümü “ Yürüyor”u çıkarır. Aynı yıl Kazım Koyuncu ve Mehmed Ali Barış Beşli’yle yola çıkan gruba Cafer İşleyen, Gürsoy Tanç, Zülkifil Murat ve Uğurcan Sezen katılır. Yürüyor, Kazım Koyuncu’nun “Denizin Çocukları” ile çıkardığı son albüm olur, çünkü grup kısa bir süre sonra dağılır.

Kazım, ayrıldıktan sonra zor dönemler geçirir. Tuncay Akdoğan’ın “Serüvenciler” grubunun kuruluş aşamalarına katılır. Bu çalışmalar sırasında kaydettiği ‘Darbedar’ adlı şarkı, Akdoğan’ın ölümünün ardından arkadaşları tarafından çıkarılan “Veda” adlı albümde yer alır.

2000’li yılların başında askere gider. Ardından ilk solo albümü için çalışmalara başlar. 2001 yılında Viya! adlı ilk solo albümünü çıkarır, fakat albüm pek ses getirmez. 2002 yılında Gökhan Birben ile birlikte Kanal D’de ekrana gelen dönemin sevilen dizisi “Gülbeyaz’ın” müziklerini yapmaya başlar. Aynı zamanda bazı sahnelerde roller alır.

Sadece Laz müziklerinde başarılı olmadığını adeta göstermek istercesine, Kemal Sahir ile birlikte Sultan Makamı adlı televizyon dizisinin müziklerini hazırlamaya başlar. Müzikler ilgi görmeye, Koyuncu artık tanınmaya başlar, konserlerine ilgi artar. İkinci albümü Hayde’yi 2004 yılında piyasaya çıkarır. Türkçe türkülerin yanı sıra Lazca, Gürcüce şarkılarla Karadeniz’in tüm kültür ve renklerini yansıtır. Hayde, Kazım Koyuncu’yu Karadenizlilerle daha sıkı buluşturan bir albüm olur. Müthiş bir tempoyla hem Türkiye’nin her bölgesinde hem de yurt dışında konserden konsere koşmaya başlar.

Karadeniz müziğinin güçlü temsilcilerinden Fuat Saka, Volkan Konak ve Bayar Şahin ile birlikte düzenledikleri, Hey Gidi Karadeniz konserler dizisinin de öncülüğünü yapar. Bu etkinliğin popülaritesi de Hayde albümü ile artar. Her şey güzel giderken babasına hastalığını söylerken dediği gibi: “çok fiyakalı bir hastalık” a yakalanır. O da Çernobil felaketinin yakaladığı çocuklardan olmuştur.

Hastalığı ile 2004 yılı aralık ayında tanışır. Sanatçıya testis kanseri teşhisi konulmasından kısa bir süre sonra, artık tüm sevenleri acı haberi alır. Hastalığına karşı direncini yitirmeden, büyük bir mücadele verirken etrafındaki sevgi çemberiyle bu zor günlerin geçeceğine olan inancını hiç kaybetmez.

Müziğinden ve direncinden asla vazgeçmez. Kemoterapi tedavisi sırasında 4 Şubat 2005’te Taksim’de hayranlarına hastalığını unutturduğu muhteşem bir konser verir. Çok sevdiği saçlarını, gördüğü ilaç tedavisi nedeniyle, dökülmesini beklemeden kendisi kestirir. Grubundaki bütün dostları da aynı şekilde saçlarını kestirerek yüreklerinin Kazım ile birlikte olduğunu gösterirler.

30 Nisan 2005 tarihinde, hastalığı ilerlemesine rağmen Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin ödülünü almak için Trabzon’a gider ve dimdik ayaktadır. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde gençlerle buluşup çok sevdiği horonu teper, şarkılar söyler. Ayakta durmakta güçlük çekse de bırakmaz. Ve işte gidiyorum der. Daha gencecik bir hırçın fidanken 25 Haziran 2005 günü tedavi gördüğü hastanede, 33 yaşında kansere yenik düşer. 26 Haziran günü Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı törenle gözyaşları içinde memleketi Hopa’ya uğurlanır. Ve sesi her gittiği adımda uzaklaşırken, düşünceleri uzaklaşmaz.

“Devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. Yürüyüşün farklı olur. Bakkala, manava başka türlü davranırsın. Bunun için kimse sana puan yazmaz tabii ama anlarlar. Orada birisi farklı yürüyordur.” Dediği gibi, sonsuzlukta yürürken hep türküler söyler…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.