Doğu Karadeniz’de Görülmesi Gereken Yerler!

Bir ağacın bile yeşiliyle mutlu olan insanların kendilerini cennette hissettikleri yerdir Karadeniz. Yeşilin ve mavinin tonlarının uyum içinde var olduğu bu bölgede, doğanın ruhunuza dokunmasına izin verirsiniz. Denizlerin, derelerin, bahçelerin, yaylaların ruhunuza bıraktığı huzurla, içinizde yeni fidanlar yeşerir. Biz inatla oteller, binalar dikerek, plastikler saçarak bu güzelliklerin canını yakarken, doğa o kadar direnir bize. Bir gün gelecek de direnmeyi bırakacak diye ödüm kopuyor.

Şükürler olsun ki doğanın, dünya üzerinde atan bir değil binlerce kalbi var. Türkiye’deki adreslerinden biri de şüphesiz ki yazımıza konu olan Karadeniz, daha doğrusu Doğu Karadeniz. Ordu’dan başlayarak Batum’a kadar uzanan bu bölgenin çok kısa bir turunu yapıyoruz. Şöyle 5-6 gün içinde uğrayabileceğiniz başlıca turistik mekanları listeliyoruz. (Ağırlıkla şahsen uğradığım mekanları ve önemli yerleri baz aldım.)

Buyurun, doğanın bize kucak açtığı yerler:

1. Ordu

Bölgenin büyük şehirlerinden biri olan Ordu, tipik bir Doğu Karadeniz şehridir. Oldukça gelişmiş sahilleri (Ünye, Fatsa, Dolunay vb.) ile kıyısı mavi, kilometrelerce uzanan fındık bahçeleri ile üzeri yeşil kaplıdır. Türkiye ve dünyanın fındık ihtiyacını çok büyük ölçüde bu bahçeler giderir. Şehrin en dikkat çekici özelliklerinden biri, en yüksek dağlarında bile ara ara gözüken evleridir. Otomatik olarak “Bu insanlar bu evleri nasıl yapmışlar?” diye düşünürsünüz. Şehrin merkezi ise oldukça modern ve gelişmiştir. Caddesinde yürürken o büyük şehir havasını alırsınız.

– Boztepe

Biz Karadenizliler, teleferikle bir kez bile olsa Boztepe’ye çıkmayanı Karadeniz turu yapmış saymıyoruz. İşin şakası bir yana, teleferik turizmi Ordu’nun göz bebeği olmuş durumdadır. Boztepe’yi mutlaka görmelisiniz çünkü şehri ayaklarınızın altında hissedebileceğiniz bir noktadır. Yalnız, yükseklik korkunuz varsa teleferiğe binmeyiniz. Yerden bakınca “Ne var canım bunda?” diyebilirsiniz. Maalesef o iş öyle değil. 530 metre yükseklik, kalbinizi hızla attırabilir. Ben ilk bindiğimde aşağı bakmaya cesaret edememiştim, sonradan alışıyorsunuz. Deneyimleyenler, direklerin geçiş noktasındaki sarsıntıyı ise mutlaka korku içinde anlatırlar. “Yok efendim, bunlar bana dokunmaz” derseniz mutlaka binin. Sonunda ulaştığınız manzara ve eşliğinde bir demlik çay tüm keyfinizi yerine getirecektir. Geri dönüşü teleferikle yapmayayım derseniz, paraşütle de atlayabilirsiniz.

– Çambaşı Yaylası

Yayla deyince, geniş çayırları hayal etmekle başlayabilirsiniz. Çambaşı’nın yeşilliğinin yanında otelleri, restoranları, çarşısı, pazarı, piknik yerleri, lokantaları vardır. Hatta 2017’de kullanıma açılan Çambaşı Kayak Merkezi de vardır. Sanırım diğer yaylalarda kayak merkezi bulunmuyor. Yayla, adını aldığı çamları ile muhteşemdir. Bu yörede bütün doğa sporlarını, profesyonel olarak yapmak mümkündür. Ülkemizin en geniş yaylalarından biridir.

– Perşembe Yaylası, Yason Burnu ve Kilisesi

Mendereslerin diyarı Perşembe Yaylası, diğer yaylalara göre daha düzlük yerlere sahiptir. Aybastı’da bulunan yaylanın eşine pek rastlanmaz. Ucu bucağı olmayan yemyeşil bir alan… İnsanın müdahale etmediği yer; doğal gölü ve şelalesiyle de ziyaretçilerine farklı alternatifler sunar. Yaz mevsiminde; geleneksel olarak düzenlenen yağlı güreş şenlikleri, futbol turnuvaları, at ve off-road yarışlarına da rastlarsanız tadını iki katına çıkarabilirsiniz.

Yine Perşembe ilçe sınırları içinde bulunan diğer mekan ise Yason Kilisesi’dir. Karadeniz sahili boyunca üzerinde kilise bulunan tek yarımada burasıdır. Doğal iskele boyunca yürümek, denizle iç içe olduğunuzu hissettirir. Yarımada üzerinde; sahil boyunca piknik alanları, yeme içme yerleri mevcuttur. Yason Burnu Yarımadası, Altınpost Efsanesi’nin (Arganot Efsanesi) geçtiği yerdir.

2. Giresun

Sahil anlamında yeni yeni gelişen şehir, Ordu gibi fındık bahçeleri ile örtülüdür. Kirazın ana yurdu, fındığın başkenti sloganıyla kendini tanımlar. Bunun sebebi tarihte şehrin kiraz yetiştiriciliği yapmasıdır. Adını da zaten kiraz anlamına gelen “Kerasus” kelimesinden alır. Hatta kirazın turşusu bile yapılır. Evet, turşusu… Fındığın başkenti olma sebebi ise birinci kalite yağlı fındık üretilmesidir.

En önemli özelliği bölgenin yaşanabilir tek adası olan Giresun Adası‘na ev sahipliği yapmasıdır. Şöyle birkaç senedir adaya tekne turları da yapılıyor. Kültürel anlamda farklı olan özelliği ise bir halk oyunu olan “Giresun Karşılaması”dır. Ayrıca bir Çepni geleneği olan Mayıs Yedisi‘ne de ev sahipliği yapar.

Önemli durakları:

– Giresun Kalesi

Şehrin en yüksek noktalarından biridir. Yenilenen ve güvenliği sağlanan surlarında metrelerce yürüyüp deniz manzarasına hakim olurken, tarihi savaş topunun bulunduğu kısma çıkıp şehri tüm yapılarıyla panoramik olarak seyredebilirsiniz. Giresun’un en önemli ikonu Kuvayi Milliye komutanlarından Topal Osman’ın mezarı da burada bulunur.

– Mavi Göl

Şehrin Dereli ilçesine bağlı Mavi Göl, daha yeni yeni gözde mekan halini almaya başlamıştır. Sahil kesiminden yaklaşık 1-1,5 saat içeride kalan göl, eşsiz bir maviliğe sahiptir. Gölün bu denli mavi olmasının sebebi ise barındırdığı mineraller dolayısıyladır. Giresunlular bunu “acı su” olarak nitelendirirler. İç kesimde kaldığı için yolu uzun olsa da sizi caydırmasın. Yol üzerindeki Kuzalan Şelalesi’ne de bir göz atabilirsiniz. Göle vardığınızda, etrafı saran merdivenleri ve köprüleri kullanarak gezip seyir terasında fotoğraf çekilebilirsiniz.

– Kök Ev

Şehrin pek bilinmeyen noktası olan Kök Ev, yine Dereli yolu üzerinde, Ergun adında Kızılderili kültürüne bağlı bir vatandaşın kendi çabalarıyla turistik mekan haline getirdiği yerdir. Büyük bir dere üzerine kurulu bankların yanında hamaklar, tahta köprüler, tatlı bir restoran, küçük bir de alabalık çiftliği yer alır. Derenin, küçük şelalelere dönüştüğü yerler de görülmektedir. (Burada yapılıyor muydu hatırlamıyorum ama mutlaka Giresun pidesinin tadına bakın.) 

– Bektaş, Kümbet ve Kulakkaya Yaylaları

Giresun’un “golden trio”su olan bu yaylalar insanın ömrünü uzatır cinstendir. Eğer vegan değilseniz, mutlaka kuzu/dana ızgara ya da köfte yemelisiniz. Yaylanın soğuk sularını tatmalısınız. Çam ağaçlarıyla çevrili uçsuz bucaksız çayırlarda top oynamalısınız, horon tepmelisiniz, karşılama oynamalısınız. Gittiğinizde, yerli halkın kurduğu pazara denk gelirseniz mantar, pancar (kara lahana) ve süt almadan geri dönmemelisiniz. Hele bir de yayla şenliklerine denk gelirseniz değmeyin keyfinize… İsviçre Alpleri sırasını beklesin…

3. Trabzon

Bilinen Karadeniz ağzının başladığı yerdir. Yol tarifi sorduğunuzda “uşağum” kelimesiyle başlayan cümlelerle karşılaşabilirsiniz. Yine büyük şehirlerden biri olan Trabzon, belki de bölgenin en tanınan yüzüdür. Hem fındık hem çay yetiştiriciliğinin yapıldığı bölgenin en önemli unsurları; balıkçılık ve deniz faaliyetleridir. Aslına bakarsanız Karadeniz’e kıyısı olan hemen hemen her şehirde bu faaliyetler görülür. Trabzon’u öne çıkaran mesele, bir hinterland olmasıdır. Bunların dışında; Sürmene bıçağına, el yapımı kemençelere ulaşıp derelerinde rafting yapabileceğiniz, kolbastı oynayarak enerjinizi atabileceğiniz bir şehirdir.

Önemli durakları:

– Uzungöl

İçimi cız ettiren Uzungöl, yüksek dağların çevrelediği bir göldür. İçimi cız ettiren nokta, bu doğal güzelliği çevreleyen oteller, kafeler, restoranlardır. Gölün bitki örtüsü insan ve diktiği yapılar olmuş desek yeridir. Bu olumsuzlukları unutup şöyle gölün çevresini gezerken atmosferi hissedebilirsiniz. Bir de giderken hava durumuna mutlaka bir bakın, sis olduğunda pek zevk alamayabilirsiniz.

– Sümela Manastırı

Bir türlü gitmeme nasip olmayan o tarihi yer. Bunu başarıp bir kez bile görenlere selam olsun. Fikrimce ve genel kanıya göre de şehrin en ilginç yapısıdır. Büyük ihtimal siz de baktığınızda hayran olmakla beraber nasıl yapıldığını merak edersiniz. Birçok freskin yer aldığı manastıra ulaşmak için ise anlatılanlara göre çok sayıda merdiven çıkmak gerekiyormuş.

– Boztepe

Denize karşı bir çay ya da kahve içmeyelim mi? Şehrin manzaralı noktası olan Boztepe en sık ziyaret edilen yerlerindendir. Panoramik olarak şehri seyredip nefeslenebileceğiniz, ormanlık alanlarında piknik yapabileceğiniz enfes bir konumdur.

– Ayasofya

Geri dönerken hadi son bir yere uğrayalım derseniz Trabzon Ayasofyası’na mutlaka uğrayın. Hemen yol kenarındaki kilise, Sümela gibi fresklerle kaplıdır. Yüksek bir de çan kulesi bulunur.

 

 

4. Rize

Neredeyse tüm Türkiye’nin yaşam kaynağı olan, onunla yatıp onunla kalktığı “çayın” ana yurdudur. Çay bitkisinin sıra sıra dizili hali öyle muazzamdır ki hayranlıkla bakakalırsınız. Ee tabi çay bahçelerinin dizili ve sık olmasının en vurucu handikapı, bastığınız yeri görememenizdir. Yani dikkat yılan çıkabilir… Buna ek olarak nem, şehrin her köşesinde buram buram hissedilir. Demem odur ki ilk başlarda, nefes almakta zorlanabilirsiniz. Gittiğinizde almadan dönmeyeceğiniz ürün ise Anzer balı olsun. Aman diyelim, fazlası zarardır kararınca tüketmelisiniz.

Önemli durakları:

– Rize Kalesi

Gitmeye fırsatım olmayan Rize Kalesi, kentin en yüksek kalesidir. Doğal bir tepe üzerine, iç ve aşağı kalelerden oluşur. Kuş bakışı bakıldığında büyüklüğünün farkına varılan kale şehrin manzarasını sunar.  Kale çevresi, yapılan çevre düzenlemesiyle çay bahçesi olarak işletilmektedir.

– Zilkale

Yeşil dağların arasında bir kale. Rize’nin ikinci en yüksek kalesidir. Yine uzun ve yüksek yolları aştıktan sonra varacağınız kale, oldukça küçüktür. Demek istediğim, hani metrelerce surları uzanan kaleler vardır ya Zilkale öyle bir yer değildir. Maksimum 30 dakika içinde her yerini gezebilirsiniz. Bu yerin özelliği duvarlarının üstüne çıkınca uçurumun eşiğinde olmanızdır. Dağların arasından akan şelaleler ile yine seyir zevki çok yüksek olan bir mekandır.

– Ayder Yaylası

Uzunca ve hiddetli akan bir derenin, o dere üstünde zipline ve rafting yapanların eşlik ettiği yol, bir masal gibi gelir geçer. Yaylaya ulaştığınızı araba kalabalığından anlarsınız. Yolun bir tarafı alabildiğince çamların çevrelediği çayır; diğer tarafı da yine çamlarla örtülü dağlar ve ara ara o dağları dik bir şekilde bölen şelalelerdir. Hani o çayır var ya onun da bitki örtüsü aynı Uzungöl gibi otel ve yeme-içme yeridir. Olan olmuş zaten deyip “mıhlama” yemeden geri dönmeyin derim. Ayrıca, size tavsiyem çayırda hoplayıp zıpladıktan sonra biraz daha ileri gitmenizdir. Oradaki tertemiz derede ayakkabılarınızı çıkarıp gezebilirsiniz.

5. Artvin

Kendimi gerçekten Karadeniz’de hissettiğim bir şehirdir. Giresunluyum ama Artvin bir başka sanki. İnanılmaz yüksek dağlar ve o dağları kaplayan yeşillik… Aradan geçen gürül gürül bir Çoruh Nehri… Ama yaz aylarında giderseniz de inanılmaz sıcak… Dağlar rüzgarı kestiği için en çok bunalacağınız konum olabilir. Şöyle ki diğer şehirler 0-40 metre arasında bir rakıma sahipken Artvin’inki 345 metre imiş. Bunların dışında, kültürel anlamda çeşitliliği hissedebileceğiniz de bir ildir. Hemen kıyısındaki Batum (Gürcü) kültürü ile iç içedir. Hatta sınır köylerinde hiç Türkçe bilmeyen insanlarla karşılaşabilirsiniz.

Önemli durakları:

– Karagöl (Borçka)

Henüz ranta kurban gitmemiş, doğallığını aynen koruyan bir göldür. Çıkmak için bayağı bir yol kat edilir ama buna oldukça değer. Çam ağaçlarıyla çevrili dağların arasında kalmış olan göl, güzel bir seyir zevki sunar. Çadırınızı vs. aldıysanız gölün hemen kenarına kamp kurabilirsiniz. Küçük iskelesinde fotoğraf çekilebilirsiniz.

– Murgul Deliklikaya Şelalesi

Bakır madeninin kalbi Murgul, biraz iç kesimde konumlanır. En gözde mekanı Deliklikaya Şelalesi’dir. Bu şelale, oluşumundan dolayı şu sıralar turist akınına uğruyor. Kayayı aşındıran şelale, zamanla delik açıyor. İşte o delikten akmasıyla da doğal bir görsel şölen sunuyor.

– Macahel

Bir sınır bölgesi olan Macahel, kesinlikle dokunulmamış bir yerdir. UNESCO tarafından “Dünya Biyosfer Rezerv Alanı” seçilmiştir ve zengin bitki örtüsüne sahiptir. Ciddi anlamda karşıyı göremediğiniz sisler içinde, ulaşmak için bir hayli yükseklere tırmandığınız yerde ilk karşılaştığınız unsur, basınç olur. Kulaklarınız bir süre şoka uğrayabilir. Sonra yeşille kucaklaşırsınız. Bir de dere kenarında bir çay için mutlaka…

Şimdilik benim Doğu Karadeniz seyahatimden bu kadar. Ara ara kendi çektiğim, ara ara internetten aldığım fotoğraflarla ve deneyimlerim ile bu doğanın kalbinin nerelerde attığını anlatmaya çalıştım. Oralara yolunuz düşerse; saydığım yerleri ziyaret etmeye çalışmanız tavsiyemdir.

Uğradığınız yerlerde mutlaka yöresel yemeklerin tadına bakın, yüzünüzü güneşe dönün, ormanın kokusunu hissedin. Gürül gürül çağıldayan derelerin sesine kulak verin, elinizi suya değdirin, çıktığınız tepelerde dünyayı selamlayın ve en önemlisi birkaç dakikalığına da olsa bütün işlerinizi unutun ve doğayla bütünleşin.

Doğa bizim evimiz, her zaman geri döndüğümüz başlangıç noktamız.

Kendinizi hatırlayın…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.